Onur BİLGE
Ramazan bitmek üzere… Hemen hemen hepimiz elimizden geldiğince gereğini yapmaya çalışıyoruz. Oruçla nefsimize hükmetmeyi öğrenirken yardımlaşma ve dayanışmayı arttırarak kendimize sevgimizi çoğaltıyoruz. Birlikte oluşturduğumuz uhrevi havayı mümkün olduğu kadar teneffüs ediyor, ettirmeye gayret ediyoruz.
Bayram yaklaşmakta… Aramızda parasal sıkıntı çekenler çoğunlukta… Yetişkin de olsak, bir yanımız çocuk… Arada kendimizi şımartma hakkımızı kullanırken, mahrum kalanları ihmal etmiyoruz. Alışverişe toplu halde çıkıyor, belki biraz ucuz ama hepimize yetecek şeyler alarak sevinçlerimizi katlıyoruz.
Onur BİLGE
Zerrin Hanım, gerçekten ilginç bir insan. Tanıdığım en enteresan kadın. Anlattıklarına inanmak istiyorum, çünkü hiç yalan söylemediğinden eminim ama bazen öyle olaylar anlatıyor ki inanılacak gibi değil! Akılla mantıkla izahı mümkün olmayan birçok şey anlatıyor. Bazen masal dinler gibi dinliyorum, inanmak istemiyorum ama çoğu zaman gerçek olabilir düşüncesine kapılıyorum, günlerce aklımı kurcalayıp duruyor. Neler neler anlatıyor! Hatırladıkça bazılarını aktarayım ki unutmayayım.
Tatlı bir göçmen şivesiyle başlar konuşmaya. H harflerine hiç yüz vermez. Kamber’e benzetirim konuşmasını ama onlardan değil, Arnavut asıllı oldukları söyleniyor. Rumelili aksanıyla konuşuyor. Bursa halkının çoğunluğu öyle konuşuyor. Her neyse… Ben onun söylediklerini bu defa, olduğu gibi, duyduğum gibi yazayım.
Derdimizi halledin, ilgili bilgisizler!
Ektedir, bu konuyla ilgili bilgi; sizler
Yeter ki öğrenmek ve çözüm bulmak isteyin.
Ya da siz duyun artık, bilgili ilgisizler!
Sen kimi arıyorsun, hâlâ beni mi?
Ben bir merdivenim; çık, Rabbine yaklaş!
Bir daha bakma bana, yak bedenimi
Bütün ben’lerden kop da Rabbine yaklaş!
Yalnızlığın sessiz sokaklarında
Ürküyorum, aşkın ayak sesinden! ..
Zamanın çıldırtan 'tik tak' larında
Geçerken ölümün bin ülkesinden.
0412 – MERHAMET
Onur BİLGE
O günkü buruk veda içime evlat acısı gibi oturdu! Bir sıkıntı bir sıkıntı… Durdum durdum, duramadım, öğleden sonra havaalanını aradım. Uçak kalkmadan Çisem’le son bir defa daha konuşmak istiyordum. Defalarca aradım, çok rica ettim. “Mutlaka ulaşmam lazım! ” dedim. Birkaç defa anons edildi, ulaşamadım. Konuşturamadılar. Uçağa binmek üzere turnikeyi dönmüş.
Onur BİLGE
Bu cumartesi öğleden sonra Virane’de Işıl’ın doğum gününü kutladık. Sarı bir elbise giymişti ve ona çok yakışmıştı. Olayı çok önemsemiş olacak, saçlarını yaptırmış, iddialı bir makyaj yapmış. Oldukça hareketli ve neşeliydi. Oynadı, zıpladı, güldü güldürdü. Hemen hemen tam kadro oradaydık. Doyasıya eğlendik. Ne kadar da ihtiyacımız varmış!
Koca bebek yirmi bir yaşına girdi. Onca mumu bir nefeste söndüremedi bile. Belki de pasta çok büyük olduğundan her yere nefesi yetmedi ama herkes taksimattan payını alabildi. Sonradan gelenlere kalmadı yalnız. Ne yapalım! Vaktinde gelselermiş.
Onur BİLGE
Bugün, birkaç aydır Setbaşı’ndaki bir kafede garson olarak çalışmakta olan iki erkek arkadaşın davetine beraber icabet edelim, dedik. Neşe, Orhan ve Define ile… Yani tam kadro… Define yine inadına hepimizden farklı bir durum sergiledi. Bahçede kalmayı tercih etti. Hemen girişte, en dipteki masaya ilişti. O iki arkadaşla beraber ne kadar ısrar ettiysek de onu içeriye girmeye razı edemedik. Cebi dolu olmadığı için böyle yerlerde kendisini sığıntı gibi hissediyor.
Bir süre sonra kahvelerimiz geldi. Arkadaşlarımız, oraya gitmiş olduğumuz için o kadar sevinmişlerdi ki onca işin arasında, biri gidip biri geliyor, bizi yalnız bırakmamaya çalışıyorlardı. Bir taraftan da tanıdıklarına bizi, özellikle Define’yi göstererek, hakkımızda bilgi verdiklerini: “İşte size bahsettiğimiz Define! Çok bilgili bir insandır. Bilge bir kişiliği vardır.” gibi şeyler dediklerini söylüyorlardı. Bazılarını da yanımıza getirip, bizimle tanıştırıyorlardı. Şöyle bir selam verip gidiyorlardı. Bunlardan biri onu tanımakta çok sabırsız olduğundan olacak ki:
Onur BİLGE
Bu akşam yine dersten çıkınca kantinde toplandık. Tam altı saat aralıksız derse girmiştik, oldukça yorgunduk. Kahvelerimiz geldi, tatlı bir sohbete koyulduk.
Hasan’la Serap, hemen kapının önünde, soldaki masada oturuyorlardı. Biz kantine gelirken hararetli hararetli konuşuyorlardı. Çevrenin farkında bile değillerdi. Kendi âlemlerine dalmışlardı. Yanlarından geçtik, tanıdığımız halde selam vermedik. Çünkü çok gergindiler. Selam falan alacak durumda değillerdi. Alçak sesle tartışıp duruyorlardı.
Onur BİLGE
Hasan kendi derdindeydi. Ayrılmayı aklının ucundan bile geçirmek istemiyor, sanki gerçek teklif onaymış gibi olanca gücüyle karşı koymaya çalışıyordu. O bir seçenekti ama ona mıydı? Yani sadece ona mıydı?
Bence ayrılmak, unutmak, başkasıyla devam etmek aslında asistanın kendi özüne sunduğu bir seçenekti. Onun için belki de en akıllıca çareydi. Mantıklıydı ama aşk mantık, fıstık, edebiyat, felsefe dinlemiyordu. Matematikte ikiden öteye gidemiyor, cebirle asla çözüme ulaşmıyordu. Astronomiyle alakalı değildi, astrolojiye hiç uymuyordu. Fizikle yakinen ilişkiliyken, müzikle mükemmel bir şekilde bütünleşiyor; nasihat, uyarı, tehdit falan duymuyordu. Aşkın kanunu, bilinen hiçbir kanuna uymuyordu.




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra