Oradan bize bakıyor Sait Faik

Hikmet Metin Çavdar
392

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

Oradan bize bakıyor Sait Faik

Ben Sait Faik'i
tanımadım kardeşim...

Aynı masaya oturmadım,
aynı vapurda
denize karşı susmadım onunla.

Sesini duymadım.

Ama
sokağını bilirim.

Abasıyanık Sokağı
benim mahalleme yakındır.

Ben o sokaktan geçerken
bir hikâyenin içinden geçer gibi
geçerim bazen.

Çünkü Sait Faik
bu şehrin yalnızca yazarı değil,

bu şehrin hafızasıdır.

Ben onu
amca çocuklarından tanıdım.

Sade insanlardı.

Gösterişsiz...

İnsana yukarıdan bakmayan,
kimsenin makamına
boyun eğmeyen,
saygın insanlar...

Sait Faik'e yakışan insanlardı.

Sonra kitaplarından tanıdım onu.

Öyle Bir Hikâye'de
insanın içindeki yalnızlığı,

Dolapdere'de
yoksulluğun yağmurla nasıl çoğaldığını,

Dülger Balığının Ölümü'nde
ölümün bile nasıl insanlaştığını,

Mahkeme Kapısı'nda
adaletin kapısında bekleyenleri,

Haritada Bir Nokta'da
koskoca dünyanın bazen
küçücük bir noktaya sığdığını,

Alemdağ'da Var Bir Yılan'da
insanın kendi yalnızlığından
kaçamadığını gördüm.

Sait Faik
büyükleri yazmadı yalnızca.

Küçük insanın
büyük yarasını yazdı.

Balıkçıyı yazdı.

İşçiyi yazdı.

Sokaktaki adamı yazdı.

Yalnızlığı yazdı.

Denizi yazdı.

Martıyı yazdı.

Ve en çok da

insanı yazdı.

Sonra
bir gün
adına verilmiş parka gittim.

Orada
Sait Faik'in heykeli vardı.

Sessizce oturuyordu.

Sanki birazdan kalkacak,

cebine ellerini sokacak,

bir hikâyenin peşine düşecekti.

Ama...

Birileri karar verdi.

Birileri
şehirlerin hafızasını
kendi karar defterlerinden ibaret sandı.

Ve Sait Faik'in heykelini
adına verilmiş parktan kaldırdılar.

Ne garip değil mi?

Park onun adını taşıyor,
ama heykeli orada fazla geldi!

İnsanın aklına
sormak geliyor:

Sait Faik'ten mi korktunuz?

Heykelinden mi?

Yoksa
heykelin temsil ettiği
o özgür ruhtan mı?

Ama hesap etmedikleri bir şey vardı.

Sait Faik'i
parkından kaldırabilirsiniz...

Ama hikâyelerinden kaldıramazsınız.

Heykelini
yerinden sökebilirsiniz...

Ama hafızamızdan sökemezsiniz.

Ve sonunda
onu yine
adına verilmiş sokakta,

müzesinin arka bahçesine
koydular.

Şimdi orada...

Sessizce...

Mahcup değil.

Boynu bükük değil.

Kırgın hiç değil.

Oradan bize bakıyor Sait Faik.

Sanki diyor ki:

“Ben buradayım.

Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?”

Ben bazen düşünüyorum:

Belki de
daha iyi bir yer seçilemezdi.

Çünkü müzenin arka bahçesi
bir bakıma
hikâyelerin arka kapısıdır.

Sait Faik
şimdi oradan
sokağa bakıyor.

Sokaktan geçenlere...

Çocuklara...

İşçilere...

Yaşlılara...

Aşık olanlara...

Yalnızlara...

Ve belki
heykelini parktan kaldıranlara bile...

Bakıyor.

Ama öyle öfkeli değil.

Sait Faik'in öfkesi
bağırmaz.

Onun öfkesi
bir cümlede durur.

Bir hikâyenin içinde
sessizce büyür.

Bir balığın gözünde
parlar.

Bir yoksulun cebinde
üşür.

Bir çocuğun yüzünde
yeniden doğar.

Ey koltuk sahipleri!

Siz heykelleri
yerinden oynatabilirsiniz.

Ama
edebiyatın yerini
oynatamazsınız.

Siz tabelaları
değiştirebilirsiniz.

Ama
hafızanın tabelasını
sökemezsiniz.

Siz parkı
başka türlü düzenleyebilirsiniz.

Ama
Sait Faik'in
insandan yana kurduğu dünyayı
yeniden imar edemezsiniz.

Çünkü edebiyatın
belediyesi yoktur.

Şiirin
mülkiyet belgesi yoktur.

Hikâyenin
tapu senedi yoktur.

Ve insanın hafızası
hiçbir iktidarın mülkü değildir.

Şimdi Sait Faik
müzenin arka bahçesinde...

Adına verilmiş sokağa bakıyor.

Ben de
o sokaktan geçerken
ona bakıyorum.

Bir heykel değil artık gözümde.

Bir tanık.

Bir hafıza.

Bir soru.

Biraz da
bizim yüzümüze tutulmuş
sessiz bir ayna...

Ve sanki soruyor:

“Ne yaptınız bu şehre?”

“Ne yaptınız insanlara?”

“Ne yaptınız
hikâyelerinize?”

Ben cevap veremiyorum.

Çünkü bazı sorulara
cevap verilmez.

Susulur.

Sonra
başımı kaldırıp
Sait Faik'e bakıyorum.

O da
oradan bize bakıyor.

Ve içimden
tek bir cümle geçiyor:

Usta, seni parkından aldılar
ama seni sokağına geri verdiler.

Şimdi
müzenin arka bahçesinden
bize bakıyorsun.

Biz de sana bakıyoruz.

Sen taşsın...

Biz insanız.

Ama nedense
bu şehirde bazen

taş olan daha çok şey hatırlıyor,
insan olan daha çabuk unutuyor.

İşte buna yanıyorum.

Ve biliyorum:

Bir gün
o parkın adı unutulabilir.

Bir tabela sökülebilir.

Bir heykelin yeri değişebilir.

Ama

Sait Faik'in hikâyesi
yerinden sökülemez.

Çünkü o artık
bir parkta değil,

bu şehrin vicdanında oturuyor.

Ve hâlâ...

Oradan bize bakıyor Sait Faik.

Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 11.08.2026 13:21:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!