Bir şarkın olsun,
Sana ait, yalnızca seni anlatan.
Neşeyle dinlediğinde dans ettiren,
Hüzünle duyduğunda hatıralara savuran.
Bir kokun olsun,
Hep seni hatırlamak,
Hep seni bulmak,
Ve her adımda biraz daha kaybolmak,
Çünkü seni sevmenin anlamı,
Zamanla biterken,
Kaybolmuş bir yolda yeniden seni beklemek gibi.
Ölüm haberini duyduk, yüreğimiz yandı,
Sesin yankılanıyor, hatıralar kaldı.
Bir yıldız daha kaydı bu koca gökyüzünde,
Şarkıların dillerde, kalplerse hüzünde.
Camdan bakıyoruz, ama boş bakıyoruz,
Bir sabahın ışığında, umudu sararak uyanırım,
Her yeni gün, yeni bir fırsat gibi gelir bana.
Bazen yorgunum, bazen kırık dökük,
Ama içimde bir ses fısıldar:
“Yavaş ol, kalbini dinle. Umut, her zaman bir adımdır geride kalanlardan sonra.”
Duygular biriktiririm, sessizlikte kaybolur her biri,
Ve ben, bekleyen bir gölge gibi
Yalnız kalırım gecenin derinliklerinde.
Seninle geçen her an
Bir rüyanın başlangıcıydı.
Ama zaman her şeyi sildi,
Gecenin koynunda, solgun yıldızlar arasında,
Bir rüzgarın usulca geçişi, hatıraların anımsattığı,
İlk bakış,
ilk adım…
o anı hala içimde taşırım;
Seninle başlayan bir yolculuk, kaybolmuş bir zamanın yankısı.
Gözlerinde kaybolan bir dünyanın izleri,
Her adımda ardında bıraktığın hatıralar.
Bir zamanlar sararmış yapraklar gibi,
Bıraktıkça seni, ben de bir yara daha.
Kırık dökük sözler, içimde yankı,
Geceleri uyumayanların,
Gündüze sığmayan dertleri varmış.
Bazı gözyaşları yalnızca sahibine görünür,
Bazı aşklar, tek bir yüreği yakacak kadar ateşe sahiptir.
Sen neleri atlatmadın ki,
Gecenin koynunda ince bir rüzgar eser;
Hatıraların sessiz fısıltısı,
Bir zamanlar yüreklere işlenmiş eski aşkların yankısıdır.
Her damla, geçmişin kırık aynalarında
Kaybolan benliklerin izlerini taşır.
İnce bir hüzün var bu türkülerde,
Karadeniz’in dalgalarında saklı,
Serin rüzgâr, sesler uzaklara götürür,
Tatlı, doyumsuz bir özlem gibi.
Bir radyoda rastladım sana,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!