Onur Bilge Şiirleri - Şair Onur Bilge

Onur Bilge

Derdimizi halledin, ilgili bilgisizler!
Ektedir, bu konuyla ilgili bilgi; sizler
Yeter ki öğrenmek ve çözüm bulmak isteyin.
Ya da siz duyun artık, bilgili ilgisizler!

Devamını Oku
Onur Bilge

Sen kimi arıyorsun, hâlâ beni mi?
Ben bir merdivenim; çık, Rabbine yaklaş!
Bir daha bakma bana, yak bedenimi
Bütün ben’lerden kop da Rabbine yaklaş!

Devamını Oku
Onur Bilge

Yalnızlığın sessiz sokaklarında
Ürküyorum, aşkın ayak sesinden! ..
Zamanın çıldırtan 'tik tak' larında
Geçerken ölümün bin ülkesinden.

Devamını Oku
Onur Bilge

0412 – MERHAMET

Onur BİLGE

O günkü buruk veda içime evlat acısı gibi oturdu! Bir sıkıntı bir sıkıntı… Durdum durdum, duramadım, öğleden sonra havaalanını aradım. Uçak kalkmadan Çisem’le son bir defa daha konuşmak istiyordum. Defalarca aradım, çok rica ettim. “Mutlaka ulaşmam lazım! ” dedim. Birkaç defa anons edildi, ulaşamadım. Konuşturamadılar. Uçağa binmek üzere turnikeyi dönmüş.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Bu cumartesi öğleden sonra Virane’de Işıl’ın doğum gününü kutladık. Sarı bir elbise giymişti ve ona çok yakışmıştı. Olayı çok önemsemiş olacak, saçlarını yaptırmış, iddialı bir makyaj yapmış. Oldukça hareketli ve neşeliydi. Oynadı, zıpladı, güldü güldürdü. Hemen hemen tam kadro oradaydık. Doyasıya eğlendik. Ne kadar da ihtiyacımız varmış!

Koca bebek yirmi bir yaşına girdi. Onca mumu bir nefeste söndüremedi bile. Belki de pasta çok büyük olduğundan her yere nefesi yetmedi ama herkes taksimattan payını alabildi. Sonradan gelenlere kalmadı yalnız. Ne yapalım! Vaktinde gelselermiş.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Bugün, birkaç aydır Setbaşı’ndaki bir kafede garson olarak çalışmakta olan iki erkek arkadaşın davetine beraber icabet edelim, dedik. Neşe, Orhan ve Define ile… Yani tam kadro… Define yine inadına hepimizden farklı bir durum sergiledi. Bahçede kalmayı tercih etti. Hemen girişte, en dipteki masaya ilişti. O iki arkadaşla beraber ne kadar ısrar ettiysek de onu içeriye girmeye razı edemedik. Cebi dolu olmadığı için böyle yerlerde kendisini sığıntı gibi hissediyor.

Bir süre sonra kahvelerimiz geldi. Arkadaşlarımız, oraya gitmiş olduğumuz için o kadar sevinmişlerdi ki onca işin arasında, biri gidip biri geliyor, bizi yalnız bırakmamaya çalışıyorlardı. Bir taraftan da tanıdıklarına bizi, özellikle Define’yi göstererek, hakkımızda bilgi verdiklerini: “İşte size bahsettiğimiz Define! Çok bilgili bir insandır. Bilge bir kişiliği vardır.” gibi şeyler dediklerini söylüyorlardı. Bazılarını da yanımıza getirip, bizimle tanıştırıyorlardı. Şöyle bir selam verip gidiyorlardı. Bunlardan biri onu tanımakta çok sabırsız olduğundan olacak ki:

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Bu akşam yine dersten çıkınca kantinde toplandık. Tam altı saat aralıksız derse girmiştik, oldukça yorgunduk. Kahvelerimiz geldi, tatlı bir sohbete koyulduk.

Hasan’la Serap, hemen kapının önünde, soldaki masada oturuyorlardı. Biz kantine gelirken hararetli hararetli konuşuyorlardı. Çevrenin farkında bile değillerdi. Kendi âlemlerine dalmışlardı. Yanlarından geçtik, tanıdığımız halde selam vermedik. Çünkü çok gergindiler. Selam falan alacak durumda değillerdi. Alçak sesle tartışıp duruyorlardı.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Hasan kendi derdindeydi. Ayrılmayı aklının ucundan bile geçirmek istemiyor, sanki gerçek teklif onaymış gibi olanca gücüyle karşı koymaya çalışıyordu. O bir seçenekti ama ona mıydı? Yani sadece ona mıydı?

Bence ayrılmak, unutmak, başkasıyla devam etmek aslında asistanın kendi özüne sunduğu bir seçenekti. Onun için belki de en akıllıca çareydi. Mantıklıydı ama aşk mantık, fıstık, edebiyat, felsefe dinlemiyordu. Matematikte ikiden öteye gidemiyor, cebirle asla çözüme ulaşmıyordu. Astronomiyle alakalı değildi, astrolojiye hiç uymuyordu. Fizikle yakinen ilişkiliyken, müzikle mükemmel bir şekilde bütünleşiyor; nasihat, uyarı, tehdit falan duymuyordu. Aşkın kanunu, bilinen hiçbir kanuna uymuyordu.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Kıbrıs’taki olaylar nedeniyle halkın tepkisine maruz kalan, büyük şehirlerde, özellikle İstanbul gibi bir cazibe merkezinde yaşamakta ve ticaret yapmakta olan Rumlar tedirgindi. Yıllardır yurt edindikleri bu güzelim topraklar artık onlara dar gelmeye başlamıştı. Tüccarlar dükkânlarını alelacele devretmeye, mülk sahipleri mülklerini yok pahasına satışa çıkarmaya, taşınmaz neleri varsa elden çıkarıp paraya dönüştürerek Türkiye’yi terk etmeye çalışıyorlardı. Bu azınlıkların rahatları kaçmış, yuvaları bozulmuştu. Sığınacak tek yerin Yunanistan olduğunda hemfikirdiler.

İstanbul’da, Rum asıllı Kapalıçarşı esnafı da neye uğradığını şaşırmış, boynu bükük, çarnaçar telaşa düşmüştü. Cana kastedenlerin cezasının kendilerine de kesilmesinden korkmuş, can derdine düşmüşlerdi. Korkak, mahzun ve sessiz bir göç hazırlığı içindeydiler. Asırlardır mutlu mesut yaşamakta oldukları bu bereketli ve hareketli toprakların kucağındaki sefaları sona ermişti. Artık bu kapıda kendilerine ekmek olmadığını idrak etmişlerdi. Ana kucağından inen birer yetim yavru gibi mahzun ve buruk, melul melul bakınmaktaydılar. Yaşlı gözlerle komşularına veda etmekte, hızla yurdu terk etmekteydiler.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Dışarıda kıyamet kopmuş, herkes ayağa kalkmıştı. Fakat Mahir’in hiç umurunda değildi. Elinde bir kitap, karıştırıp duruyordu. Son zamanlarda sayılara fena takmışı. Hepimiz onun için endişeliydik.

“Yapma bu kadar ya! Yakında kafayı yiyeceksin! Biraz etrafına bak! Dünya kırış kıyamet! Hayat dazıradazır…” dedim.

Devamını Oku