Varlığım manasını yitirmişken lacivert gecelerde, çoşarmı bu yürek gayrı. Düşsel oyuncağımsın artık solgun. Yoksun, uzaksın…
Kaldırımlar uzuyor Köşe başlarında karanlık gölgeler sarıyor beni Uçurumların dolaştığı çıkmaz sokaklarda bir ben oluyorum birde günahlar. Günahlardan arın sen, ben yanayım. Ateşsin.
Şakaklarım çatladı, şafak vurdu alnıma. Cemreler düşüyor dört bir yana, sen düşmezmisin. Kaybolan hayalin olmasın. Kış vurdu beni. Sağanağımsın
Yitik mücadelemin kader çizgisi. Sigaram, çayım, nefesim… Karabasanlar gibi çök rüyalarıma, ey nefesinin yeline kurban olduğum. Rüzgarın sesli ürpertisinde titrerken, gecenin koyu açık, sıla naz saatlerinin son anlarındayım. Gerçi sabah olmakta, kıpkırmızı yatağım ve ben aydınlık düşlerinin on dakikalık vuslatındayım.
Hüznün vuslatına vardım şafak sökerken. Hasretin oldu hazanım. Darmadağın hayallerim. Bir Erciyes sabahına uyanırken, estin caddelerin bana çıkan köşelerinden. Yağdın, yağmurlar yağdı. Halım yok.
Leyli, leyli, leyli… Başım gözüm üstüne edeli, halın sebebim oldu. Biat ederken yaram, doksandokuz yara yanarken ciğerim, bir sela vakti halım sebebin oldu. Zülüfün yüz dediuykumun yarı açık Kevser tadlı anında. Hicran geceler boyu kokuna hasret ve kırık tınıların turnalarında.
Gülün kokusu ol
Solusun pörtü böcek
Toprağa tomurcuğun düştüğü gibi
Gözlerime düş
Dillerime düş
Sözlerim ol
Keder bıraktı bulutlar
Ve tüm yollar sana çıktı sızıyla
Çığ düşmüş gibi heryere
Buram buram hasret düştü yollara
Radyolarda aşklar anlatılıyor
Erciyeste buluştuğu söyleniyor
HASRETİNİ İÇİYORUM HER VAKİT
Hayırlı gecem,
Mutlu günüm,
Mihrabım...
Dizlerimin dermanı tükeniyor
Sızlıyor bazı zamanlar
Şimdi çıkıp gelsen
Bir görsen beni
Sana benziyor hala adımlarım
Ayrı şehirlerde geç kalmanın sabahına,
Kaçıncı uyanışımız ey yar..!
Artık vakti gelmedi mi?
Masmavi gökler mis kokuları üzerine sindirmiş,
Rengarenk uçurtmalarımızı bekliyor.
Bir bayram havasına girmişken bu şehir,
Sana vaat ettiğim topraklarda hükmünü sürüyor zülüflerin ve cemalin bin parçaya bölünüp bin güneş oluyor. Isıtıyor sana inşa edilmiş sarayları, mabedleri…
Bir dua dökülüyor avuçlarımdan kardelenin duası gibi. Hazan giyinmiş Haziran süzülüyor aylardan. Ezan’ a makam ismin sanki. Cismine soyunan tabiat ismine sarılıyor.
Varlığımın en az yokluğum kadar bir değeri olsa ne yazar.
Hüviyetim hürriyetime kastetti ve yitirdim akli fonksiyonlarımı,
Cesedini toprağa seren en az bir yaprak kadar.
Oldukca geniş ve dümdüz ovaların içinde, yarı sarı yarı yeşil renklere bulanarak katediyorum kilometreleri. Uzaklardan ezgiler dinliyorum kıvrılarak geçtiğim hüzün tünellerinde. Dağlar çıkıyor karşıma, salıveriyorum kendimi. Biraz meşe biraz söğüt düşlüyorum. Seni düşlüyorum. Sonra tarlasını nadasa bırakmış bir çiftçi gibi, düşlerimide nadasa bırakıyorum çünkü kaçmalıyım. Buğdayları öğütüyor nineler, ben seni öğütmemeliyim. Biraz gözleme biraz sıkma oluyor katığım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!