Requiem Şiiri - Ahmet Eren Erdoğmuş

Ahmet Eren Erdoğmuş
11

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Requiem

I
Kandiller uyandı zulmü bitti mumların.
İnce mi ince bir ölü uyandı artık.
Başladı ölürken yeniden başlayanlar.
Mumlar karardı ölmedi bugün her gün ölenler.
Bembeyaz bir kağıdın üstünde simsiyah harfler.

Mevsim sonbahar,
Kâinatın yeni baştan yaratıldığı bir zeminden,
Yazmak için daha iyi bir zaman yoktur fikrimce.
Gözyaşlarımı sildiğim bir huysuz mendilin,
Henüz ormanda bir ağaçken ailesinden alınıp,
Fabrikadan evime kadar geldiği sürecin,
Hikâyesi kadar gerçektir;
Şakaklarımdan parşömen kağıdına damlayan tufanlar.
İşte budur gönlümü gökyüzüyle savaştıran sebep.
Budur gönlümün dağdasını,
Kuru bir tabuttan yükseltip kartanelerine sultan kılan.
Ruhum ve bedenimi bağlayan bir iplikten geçti sözlerin,
Sanki sekâr,
Sanki cahîm,
Esfele safilin.
Ruhumun közlendiği,
Bir cehennem ateşiyle kıvranıyor sözlerim.

Dilden altın çıkaran,
Kalemdir; elime yapışan lanet,
Ölümü yazdırır zorla.

Mürekkebimi çalan hırsızlarda buldum kendimi,
Yazmanın verdiği acıdan değil,
Yazmanın ve yaşamanın verdiği acıdan değil,
Kesmek zorundayım bileklerimi,
Ucunda ölmekte olsa,
Kanımla yeşermeli mısralar.
ve ruhumla hayat bulmalı harflerin sıcağı,
Ruhumla hayat bulmalı.
Bu satırların,
mutantan ve riyakâr ağrısı.
Üflemeliyim ruhumu kağıda bir püskül gibi,
Uçup gitse bile içimden nadir hayatlar.
Göğün mavisini çalmalıyım,
Boyamalıyım parşömen kağıdını bir çocuk gibi.
Ekmeliyim toprağa kardelen çiçekleri,
Dirensinler kartanelerimin katil soğuğuna.
Ölsünler kartanelerimin küstah kahkalarında.

Bitmez aydınlık görünce ağlayan çocuklar.
Ve bitmez ferfecirlere isyan,
Taşlar insan fecri her sabah usanmadan.

II
Elinden oyuncağı alınmış
"bir çocuk" isyanıydı,
Beni ölümle yüzleşmeye iten sebep.

Hani Normandiya semaları gibi,
Uçakların ışıltısıyla kararmıştı hikâyeler.

Bende öyle yaptım.
Kararttım hayallerimin ışığını korkmadan.
Zorla da yaptırmadı bana bunu kimse.

İstedim,

Bir kağıdı,
Yeniden siyah harflerle berbat etmek.

Anladım,

Ömrümün sonuna kadar,
Bu hikâye etimi kaskatı kesecek,
-Ruhuma dokunmasın kâfi.-
Dokunacak!

Ama çok geç anladım,

İlk sözü girizgâhlar değil,
Satmışlar kalemlerini karın ağrılarına,
Tacirler.

Kar yağdı,

Bir varmış bir yokmuş.
Tekerlemelere dahi düşmandır onlar.

"Yanlış batılılaşan jönler hariç."

Kalemle olan mazimize gelirsek.
Hatrı sayılır bir yakınlığımız var.
Milattan öncelere kadar,
Birnevi ortaktık aslında.
Hatta altını çizerim,
İmparatorluk kurmuştuk bir zamanlar.
Senatoda çarpık ideolojiler yayılırdı.
Balta vururduk bizde.
Kanlı paskalyalar.

Ona aitti ay ışığının karanlık tarafı.
Kalburüstü fikirler.
Zarif ihanetler,
Ondan kaçardı gölgeler.
İmrendirdi,
Sislerin ardındaki melodiler.
ve Aşk, aşık olurdu ona.
Ölüm, onun için ölmeye ölürdü.

Şimdi eskilerden kalan,
Beklemekten sıkılmış üç beş kurşun,
ve onlara parmak sallayan,
Reformist fevkalade şapkam.

***
Kafamın içindekilere kulak misafiri oldum bugün.

“Fecir sökmeden bir aydınlık vurdu yüzüme.” dedi Aşk.

“Bu sefer de acı verdi mi sana?” diye yanıtladı Ölüm.

Aşk: Yandı gözlerim ama mutluydum.

Ölüm: Ulaştın mı sonunda ülküne?

Aşk: Gözümü çevirsem kıyametim olurdu.

Ölüm: Nedir ömrünü tayin ettiğin anlam?

Aşk: Krematoryumda eşsiz bir hayal.

İnsan: Ve acı, varoluşsal.
***

Artık yaşandı hayaller,

Belki de onlar haklıdır?
Belki de zalimdir gösterişli pelerinim.

Evet, evet!

Biraz daha kulak vermeliyim onlara
Belki de,
Uçurumun başına oturup bi'sigara yakmalı?
Ölümün arzulandığı gökyüzü bakışları,
neylesin tahtımı, tacımı, kaftanımı.
Kalabalıklar içinde haykırıp ölüme yalvarmalı.

Kurşunladılar duvarlarımı,
ve kurşunladılar.
Batı cephesinde yıkılan her kulenin,
Resmini çizdiğim barok tablomu.

Ölülerin kemiklerinden şatolar.
Havada ölüm kokusu,
Birazdan kıyamet kopacak.

III
Etrafına bak kibirden hallice Ekâbir.
Gören olur mu kussam midemin çirkin esrarını?
Ölümü unutmak için yaşamı hatırlatan bu çağda;
Sürülerin ve çobanların hikayesi biraz klişe artık.
Bilmiyorum, bilemiyorum, bilsem ne olur,
Hatırlar mı ki insanoğlu her sene bugünü?
Belki kutlarlar takvimlerinde bayram niyetine,
Ya da kolay olanı seçerler,
Yas tutarlar umudun karanlığında?
İnsanlığımızın insanlığını kaybettiği gündür bugün.
Yine de insanoğlunun insan kalmak için verdiği;
Mücadeleden ziyade, bugünde kıyamdayım.
Haklıydı Schopenhauer.
Evet, belki bedenen aranızdayım hala.
Yine de ele veriyor korkularım kendini;
Ve ellerim titriyor korkudan,
Olur da bir gün "nasıl ölünür" öğrenmeden ölürsem diye.
Kafası olmayan milyonlarca beden arasında,
Bence yasaklanmalı yazdığım mısralar,
Mezar taşlarında.

Önce kuru bir şeker kamışına ithafen,
Flüt çalarak anlatmak istedim,
Göğüs kafesimin bir nefesle sıkışmasını.

IV
Bir yıldız kaydı o gece
Uçtu dünyadan bir nefes.
Seslendi kral şaşkın kalabalığa:
"Geri dönün işinizin başına."
-Eksi bir nihayetinde.-
Kafamın içinde çağrışmakta tellallar,
İntihar sesi mi yoksa bir şey mi anlatıyor?
Belki de bir kuşun ölümü esnasındaki yakarışlarından,
Geriye kalan umutsuz çığlıklarımdır?
Özgürlüğü duyumsamayan birine,
Özgürlüğü dayatan tiranlardır,
Berlin Duvarı kadar sert;
Ama süzgün bir rüya kadar sessiz yangınlarım.
Ricatla koptu ruhumdan nice hayatlar,
Kuşatmalarınla gitti nefesimden masum canlar.
Bedenim direniyor belki de bilmiyorum,
Ama ruhum,
O çoktandır çekildi bu oyundan.

Her gecenin olmaz fecri.
Bazı geceler sonsuza kadar sürer.
Bazende bir an uzundur ömürden.

V
Celladıma borçlu kalma korkusu kaçırdı uykularımı.
Ya bir gün mezar taşımı taşıyamayacak kadar yaşlanırsam?
Biliyorum,
Duymazdan gelirler sözlerimi kalın suratlı köylüler.
Yine biliyorum,
Kaçınılmaz son yaklaşırken kara bulutlarla,
Sanatımın ince tınısına dayanamayanlar,
Sanat için toplum olan sanatıma sığınacaklar.
Ama bana yüreğini aydınlık tutan cellatlar gerek,
Simsiyah bir yazgı ardına saklanan şiirlerime bir süs.
Manifesto niyetine yazdığım bu satırlar,
Kanıtlar kim olduğunu;
Kendini şair sanan Ekâbir yüreğime.

Neden öldünüz, neden dirildiniz?
Ölüler ne için yaşar?
Tekrar tekrar ölmek dışında.

VI
Nota vuruşları biraz sert
Biraz gaddar,
Vuruyor piyanist acımadan,
Korkmadan.
Piyanist her vurduğunda;
Kaçmakta insanlar,
Ölmekte,
İnsanlar.

Hiç değerli tutmadım,
Gözümden düşen bir damlayı,
Kalemimden dökülen bir harften.
Şu yaşanası dünyada kaçtım yaşamaktan.
Ne zaman bir mucize gelse yüz çevirdim sanki,
Müjdelenen kaçınılmaz son geldi sonunda.
Ansızın dokundu kokuşmuşluğun karanlığına,
İnanamadı mavi ışığa tapan rahipler.
Terk etmişlerdi atalarının dinlerini,
Terk etmişlerdi binlerce yıllık ahşap evlerini.

Aristokrat kuşların işgaline uğradı,
Bu şehre aylak aylak bakan her evin bacası.
Gecenin en aydınlık vaktinde düşmanlar bana.
Neden bilmiyorum,
Belki de Hayber'in fethinden seken,
Sapan taşlarından biri vurmuştur beni.

VII
Ey bu mısraları henüz kuru bir balçığın,
Tekerlemesiyken anlam kazandıran idea.
Birkaç kelime yığınından öte kılan güç!
Başımı iki elimin arasına alarak yalvarıyorum sana,
Daha da susatan okyanuslardan öte,
Bir yaşam bahşet bize.
Güneş üstümüze geldikçe,
Onu daha da yakasımız geliyor içimizden.
Kartanelerinden semaya uzanan köprüler yaptık.
Geri çevirdin bizi yine de huzurundan.
Sürdün Sina'dan Mısır'ın çöllerine.
Bizi katletmeye gelen katil tufanlardan,
Yeryüzünü derdest eden zalim yağmurlardan,
Senin ellerine sığındık yolumuzu kaybettiğimizde.
Hani yol da arkamızdan vurmuştu bizi.
Pusulalar dahi ters yönü göstermişti o gece.
Ölümü hatırlatan kapkara ölümden beter gece.
Ölümden hallice ölüm suretinde gece.

O gece kapandı bir çağ.
Ve öldü,
Aşk ve Ölüm'ün,
Ezelden gelen ebedî aşkının hikâyesi.

Açılır pencereler süzülür perdeler.
Hafiften soğuk bir meltemle titrer mesken.
Devrilen kapıların ardında uçan rüyalar.
Ve geceler, kandillere muhtaç geceler.
Aydınlığa hasret günahtan siyah sesler.

Ahmet Eren Erdoğmuş
Kayıt Tarihi : 3.10.2025 00:21:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!