'...tekrar divana uzandım ve nefretimi kendime saklamak için başımı duvar tarafına doğru meylettirdim...İçimde o anda birdenbire eriyerek yok olmağı güzelleştiren ve etrafımla bütün bağlarımı kemiren derin bir tiksinti vardı...'
'...fakat,sonra anladım ki,bu fresklerin şaşırtan acayipliğiyle kendilerine mahsus güzelliklerinin ilk bakışta anlaşılamamazlığı onlar üstüne hakim olan sembol mefhumuna büsbütün başka bir mana verilmesinden ileri geliyordu...Zira,ressam,sembolü sembol olarak bırakmamış,onu daha iyi ifade edebilmek için hayatın elle tutulur,gözle görülür maddi,reel şekilleri içine sokmuş ve bu suretle eser daha çok Konkret,daha göze çarpar bir hale girmiştir...Bulaşıkçı kızda da,bütün dikkatimiz,dönüp dolaşıp,ona en çok zahmet vermekte olan yük üstünde,yani hep karnında toplanmıyor muydu? Bunun gibi can çekişenlerin bütün düşüncesi de,doğrudan doğruya ölüm mefhumundan ziyade,ölümün büsbütün ters olan ve kendilerini bir ağır yük altında gibi ezen bir soluk alma zorluğu,bir su içme ihtiyacı şeklinde tecelli eden elemli karanlık ve fakat hakiki cismani duygular üzerinde saplanıp kalmaz mı?
Şu halde,Padoue ressamlarının meydana getirdikleri fazilet ve kabahat timsallerinde ne kadar çok realite mevcut olacaktı ki,ben,onları bizim gebe hizmetçiye benzetebiliyor ve gebe hizmetçiyi de bunlar derecesinde rumuzlu buluyordum...Demek ki,herhangi bir insan ruhunun (hiç değilse görünüşte) yapmakta bulunduğu faziletli bir hareketle alakadar olmayışında,daha doğrusu bunu adeta bilmeyerek yapışında estetik bir kıymetten başka,bir psikolojik veya (bazı alimlerin dediği gibi fiziognomonik) bir realitenin tezahürünü görmek lazım gelir...Nitekim,çok zaman sonra,hayatın tesadüfleri beni,nice kutsal ve hakiki sevapların işlenmekte olduğu müessese veya manastırlara sevkettiği vakit daha yakından gördüm ki buralarda çalışanların yüzünde umumiyetle hakim olan tavır bir cerrahın yüzündeki neşeli,müspet,kayıtsız ve sert ifadedir; evet,gördüm ki,fukaralara,hastalara,öksüz yavrulara yardım yoluna ömrünü vakfetmiş bu insanların yüzünde,insanlık acılarına karşı hiçbir merhamet,hiçbir şefkat,o acılarla karşılaşmaktan hasıl olma hiçbir kaygı ve korku alameti yoktur ve yüzler tam ve gerçek 'iyilik'in ekşi,sevimsiz ve ulvi çehresidir...'
'...bu,belki de,bendeki 'nefs koruma' instenktinin başka bir şekliydi...Hislerimizin ve hayallerimizin en güzel,en tatlı kısımlarını kendi canımız gibi esirgememiz ve bunlarda yanılmış aldanmış olduğumuzu hiçbir vakit itiraf etmek istemeyişimiz bu instenkin en belli tezahürlerinden biri değil midir? '
'...Swann,o müzik cümlesine kendi aşkının ölçüsünde bir değer vermek meylini o kadar ileri götürmüştü ki,onun yanıbaşlarından bile sonsuz ve engin kalışına ve kendilerine hitabettiği halde şahıslarını hiç tanımayışına tahammül edemiyordu...Ve hediye verilmiş bazı mücevherlerin suyiyle sevilen bir kadın tarafından yazılmış mektupların kelimelerinde yalnız kendi gönül alakamızın cevherini ve o kadının kendine mahsus edasını bulamayarak kızışımız gibi Swann da,o müzik cümlesinin,her şeye rağmen,zati ve sabit bir güzellik taşıyışına sinirleniyordu...'
'La Strada' (1954)
Federico Fellini
...
Ve tabutta,incecik,o kadın var,anladım;
Bir köşede ağladım...
pastime paradise...
Paradis-sicilienne...
'-Sen kendini zeki zannedersin...Fakat ameli hayatta hiçbir şey değilsin...Feci surette safsın...'
'...tekrar divana uzandım ve nefretimi kendime saklamak için başımı duvar tarafına doğru meylettirdim...İçimde o anda birdenbire eriyerek yok olmağı güzelleştiren ve etrafımla bütün bağlarımı kemiren derin bir tiksinti vardı...'
'...fakat,sonra anladım ki,bu fresklerin şaşırtan acayipliğiyle kendilerine mahsus güzelliklerinin ilk bakışta anlaşılamamazlığı onlar üstüne hakim olan sembol mefhumuna büsbütün başka bir mana verilmesinden ileri geliyordu...Zira,ressam,sembolü sembol olarak bırakmamış,onu daha iyi ifade edebilmek için hayatın elle tutulur,gözle görülür maddi,reel şekilleri içine sokmuş ve bu suretle eser daha çok Konkret,daha göze çarpar bir hale girmiştir...Bulaşıkçı kızda da,bütün dikkatimiz,dönüp dolaşıp,ona en çok zahmet vermekte olan yük üstünde,yani hep karnında toplanmıyor muydu? Bunun gibi can çekişenlerin bütün düşüncesi de,doğrudan doğruya ölüm mefhumundan ziyade,ölümün büsbütün ters olan ve kendilerini bir ağır yük altında gibi ezen bir soluk alma zorluğu,bir su içme ihtiyacı şeklinde tecelli eden elemli karanlık ve fakat hakiki cismani duygular üzerinde saplanıp kalmaz mı?
Şu halde,Padoue ressamlarının meydana getirdikleri fazilet ve kabahat timsallerinde ne kadar çok realite mevcut olacaktı ki,ben,onları bizim gebe hizmetçiye benzetebiliyor ve gebe hizmetçiyi de bunlar derecesinde rumuzlu buluyordum...Demek ki,herhangi bir insan ruhunun (hiç değilse görünüşte) yapmakta bulunduğu faziletli bir hareketle alakadar olmayışında,daha doğrusu bunu adeta bilmeyerek yapışında estetik bir kıymetten başka,bir psikolojik veya (bazı alimlerin dediği gibi fiziognomonik) bir realitenin tezahürünü görmek lazım gelir...Nitekim,çok zaman sonra,hayatın tesadüfleri beni,nice kutsal ve hakiki sevapların işlenmekte olduğu müessese veya manastırlara sevkettiği vakit daha yakından gördüm ki buralarda çalışanların yüzünde umumiyetle hakim olan tavır bir cerrahın yüzündeki neşeli,müspet,kayıtsız ve sert ifadedir; evet,gördüm ki,fukaralara,hastalara,öksüz yavrulara yardım yoluna ömrünü vakfetmiş bu insanların yüzünde,insanlık acılarına karşı hiçbir merhamet,hiçbir şefkat,o acılarla karşılaşmaktan hasıl olma hiçbir kaygı ve korku alameti yoktur ve yüzler tam ve gerçek 'iyilik'in ekşi,sevimsiz ve ulvi çehresidir...'
'...ancak bu yüzden kıymeti artmış şeylerde bulmaya uğraştığımız hassa hep kendi ruhumuzun onlar üstüne aksettirdiği ışıktır...'
'...bu,belki de,bendeki 'nefs koruma' instenktinin başka bir şekliydi...Hislerimizin ve hayallerimizin en güzel,en tatlı kısımlarını kendi canımız gibi esirgememiz ve bunlarda yanılmış aldanmış olduğumuzu hiçbir vakit itiraf etmek istemeyişimiz bu instenkin en belli tezahürlerinden biri değil midir? '
'...Swann,o müzik cümlesine kendi aşkının ölçüsünde bir değer vermek meylini o kadar ileri götürmüştü ki,onun yanıbaşlarından bile sonsuz ve engin kalışına ve kendilerine hitabettiği halde şahıslarını hiç tanımayışına tahammül edemiyordu...Ve hediye verilmiş bazı mücevherlerin suyiyle sevilen bir kadın tarafından yazılmış mektupların kelimelerinde yalnız kendi gönül alakamızın cevherini ve o kadının kendine mahsus edasını bulamayarak kızışımız gibi Swann da,o müzik cümlesinin,her şeye rağmen,zati ve sabit bir güzellik taşıyışına sinirleniyordu...'