Neresi orası
Dört gündür bir surda sıkışmış gibiyim
Penceresiz, karanlık bir oda gibi
Bıçak gibi giriyor içime ayaz
Ve gölgeler fısıldıyor eski hesapları
Ayazın içinde, ben de bir gölgeyim
Burnuma ölü balık kokusu geliyor
Hatırlıyorum bir yolculuğu
Yarıbaygın, Karapeçeliler
Bizanstan kalma pudra pembe duvarlar
Şafak vakti, soluk bir ışık
Ve her taş, geçmişin bir sır perdesi
Bir hayalin içindeyim, nerdeyim hatırlar gibiyim
Kapılar açılıyor, kapanıyor kendi kendine
Her adımda zaman bükülüyor
Benden uzaklaşıyor eski ben
Gözlerimse yalnızlığın derin kuyusunu arıyor
Her adım, yalnızlığın yankısıdır
Bir dede atların önüne atıyor kendini
Tozla karışıyor, yankılanıyor boşlukta
Bir ana ağlıyor, teni buz
Beşik bir mezarda sallanıyor sessizce
Ve rüya, geçmişin öfkesini fısıldıyor
Ağlamak, yalnızlığın sessiz dilidir
Uzaktan geliyor bir kemençe sesi
Titrek, uzak, içimdeki sessizliğe karışan
Bir hatırlama, bir özlem, bir tüy
Bedenim başka bir biçimde
Kollarım ağır, derim kalın ve tuhaf
Ayaklarım yerden kesilmiş gibi, yürüyemiyorum
Bir ses beni hâlâ hatırlıyor
Oda daralıyor, duvarlar yaklaşırken
Bir zamanlar hatırladığım yollar
Bambaşka, hiç gitmediğim bir labirent
Her hareket, her nefes beni biraz daha insan olmaktan alıkoyuyor
Duvarlar kendi kendine titriyor
Gölgeler önümde dans ediyor
Zamanın nefesi ensemi sarmalıyor
Bir çığlık gibi içimde yükseliyor
Ve yalnızlık, bedenimin içinden
Soğuk bir nehir gibi akıyor
Kanımda yankılanıyor
Her gölgeyle birleşiyor
Her nefeste beni çoğaltıyor
Ben hem bir ben, hem gölgelerim
Yalnızlık, bazen en sadık dosttur
Gölgeler gülümsüyor, ağlıyor, dönüyor
Bir çocuğun düşü, bir böceğin yürüyüşü
Ve ben izliyorum, hem ben hem değilim
Zaman akıp gidiyor, parçalanıyor
Ve umutla umutsuzluk aynı anda elimi tutuyor
Ve yine de, ben hâlâ buradayım
Sur yavaşça eriyor, gün doğuyor
Bedenim hâlâ tuhaf, hâlâ yabancı
Ama kemençe sesi, minik bir ışık gibi
Gölgelerin arasında titreşiyor
Ve düşlerimle yüzleşiyorum
Umut, karanlık bir nehirde yüzen bir ateş gibi
Titrek, kırılgan, ama hâlâ var
Umutsuzluk ise o nehrin soğuk akıntısı
Beni sürüklüyor, içime çekiyor
Ve ben, hem ateşim hem suyun içinde
Yüzmeye devam ediyorum, kırık bir camın arasından süzülen güneş gibi
Her kayıp bir intikam değil
Ama belki, bir başlangıçtır
Ve belki de, hâlâ yaşanacak bir gün vardır
Ayazın içinden süzülen ışık yalnızca var olmaktır
Ve var olmak, bazen kendi gölgenle hesaplaşmaktır
Bir ırmak gibi kıvrılır sokaklarda
Suskunluk çatırdar altında
Ve biz, ellerimizle
Dünyayı yeniden öreriz
Bir çocuğun gözlerinde gördüğüm gelecek
Bir kadının sessiz bağırışında saklı
Ve her kırılmış koltukta
Her unutulmuş sevinçte
Biz bir sevdanın gövdesini taşırız
Ve bu gövde, hiç tükenmez
Bizimle akar, bizimle kalır
Sevda bu ırmak, durmaz, solmaz
Bizimle akar, bizimle kalır
Yolumuz uzun, rüzgârla dalga dalga
Ellerimizle dünyayı tutarken
Sen gülersin;
Ben yanında dururum;
Ve şehir, toprak, gökyüzü
Bizimle nefes alır, bizimle akar
Çünkü aşk sadece bir isim değil
Bir su, bir fırtına, bir ışık
Ve biz, bu akışta birbirimizi buluruz.
Yoldaş Güneş
Kayıt Tarihi : 3.06.2026 23:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!