Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Esmaül Hüsna19.03.2026 - 09:17

    herkes aynı hayatı hak ediyor diyorlar
    ama dünya tek

    hak büyüdü
    yer küçülmedi
    ama yetmedi

    birinin hakkı
    ötekinin payına değdi

    ölçemedik
    ne kadarının yeter olduğunu

    beş dünya lazım dediler
    ben birinde bile
    fazla geldim

    adımı yazdılar
    tüketilen şeylerin altına

    sildim
    yerine başka biri yazıldı

    Resim yapma süreci çalışıyordu ,

    zemin mükemmeldi ama benim çabam somut değildi henüz

  • Esmaül Hüsna19.03.2026 - 09:15

    etiketin içinde
    ince bir iplik kaldı
    parmağına dolandı
    kimin sardığı belli değil

    kutu açıldı
    içinden bir koku çıktı
    deniz mi, mazot mu
    yolu hatırlayan yok

    bir düğme kopmuş
    yenisi takılmış
    eskisini kim dikti
    yenisini kim söktü

    bir el vardı
    fotoğrafa girmedi
    ama iz bıraktı
    kenarda

    gece çalışıldı
    ışık açık kaldı
    ürün sabah hazırdı
    uyku hazır değildi

    bir kuş uçmadı
    ağaç yoktu
    ama masa vardı
    düzgün

    fiyat yazıyordu
    küçük bir kâğıtta
    ne eksik ne fazla
    ama bir şey yoktu

    ben aldım
    kullandım
    bitti sandım

    bitmedi


    1. Üreten ama görünmeyenler

    Uzak ülkelerde tekstil işçileri

    Tarım işçileri, maden işçileri

    Parça başı çalışan, adı bilinmeyen insanlar
    › Ürünün üstünde marka var, onların adı yok

    2. Taşıyanlar

    TIR şoförleri, gemi mürettebatı

    Depo çalışanları, kuryeler
    › Zamanı taşıyorlar ama zamanları yok

    3. Parçalayanlar (doğa tarafı)

    Kesilen ormanlar

    Kirlenen sular

    Sessizce yok olan türler
    › Konuşamıyorlar ama en büyük bedeli ödüyorlar

    4. Sistem kurucular

    Şirketler, finans ağları

    Üretimi dağıtan, fiyatı belirleyen yapılar
    › Görünürler ama sorumlulukları dağılmış halde

    5. Biz

    Tüketen, isteyen, hak talep eden
    › Görünen tarafız ama sürecin içindeyiz

    Doğal kaynaklar ve ekolojik ayak izimiz dünyanın ürettiğinden fazlaysa belki hepimiz lüks içinde yaşamak istiyoruz

    Ama bu gezegen hepimizin :)

  • Esmaül Hüsna19.03.2026 - 09:11

    Tam üç güzelleri bir kitaptan okurken üç güzelleri sergide görmek güzeldi

    Kapadokya'nın simgesi olan Üç Güzeller peribacaları, bir prenses ile çobanın yasak aşkını ve kralın öfkesinden kaçarken taşa dönüşmelerini anlatan, aile birliğini simgeleyen trajik bir efsanedir. En öndeki çoban, ortadaki çocuk, arkadaki ise prenses olarak betimlenen bu oluşumlar, çocuğu olmayanların dua ettiği kutsal bir yer kabul edilir.

    Güzeller, Roma mitolojisinin, antik uygarlıkların en olumluları arasında tapınma yoluyla elde edilen uyumu ima etme yeteneğine sahip bir ikonografinin yayılmasını desteklemek için Yunan Karyatid örneğinden aldığı üç kardeş tanrıçadır. sanat, doğa ve bitki örtüsü, insanın yaşama sevincinin temelleri...

    Çok sayıda ressam bu konuyu ele almıştır

  • Esmaül Hüsna16.03.2026 - 21:21

    Şiirsel olarak da çok temiz bir yapı:
    kısa
    doğrudan
    imge net
    Bu tarz, sevdiğini söylediğin şairlerin bazılarına da yakın. Mesela William Wordsworth’ün şiirlerinde de bazen tek bir sade cümle çok büyük bir duyguyu taşır.
    Merak ettim:
    Bu dize tek başına bir şiirin parçası mı, yoksa tek başına duran bir cümle/aforizma gibi mi yazdın?

    :))

  • Esmaül Hüsna16.03.2026 - 21:18

    “Yolda görsem başımı çeviririm” dediğinde aslında çok tanıdık bir tavrı anlatıyorsun.
    Bu söz genelde şu anlamda kullanılır:
    Mesafe koymak
    Tartışmaya girmemek
    Görmezden gelmek
    Yani insan bazen kavga etmekten, açıklama yapmaktan ya da bir şeyi düzeltmeye çalışmaktan vazgeçer.
    Sadece kendi yoluna bakar.
    Bu biraz önce söylediğin diğer sözlerle de aynı çizgide:
    Her duyduğuna inanma
    Kaş yaparken göz çıkarmak
    Gölge etme başka ihsan istemem
    Hepsi bir noktaya geliyor:
    İnsan her meseleye girmek zorunda değildir.
    Bazen en sakin ve en güçlü tavır gerçekten şu olur:
    Başını çevirip yoluna devam etmek.
    Çünkü bazı tartışmalar:
    bitmez
    kimseyi ikna etmez
    sadece insanı yorar
    O yüzden insanlar bazen şöyle bir çizgi çizer:
    “Benim yolum ayrı.”
    Senin cümlen de tam böyle bir mesafe cümlesi gibi duruyor.


    Şiir : mesafeler olmaksızın bir aşk yarat bana
    ...


    ?

  • Esmaül Hüsna16.03.2026 - 21:13

    “Her duyduğuna inanma” da Türkçede çok temel bir öğüt gibidir.
    Anlamı şudur:
    İnsan kulağına gelen her sözü doğru kabul etmemeli. Çünkü:
    insanlar yanlış anlayabilir,
    abartabilir,
    eksik anlatabilir,
    hatta bazen bilmeden yanlış bilgi yayabilir.
    Bu yüzden bu söz aslında aklı ve ölçüyü koruma tavsiyesidir.
    İslam geleneğinde de buna çok benzeyen bir uyarı vardır.
    Quran’da bir ayette şöyle bir ilke verilir: Bir haber geldiğinde araştırın, hemen hüküm vermeyin. Yani duyulan şeyi süzgeçten geçirmek gerekir.
    Senin arka arkaya söylediğin üç deyim de aynı çizgiye geliyor:
    Gölge etme, başka ihsan istemem › İnsan bazen sadece engellenmemek ister.
    Kaş yaparken göz çıkarmak › İyilik diye yapılan şey zarar verebilir.
    Her duyduğuna inanma › Sözü ve bilgiyi süzmek gerekir.
    Üçü birlikte aslında şöyle bir hayat tavsiyesi gibi duruyor:
    İnsan kendi aklını, inancını ve yolunu korumalı.

  • Esmaül Hüsna16.03.2026 - 21:08

    “Kaş yaparken göz çıkarmak” Türkçede çok güçlü bir deyimdir.
    Anlamı kısaca şudur:
    Bir şeyi düzeltmek, iyilik yapmak ya da fayda sağlamak isterken daha büyük zarar vermek.
    Yani niyet iyi olabilir ama sonuç kötü olur.
    Basit örneklerle düşünürsek:
    Birini savunmak isterken onu daha zor duruma düşürmek
    Bir sorunu çözmeye çalışırken sorunu büyütmek
    Bir şeyi düzeltirken asıl değerli olanı bozmak
    Deyimin gücü şu görüntüden gelir:
    Kaş küçük bir şeydir; onu düzeltmeye çalışırken gözü çıkarmak, yani çok daha büyük ve geri dönülmez bir zarar vermek.
    Senin önceki söylediklerinle de bağlanıyor aslında.
    İnanç, sanat veya insanların hassas olduğu konularda bazen insanlar:
    açıklama yaparken
    tartışma açarken
    eleştiri yaparken
    iyilik yaptıklarını sanıp daha büyük kırılmalar yaratabiliyorlar.
    İşte tam buna “kaş yaparken göz çıkarmak” denir.
    İstersen merak ettiğim bir şey var:
    Bu deyimi burada söylerken daha çok din tartışmaları için mi, yoksa sanat ve yorumlar için mi düşündün?
    Yoksa ikisi için birden mi?

  • Esmaül Hüsna16.03.2026 - 21:01

    “Gölge etme, başka ihsan istemem senden” sözü çok meşhur bir hikâyeden gelir.
    Bu söz, filozof Diogenes ile hükümdar Alexander the Great arasında geçen bir anlatıya bağlanır.
    Hikâyeye göre:
    Büyük İskender, Diogenes’in ününü duyar ve onu görmek ister.
    Diogenes o sırada yerde uzanmış, güneşlenmektedir.
    İskender yanına gelir ve şöyle der:
    “Ben İskender’im. Dile benden ne dilersen.”
    Diogenes ise hiç ayağa kalkmadan sadece şunu söyler:
    “Gölge etme, başka ihsan istemem senden.”
    Yani anlamı şudur:
    Bana bir şey vermene gerek yok.
    Sadece özgürlüğüme ve ışığıma engel olma.
    Bu söz yüzyıllardır bağımsızlık ve sade yaşamın simgesi gibi anlatılır.
    Bir insanın en büyük isteğinin bazen sadece engellenmemek olduğunu söyler.
    Senin burada yazman da sanki aynı ruhu taşıyor:
    “Bırakın insan kendi inancını, kendi sanatını, kendi düşüncesini yaşasın.
    Gölge etmeyin.”
    Bazen gerçekten insanın istediği tek şey bu oluyor. ??

  • Esmaül Hüsna16.03.2026 - 20:35

    Anlıyorum. İkisi birden olunca insanın sabrı daha çok zorlanır.
    Hem konuşma tarzı saygısız veya yüzeysel olduğunda, hem de kutsal sayılan konular sürekli tartışma malzemesi yapıldığında, insan doğal olarak yorulur.
    Birçok inanç geleneğinde bu yüzden iki ilke vurgulanır:
    1. Saygı (edep)
    İnançla ilgili konuşurken dilin dikkatli olması.
    Mesela Quran’da da bazı konuların alaya alınmaması gerektiği vurgulanır.
    2. Sınır bilmek
    Her şey tartışma konusu yapılmaz.
    Bazı şeyler yaşanır, korunur ve saygıyla bırakılır.
    Senin söylediğin düşünce aslında şöyle bir noktaya geliyor:
    İnsan inanıyorsa yaşar.
    Tartışmak zorunda değildir.
    Bu tavır birçok müminin seçtiği bir yol.
    Yani herkesle polemiğe girmek yerine kendi inancını sessizce yaşamak.
    Ve senin daha önce söylediğin sanat meselesiyle de bu ilginç biçimde örtüşüyor:
    Resim yaparken de diyordun ki “doğruları temsil etsin bana yeter.”
    Bu aslında aynı yaklaşım:
    İnanç › yaşamak
    Sanat › temsil etmek
    İkisi de bazen çok konuşmadan yapılır.

  • Esmaül Hüsna16.03.2026 - 20:32

    Söylediklerinde iki güçlü duygu var: saygı ve rahatsızlık.
    Yani bir yandan dinin ciddiyetini korumak istiyorsun, bir yandan da insanların bunu hafife alan tartışmalara çevirmesine itiraz ediyorsun.
    İslam geleneğinde gerçekten şöyle bir düşünce vardır:
    Namaz, kul ile Allah arasında doğrudan bir konuşma gibidir. Peygamber olarak bilinen Muhammad’e atfedilen birçok rivayette namazın “kulun Rabbi ile münacaatı (içten konuşması)” olduğu anlatılır. Yani namazın belli vakitlerde olması disiplin ve düzen içindir.
    Ama senin söylediğin itiraz şu noktaya gidiyor:
    İnancı hafif tartışma konusu yapmak doğru değil.
    Din ile müminin hayatı alay veya spekülasyon konusu yapılmamalı.
    İnsan gerçekten ne anladıysa onun sorumluluğunu taşır.
    Bu yüzden şu cümlen çok dikkat çekici:
    “Din iman ayrı konu, mümin ayrı konu.”
    Bu aslında çok eski bir ayrım.
    Din öğreti olabilir, ama mümin yaşayan insandır. Herkesin anlayışı, niyeti, tecrübesi farklıdır.
    Son soruna gelirsek:
    “Kıyamet ne gün? Bu kadar saçma soru mu olurdu?”
    İslam düşüncesinde kıyametin tam zamanı bilinmez. Kur’an’da bunun bilgisinin yalnız Allah’ta olduğu söylenir. İnsanların görevi tarihini bilmek değil, hayatını buna göre sorumlulukla yaşamaktır. O yüzden bazı alimler “kıyametin gününü sormak yerine insanın kendi halini sorması gerekir” demiştir.
    Yani mesele genelde şu noktaya bağlanır:
    Ne zaman olacağı değil
    İnsan o güne nasıl hazırlanıyor
    Senin yazdıklarında ise daha çok şu duygu var gibi:
    İnanç ciddi bir şeydir; onu hafife indirerek tartışmak doğru değildir.
    Bu tavır aslında birçok inançlı insanın paylaştığı bir hassasiyet.

    “Üçü de” demen çok anlaşılır. İnanç söz konusu olduğunda insanlar genelde şu üç şeyden gerçekten rahatsız olur:
    Şaka veya alay konusu yapılması
    Çünkü inanç birçok insan için sadece fikir değil, hayatın merkezi. O yüzden hafif konuşulduğunda saygısızlık gibi hissedilebilir.
    Yüzeysel konuşulması
    Büyük ve derin konular birkaç cümleyle hükme bağlanınca insan “bu kadar basit değil” diye düşünür.
    İnandığını yaşamak isteyenlere müdahale edilmesi
    Bu da en zor tarafı. Çünkü inanç aslında vicdan ve niyet alanıdır.
    İslam geleneğinde de bu hassasiyet vardır. Mesela Quran’da bazı konuların bilgisinin sadece Allah’a ait olduğu özellikle söylenir. Kıyametin zamanı gibi şeyler buna örnek verilir. Yani insanın görevi her şeyi tartışarak çözmek değil, kendi sorumluluğunu taşımaktır.
    Senin söylediğin şu ayrım da çok yerinde:
    Din ayrı konu, mümin ayrı konu.
    Din bir öğreti olabilir ama mümin yaşayan bir insandır; niyeti, anlayışı, tecrübesi farklıdır. Bu yüzden kimsenin başkasının imanını küçümsemeye veya hiçe saymaya hakkı yoktur.
    Aslında senin söylediğin şeyin özünde şu var gibi görünüyor:
    Saygı olsun
    Ciddiyet olsun
    İnsan inandığını yaşayabilsin
    Bu üçü olduğunda tartışma bile daha sakin ve anlamlı olur.