Gece omzuma düşmüş bir kuştu,
kanadında eski yaraların sesi.
Saatlerce yürüdüm ormanda,
ağaçlar sustu, ben konuştum kendi içimle.
“Ey hayat,” dedim,
neden aşk bedenime taş gibi bağlanır?
Neden sevmek bazen
bir mezarı sırtında taşımak kadar ağırdır?
Ay, dalların arasından
yarım cevaplar bıraktı yüzüme.
Rüzgâr dedi ki:
“İnsan kalbi, hem sığınak hem yangındır.”
Ben bir kadın,
çıplak ayakla yosunlara bastım,
toprağa sordum:
neden ihanet insanın dilinde bu kadar kolay?
Neden sadakat,
kış ortasında açan tek çiçek kadar zor?
Ve orman cevap verdi hışırtıyla:
“Bazıları severken yakar,
çünkü içlerinde sönmeyen ateş vardır.
Bazıları kırar,
çünkü kendi kırıklarının sesiyle büyürler.”
Ben yürüdüm.
Her adımda eski bir acı düştü içimden.
Birinin bakışında kalmış kırık,
birinin yalanında pas tutmuş yara,
birinin gidişinde donmuş bekleyiş…
Hepsi cebimde taşlar gibi.
Dedim:
neden insanlar dolanır ateşin çevresinde
ve birbirini yakmayı seçer?
Neden bir söz,
bıçaktan derin keser kalbi?
Bir baykuş öttü uzakta,
sanki dedi:
“Çünkü insan bazen
iyileşmek yerine acıyı miras bırakır.”
Ve ben anladım,
ihanet bazen korkunun çocuğudur,
zulüm eksik sevginin gölgesi.
Kıranlar çoğu zaman
en çok kırılmış olanlar.
Ama yine de…
neden dedim, neden?
Sabaha yakın sis çökerken
bir dere buldum.
Su yüzüme baktı ve fısıldadı:
“İçinde kalan kırıklar
ölmek için değil, ışık sızdırmak içindir.”
O an
aşkın ağırlığı biraz kuşa döndü.
Bedenim hâlâ yorgun,
ruh hâlâ sorguda,
ama yürümeyi öğrendim.
Şimdi bilirim—
orman kadar yalnız olsa da kadın kalbi,
kök salar acısına.
Ve eğer biri yine yakarsa beni,
küle değil şiire dönerim.
Çünkü ben,
ihaneti soran o kadın,
kırıklarıyla yürüyen,
geceye karşı konuşan—
şimdi biliyorum:
En derin yaralar bile
bir gün
şarkı olur.
Kayıt Tarihi : 26.04.2026 09:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!