Onur BİLGE
Kıbrıs’taki olaylar nedeniyle halkın tepkisine maruz kalan, büyük şehirlerde, özellikle İstanbul gibi bir cazibe merkezinde yaşamakta ve ticaret yapmakta olan Rumlar tedirgindi. Yıllardır yurt edindikleri bu güzelim topraklar artık onlara dar gelmeye başlamıştı. Tüccarlar dükkânlarını alelacele devretmeye, mülk sahipleri mülklerini yok pahasına satışa çıkarmaya, taşınmaz neleri varsa elden çıkarıp paraya dönüştürerek Türkiye’yi terk etmeye çalışıyorlardı. Bu azınlıkların rahatları kaçmış, yuvaları bozulmuştu. Sığınacak tek yerin Yunanistan olduğunda hemfikirdiler.
İstanbul’da, Rum asıllı Kapalıçarşı esnafı da neye uğradığını şaşırmış, boynu bükük, çarnaçar telaşa düşmüştü. Cana kastedenlerin cezasının kendilerine de kesilmesinden korkmuş, can derdine düşmüşlerdi. Korkak, mahzun ve sessiz bir göç hazırlığı içindeydiler. Asırlardır mutlu mesut yaşamakta oldukları bu bereketli ve hareketli toprakların kucağındaki sefaları sona ermişti. Artık bu kapıda kendilerine ekmek olmadığını idrak etmişlerdi. Ana kucağından inen birer yetim yavru gibi mahzun ve buruk, melul melul bakınmaktaydılar. Yaşlı gözlerle komşularına veda etmekte, hızla yurdu terk etmekteydiler.
Onur BİLGE
Dışarıda kıyamet kopmuş, herkes ayağa kalkmıştı. Fakat Mahir’in hiç umurunda değildi. Elinde bir kitap, karıştırıp duruyordu. Son zamanlarda sayılara fena takmışı. Hepimiz onun için endişeliydik.
“Yapma bu kadar ya! Yakında kafayı yiyeceksin! Biraz etrafına bak! Dünya kırış kıyamet! Hayat dazıradazır…” dedim.
Onur BİLGE
Onlarla geçen yaz sonunda Antalya’da bir araya geldik. Yeni evleri ki sokak ilerdeydi. Şarampol’ün en son yapılan evlerinin içinde en genişi ve en güzeliydi. Saray yavrusu falan değildi ama tek katlı tek tip Giritli evlerinin arasında herkesin gıpta edeceği kadar görkemli sayılırdı.
Bizimkiler birkaç gün çıkıp birbirlerini tanımaya çalıştıktan sonra bir akşam bu evin bütün ışıkları yanmış. İki aile bir araya gelmişler. Kendi aralarında basit bir törenle parmaklarına birer yüzük takılmış.
Onur BİLGE
Mahallede bin bir dudak bin bir dil nişanlanma olayını konuşadursun, Binnaz Nine almış torununu önüne, başlamış öğretmeye:
“Gızım, bana düşmez söylemek. Beni hiç karıştırma! Anana da düşmez! Bi gız anası nasıl söyler böyle bi şeyi! Sen kendin söyliycen! Diycen ki: “İşte böyle böyle! Bana küçükken biri hakaret etti. Korktum, kimseye diyemedim! Benim böle bi durumum var.”
Aynı aşk ormanında sarışan ağaçlarız
Kaderin harmanında karışan tüm açlarız.
İlahi aşkı bulup, huzura ermek için
Kaderin fermanında yarışan muhtaçlarız.
Güneşin yüzüne ışığın vurur
Utanır, kızarır, çekilir gider.
Nûrun, kâinatı yakar kavurur!
Sen Bâki’ sin, her şey fânidir, gider.
Silinmesi imkânsız çizgileriz biz
Rabb’imizin sesiyiz, ezgileriz biz.
Ses O’nun, varlık O’nun, her ne varsa O! ..
Allah’ı hissettiren sembolleriz biz.
Onur BİLGE
Ritmik geri sayım; son yaklaşıyor!
Kalp seslerim benden uzaklaşıyor.
Salına salına gelirken, ölüm
Ruhumda, fobiler kucaklaşıyor.
Seri katil gözlüm, hep benim ölen! ..
Nasıl dayanılır, nedir bu yakış! ?
Her parçamı bin bir parçaya bölen
Art arda cinayet işleyen bakış! ..
Artık dilsiz oyunu bitecek gibi gelir
Bana birkaç kelime yetecek gibi gelir.
Yâr, bu nasıl ilgidir; yâr, bu nasıl sevgidir?
Sesini duysam, aklım yitecek gibi gelir!




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra