Olmadığında bile keşkeleri sevdim.
İçinde biriktirdiğin hıçkırıklara avuç açmayı sevdim.
Soluduğun havayı solumayı sevdim.
Aşkın telafuzunu sormayın bana
Ben biçare sevdim.
Boğazı aldım karşıma,
Seni hala çok seviyorum. Erciyesin dumanı tütüyor bağrımda. Kilometreler de kokunu kokluyor, kaçıyorum buralardan, senden, cisminden... Aklımın bohçası bile almıyor artık, işgale yığılıyor aklımın mevsimi. Ne zaman essen, ne zaman düşünsen, sen oluyorum hala. Hayatımın rafa kaldırılmayacak kadar değersiz şeyleri içimi acıtıyor, değersiz kılıyor beni.
Avuçlarımda hala senin masalların var. Öksüzlüğümün, yetimliğimin, paçavra hallerimin ve dışlanmışlığımın avutan merhametiydin sen. Ya şimdi nerdesin, hangi solukların zindanlarındasın, parmaklarımı kanatıyor hiçliğin. Düşsel sarsıntılar düşürüyor beni. Ellerime yokluğun bile düşmüyor. Ve ben yüzümdeki yokoluşunun kalıntısıyla, kendi ayaklarımın altında eziliyorum.
Hazin bir sevdanının adıydı Adana. Çıkmaz sokakların sevdasıydı sevdam. Uçurumlarını biriktirirdim verem gecelerin. Gece yarısı sokakların iniltileri, benim şarkılarım oldu. Uzun loş caddelerinde ne güzeldi hayalini kurmak. Seyhan sen lokmanın mektubunu ara, ben bugün öleceğim.
Vuslat yok, can bihaber, sevdama ateş düştü toroslardan. Lime lime hasretim hasretliğine, feleklere inme indi toroslardan. Keder, gam, boynu büküklük, ölüm, zulüm… Meyil bırakmadım Seyhan. Sen lokmanın mektubunu ara, ben bugün bin kere öleceğim!
Dün gece, ayışığıyla yıkadım kendimi.
Kim olduğumu bilmedim.
Yıldızlar mabed gibiydi.
Yüzyıllarca yaşatacağım bir sevdanın noktalanacağı gün kadar kısa ve de kıyısında yürüdüğün ömrüme yaşattığın acı kadar uzun olsa da sana büyüyen dualarım, git çünkü ben ölümün inşa edildiği dairelerde gezinmekteyim, ömrün uzun olsun. Git, gün gelir ben ölürüm. Ölümüm sana uzak olsun çünkü sen çok yaşamalısın. Günahın çok seni bağışlıyorum o ömrü satırlarıma adamalısın.
Çok çabuk vazgeçtin, bu kadar kolay mı geçtin yeminlerden?
Seni sevmek meğer günahmış. İliklerime kadar şimdi azabını çekiyorum. Apansız geliyor artık mevsimler. Yağmurun ardında hep güneş doğuyor ve ben gökkuşaklarında kirleniyorum. Anlama duygularım ve gördüklerimi kavrama yeteneğim şimdi mucizelere kaldı. Tenimde hep hazan var, ah bir görebilsen, kaç zamandır yataklardayım, kıvranmanın sessiz sedasız hallerindeyim. Hastalıklı iklimlerde arıyorum şimdi seni, ateşli geçen gecelerde afakanlardan soruyorum seni. Siman gittikce yabancılaşıyor ama güneş ve ay hergün doğuyor. Yoksa ihraçmı ettiler seni… Zamansız sevdanın günahı çok zor geldi be küçüğüm. Tutuştur, tutuştur artık beni.
SEN ŞAHİT OLMA
Artık kimse benzetemiyor tebessümlerimi mutluluğa
Üzüntülerim bile belli belirsiz.
Bir aşk yaşanmıştı taaa orada güneşin doğduğu yerde.
Yüreğimin üzerinde hala ayak izleri.
Şimdi biraz parçalı, biraz harabe.
Gözlerin küçük bir kız çocuğunun, şehir vurgunu yemiş insanlara bakışının izlerini taşımakta. Failleri aramakta tükenmiş zamanların, bütün suçlarını kabullenebilecek kadar suskun haykırışların. Hüzünleri küfesine doldurmuş ağır bir hamal işçisi, dudaklarında besteler yazılmış, gölgende cinayet tezgahları…
Söylesene hangi şehir sana ağır geldi. Bağrına düşen recm izleri bana ait değil, öptüğüm dudaklarının kenarlarını, kurulmayı bekleyen cümleler doldurmuş. Ama hala susmaktasın. Sus konuşma duymak istemiyorum!
TAHTARAVALLİ
Çocukluğumun en ihtiyar zamanlarıydı, yokuşlarda düşe kalka koşturduğum lastiklerdi masallarım. Elimde elma şekeri, şahmeranlara anlatıyordum seni. Sonra hayatımı mıh gibi çaktın.
İnişli çıkışlı geçen bir ömrün yokuşlarında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!