'...alakamızı uyandıran bir kimseyi,bizce meçhul ve meçhullüğü derecesinde cazibeli bir hayatın unsurlarına karışmış sanmak ve hayata,ancak onun sevgisiyle girebileceğimizi düşünmek bir aşk başlangıcından başka neyi ifade eder? Aşık,hemen ilk adımda bu hayata katılmayı ister ve bundan ötesi veya bundan berisi ona vız gelir...Hatta,o kadınlar ki,erkekler hakkındaki hükümlerini,bunların çehrelerinden aldıkları intibaa göre verdiklerini iddia ederler; bunların dahi,bu çehre arkasından arayıp buldukları şey o gizli başka hayattır ve kadınların,çok defa,askerlerle itfaiyecileri sivillere tercih etmelerinin sebebi de budur...Üniforma,onlar için, çehreden daha kolay okunur bir hüviyet vesikasıdır ve zırhın altında saklandığını farzettikleri kalbe -herkesinkinden başka,yumuşak ve sergüzeştçi bir kalbmiş gibi- dudak uzatırlar...Bundan dolayı,yabancı bir memlekette seyahatte bulunan bir genç hükümdar veya bir veliaht,kadın gönüllerini arzusunca fethedebilmek için mutlaka düzgün ve güzel yüzlü olmaya muhtaç değildir...Gönül işlerinde böyle zaruret,ancak borsa simsarı nev'inden silik ömürlü,herkes gibi kimseler için varit olabilir...'
'...zira,Mösyö Vinteulin,'şimdiki devrin gidişini takip eden gençlerin kıyafetlerindeki şayanı esef derbederlik' diye vasıflandırdığı gelişigüzel bir nevi giyinişe karşı pek sert bir münekkitti...'
'...bazı defa,çocukluğumdan bugüne kadar getirdiğim bir manzara parçası,öbürlerinden ayrılıp o kadar münzevileşir ve hafızamın içinde bir çiçekli Deloz gibi o kadar belirsiz bir halde yüzmeye başlar ki,onun hangi memleketten,hangi zaman -daha doğrusu hangi hülyadan- geldiğini bile söyleyemem...'
'...Mualla çok kitap okumazdı...Çoğunun sahifelerini karıştırır,daima tereddüt içinde kalır ve beğenmeyince kitabı elinden bırakırdı...Fakat bir kere de beğenirse onu tekrar tekrar okur,elinden düşürmez...Konağın kütüphanesinde ciltleri kopmuş,yaprakları kirlenmiş ve yıpranmış,köşeleri bükülmüş,orasına burasına işaretler konmuş,sahife kenarları ve satır altları kalemle çizilmiş kitaplar Mualla'nın sevdikleridir; çoğu,romandan ziyade,meşhur adamların hayatlarına ait ecnebi eserleridir...Bu kitapların yaşanmış olmaları,başkalarının tecrübeleriyle Mualla'nın ruhudur ihsas,görgü ve intiba taraflarını zenginleştiriyor...
-Ben,dedi,okuduğum kitabın kahramanlarını sevmek isterim; onları dostum farzediyorum,hep kendileriyle beraber yaşıyorum ve yanımdan ayrılmalarını istemiyorum...Onun için bir kitabın kahramanını...Hatta pek çok sevmeliyim...Senelerce aynı kitabı tekrar tekrar okuduğum vardır...Öyle bir kitap arıyorum ki bütün hayatımda bıkmadan hep onu okuyayım...
-Müfritsiniz...
-Belki; bence kitap demek bir defa okumak için yazılan şey değildir...Bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar...Onlara hayret ediyorum...Kitap...Nasıl diyeyim...İçinde yaşadığımız ev gibi olmalı,vatan gibi olmalı,ona alışmalıyız,bağlanmalıyız,köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız,her noktasına hatıralarımız karışmalı...Değil mi? Bir musiki parçası gibi...Her vakit başka başka eser okuyanlar,iki üç günde bir dostlarını,evlerini,vatanlarını değiştiren insanlara benzemezler mi? Belki bunun için her yerde pek çok kitap çıkıyor,fakat iyileri ne kadar az...'
'...böylece Swann kendi kendisiyle konuşuyordu,zira hüviyetini ilkönce tayin edememiş olduğu genç de kendisiydi; bazı romancılar gibi şahsiyetini iki kişi arasında,rüya görenle başı fesli,karşısında durmakta olan biri arasında bölüşmüştü...'
'...biz niçin roman okuruz? Çünkü roman 'icatçı hayat taklididir' ve ölmeden önce nefsini hesaba çekmeye muhatap olan insan,zamanın her an yeni tecellilerle kesintisiz akışı karşısında hayatı roman kalıpları içinde seyredip otopsiye yatırılabilir...Üstelik 'iç' e ve 'dış' a dönük ortaya koyduğu geniş hayat sahnesiyle fikri eserleri anlamanın motive edicisidir...Roman okuyan birisinin muhatap olduğu fikirleri daha pratik dinamikleştireceği ve onlara varlığın muhtevasından 'misal-suret' biçerken daha az zorlanacağını sanıyoruz...'
'...alakamızı uyandıran bir kimseyi,bizce meçhul ve meçhullüğü derecesinde cazibeli bir hayatın unsurlarına karışmış sanmak ve hayata,ancak onun sevgisiyle girebileceğimizi düşünmek bir aşk başlangıcından başka neyi ifade eder? Aşık,hemen ilk adımda bu hayata katılmayı ister ve bundan ötesi veya bundan berisi ona vız gelir...Hatta,o kadınlar ki,erkekler hakkındaki hükümlerini,bunların çehrelerinden aldıkları intibaa göre verdiklerini iddia ederler; bunların dahi,bu çehre arkasından arayıp buldukları şey o gizli başka hayattır ve kadınların,çok defa,askerlerle itfaiyecileri sivillere tercih etmelerinin sebebi de budur...Üniforma,onlar için, çehreden daha kolay okunur bir hüviyet vesikasıdır ve zırhın altında saklandığını farzettikleri kalbe -herkesinkinden başka,yumuşak ve sergüzeştçi bir kalbmiş gibi- dudak uzatırlar...Bundan dolayı,yabancı bir memlekette seyahatte bulunan bir genç hükümdar veya bir veliaht,kadın gönüllerini arzusunca fethedebilmek için mutlaka düzgün ve güzel yüzlü olmaya muhtaç değildir...Gönül işlerinde böyle zaruret,ancak borsa simsarı nev'inden silik ömürlü,herkes gibi kimseler için varit olabilir...'
-Alfred Hitchcock claimed that the FBI had him under surveillance for three months because the film dealt with uranium...
-Producer David O. Selznick originally wanted Vivien Leigh to play Alicia...
-Ben Kaya...İyilerin can düşmanı...
'...zira,Mösyö Vinteulin,'şimdiki devrin gidişini takip eden gençlerin kıyafetlerindeki şayanı esef derbederlik' diye vasıflandırdığı gelişigüzel bir nevi giyinişe karşı pek sert bir münekkitti...'
'...bazı defa,çocukluğumdan bugüne kadar getirdiğim bir manzara parçası,öbürlerinden ayrılıp o kadar münzevileşir ve hafızamın içinde bir çiçekli Deloz gibi o kadar belirsiz bir halde yüzmeye başlar ki,onun hangi memleketten,hangi zaman -daha doğrusu hangi hülyadan- geldiğini bile söyleyemem...'
'...Mualla çok kitap okumazdı...Çoğunun sahifelerini karıştırır,daima tereddüt içinde kalır ve beğenmeyince kitabı elinden bırakırdı...Fakat bir kere de beğenirse onu tekrar tekrar okur,elinden düşürmez...Konağın kütüphanesinde ciltleri kopmuş,yaprakları kirlenmiş ve yıpranmış,köşeleri bükülmüş,orasına burasına işaretler konmuş,sahife kenarları ve satır altları kalemle çizilmiş kitaplar Mualla'nın sevdikleridir; çoğu,romandan ziyade,meşhur adamların hayatlarına ait ecnebi eserleridir...Bu kitapların yaşanmış olmaları,başkalarının tecrübeleriyle Mualla'nın ruhudur ihsas,görgü ve intiba taraflarını zenginleştiriyor...
-Ben,dedi,okuduğum kitabın kahramanlarını sevmek isterim; onları dostum farzediyorum,hep kendileriyle beraber yaşıyorum ve yanımdan ayrılmalarını istemiyorum...Onun için bir kitabın kahramanını...Hatta pek çok sevmeliyim...Senelerce aynı kitabı tekrar tekrar okuduğum vardır...Öyle bir kitap arıyorum ki bütün hayatımda bıkmadan hep onu okuyayım...
-Müfritsiniz...
-Belki; bence kitap demek bir defa okumak için yazılan şey değildir...Bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar...Onlara hayret ediyorum...Kitap...Nasıl diyeyim...İçinde yaşadığımız ev gibi olmalı,vatan gibi olmalı,ona alışmalıyız,bağlanmalıyız,köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız,her noktasına hatıralarımız karışmalı...Değil mi? Bir musiki parçası gibi...Her vakit başka başka eser okuyanlar,iki üç günde bir dostlarını,evlerini,vatanlarını değiştiren insanlara benzemezler mi? Belki bunun için her yerde pek çok kitap çıkıyor,fakat iyileri ne kadar az...'
'...böylece Swann kendi kendisiyle konuşuyordu,zira hüviyetini ilkönce tayin edememiş olduğu genç de kendisiydi; bazı romancılar gibi şahsiyetini iki kişi arasında,rüya görenle başı fesli,karşısında durmakta olan biri arasında bölüşmüştü...'
'...fakat,bir eserden bizde kalan en güzel intiba ekseriya akortsuz bir piyanoda,acemi parmaklarca çıkarılan seslerden yükselmiş olandır...'
-Star light, star bright
wish me luck, wish me light,
make my wish come true tonight...
(A Place In The Sun)
'...biz niçin roman okuruz? Çünkü roman 'icatçı hayat taklididir' ve ölmeden önce nefsini hesaba çekmeye muhatap olan insan,zamanın her an yeni tecellilerle kesintisiz akışı karşısında hayatı roman kalıpları içinde seyredip otopsiye yatırılabilir...Üstelik 'iç' e ve 'dış' a dönük ortaya koyduğu geniş hayat sahnesiyle fikri eserleri anlamanın motive edicisidir...Roman okuyan birisinin muhatap olduğu fikirleri daha pratik dinamikleştireceği ve onlara varlığın muhtevasından 'misal-suret' biçerken daha az zorlanacağını sanıyoruz...'
Gökhan Yamangül