Artık her gece hayalinin tavafını yapıyorum.
Ve susmalarım gitgide büyüyor.
Meryemin orucuna saklanıyorum.
Boğuluyor isyankar bir cümle,
Ve;
Kekeme anlarım cümleler türetiyor.
Çeketimi yağmurlara astım ve hayallerimi sana bıraktım, şimdi ise yazıyorum. Paramparça hayalini, kuş kanatlarına koyup seni düşlüyorum. Bir güvercinin soluğu uzaklığı kadar seni soluyorum. Yine varlığını anımsıyor usum, yine pare pare oluyor ciğerim, sana ulaşamamanın ağır yaralı halleri basıyor ve bir hastane sedyesinde sarı, kırmızı renklere bulanmış gibi hayati fonksiyonlarımı yokluyor cümleler Off… Yıkasım geliyor şehri saadetimi ama fayda vermiyor, yokluğunu kabul etmiyor ruhum. Zaman sanki sende asılı. Ve zindanlarda işkence görür yüreğim..
Bir kere olsa da gelsen, görsen sabah ezanlarında ettiğim duaları ve yıldızlarla süslediğim o kutsal vakitleri.. Kilometreleri aşsan ve üzerindeki tüm sorumlulukları çıkarıp ah bir gelsen doğmamış çocuklarıma vuslatı vereceğim…
Harabeler içinde senin gözlerine hasret yangınlar var. Harabeler içinde olmayışına okunan selalar var. Şimdi ne benim gözlerimde kaldı tarihin aşk kahramanları ne de çukurovanın bağrı yanık hasreti. Yaz geldi naraları dolduruyor kulakları oysa papatyalar doldururken sokakları, benim başıma karlar yağıyor erciyesin musluklarından. Bin hüzün aşındırıyor kapımın eşiğini, onbin ömür soluk ve yıkılmışlıkların arka sayfalarında, karalanmış satırların hicaz eşliğinde bestelerini yapıyorum. Bir ülkeye sığınışların, bin ağzın susuşları ve tüm haykırışlara inat mülteci sığındığım korunaklı satırlarda, senin gözlerini sığınak biliyor ve kahretsin sen yoksun, biliyorum.
Vatan can taşır, tebessüm eder,
Sığmaz Tanrı dağına.
Toprak kan gölünde dolanır,
Okur şehit türküsü.
Edep, haya ondadır, yazar beyaz alında,
Vatan Bozkurt gölgesi, korkutur ülküsü.
Hala sokağında insanlar ayak izlerimi konuşuyor.
Ve dirhem dirhem yanıyorum.
Usumun şafağı söküyor.
Kızılın pembesinde insanlar odalarından çıkmıyor.
Ya biz...
SEN BENİM VARLIK MABEDİMSİN
Kaşlarıma uzanan bir sen var ve gözlerimden başlıyor üşümüşlüğüm. Soluduğun havanın en ağır saatlerinde, isminin her harfine bir cemre bırakıyorum. Vuslat sancılarına düşüyorum. Geç kalınmış senli zamanların, her saniyenin salisesi miktarınca can veriyorum. Seni çok özlüyorum ve büyüyorum. Beddualar ediyor satırlar. Gel ne olur dualarında yıka beni. Sen benim ibadet saatimsin. Ey ismine şeddeler eklediğim. Gel ne olur günahlarımdan arıt beni...
Acıklı satırların yıkılanı bendim,
Satıraralarına savruşturduğum goncalarım ise sen.
Ben sana umut dedim,
Islak kaldırımların zulasına doldurduğu,
Su parçacıklarını gizliden aşrarak çıktım yollara,
İstanbul' u taktım koluma.
Ayçiçeklerine asılmış çocukca heyecanlar,
Ve bebek gıdısında hayalleri kuşanarak aştım kilometreleri.
Maviden bark,
Issız sokaklarda, düşlerime ait adımlar çıldırtıyor mahalleni.
Sahipsizliğin tanrıçası sahraların,
Tenimi yakan tarafı hücrelerimi parçalıyor.
Sabahı sarhoşların mırıldanması bozuyor.
Geceden kalan alçakça cümlelerin son kırıntıları,
Asaletin çıplaklığını sergileyen senin, damarlarını patlatıyor.
Gözlerime perde çökeli yedi bilmem ay oldu. Yokluğunun sınavını veremedim kuzum. Gece yarıları varlığında yudumladığım,ve sırılsıklam olduğum ay ışığı sızdı dudaklarımın kenarından. Acılar içerisindeyim, anlıyamıyor ve algılayamıyorum. sadece ciğerim yanıyor ateşde odun gibi.
Dualarım hançerledi beni ve çocukluğum bir okyanus kadar çilesine yaren eyledi. Onca zamandan sonra istiflediğim cümleler şimdi sus pus oturmalı, ve karantinada kavrulmalı mı?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!