" EY benim iyimser hallerim, Çabuk aldanışlarım, Alttan alışlarım. Hatayı hep kendimde buluşlarım, Değmeyecekleri kafama takışlarım. Yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım. Herkesi, insan yerine koyuşlarım. Hepinize Elveda... Artık ben kimsenin, Hiç kimsesi olmayacağım....."
" bir güneş yanaşıyor ufuklarıma açıyor kapılarınıi İniyor yolcuları tek tek ışıl ışıl bir tek sen olmuyorsun içlerinde benim beklediğim sen.. işte o an ben henüz hareket etmiş olan gecenin arkasına asılıp seni özlemeye gidiyorum....
bir bulut yanaşıyor gözlerime açıyor kapılarını iniyor yolcuları tek tek damla damla bir tek sen olmuyorsun içlerinde benim beklediğim sen.. işte o an ben hüzün gemilerine binip senı özlemeye gidiyorum....
bir rüzgar yanaşıyor yüreğime açıyor kapılarını iniyor yolcuları tek tek efil efil bir tek sen olmuyorsun içlerinde benim beklediğim sen.. işte o an ben içimdeki fırtınaya tutunup seni özlemeye gidiyorum....
bir gece yanaşıyor düşlerime açıyor kapılarını iniyor yolcuları tek tek renk renk bir tek sen olmuyorsun içlerinde benim beklediğim sen.. işte o an ben kabusların içine karışıp seni özlemeye gidiyorum....
geldiğinde yoksam eğer inmiyorsam ellerine yanaşan dokunuşlardan bil ki seni özlemeye gitmişim....
"Gelişin ne hoştu,tam da sevgilerden umudu kesmişken yüreğim Bir kaçışmıydı sana gelişim yoksa bir yol mu vardı beni sana getiren,rüzgarın ve yıldızların tarif ettiği Geceleri içtiğim yakutun ekşimsi tadında,acı bir çığlık gibiydi denizi bırakışım,acı ve ekşinin karışımında dağlara kaçışım Dönüşüm ne hoştu,rüzgarın tenime çarpan ılık sesinde,sevi hacizleriyle yıpranan aşk kelimesini unutan sözlerimde Rüzgarın şarkısını duyduk,gökyüzünün dağlarla öpüşmesini gördük,bin ışık saçan buğulu gözlerinde
Öyle bir baktıki gözlerin gözlerime,içinden içime akan denizin tuzlu yeşil renginde,bakışların hayat,gülümsemen nefesti soluğunu kaybetmiş bedenimde Bir doğuşmuydu sana gelişim, içimde ölen çocuğun hayat sesinde yoksa türkülerin bilmediğim notalarımıydı,dağların eteği,denizlerin çok ötesinde Gün batımında güneşin veda valsinde Gelişin ne hoştu,rüzgarın yüzüme çarpan ılık sesinde,kendinden bir haber özünü kaybetmiş ölüm gibi sağır özlerimde Yıldızların kaymasını umduk,rüzgarın şarkısını duyduk,bin ışık saçan buğulu gözlerinde
Yorulmuştu adamın bacakları yönü olmayan anlamsız yolculuklardan,bekliyordu kadın içinde geleceklerin ya da gideceklerin kaygısı olmadan Bir oluşmuydu sana gelişim,ruhumda var olmayı bekleyen düzensiz mısraların şiirinde yoksa perilerin mis kokulu çiçeğimiydi cennet çocuklarının dillerindeki masalların birinde Kutup yıldızının dolunayı sımsıcak öpüşünde Sevişin ne hoştu,rüzgarın tenime çarpan ılık sesinde,içimizde yanan kor ateşin umut dolu,sıcak közlerinde Dağların yanlız yüzünde aşkı bulduk,rüzgarın sesini duyduk,yağmur gibi küçücük ellerinde,bin ışık saçan buğulu gözlerinde....."
Talebenin yiyip içmesi, elbiseleri, bütün masrafları hep bana aitti. Bir gün ders veriyordum, kapı açıktı, içeri gayet temiz giyinmiş bir bey geldi.
Selam verdi ve dersi dinledi, Ders sonunda yanıma gelip, (Efendim, kaç talebeniz var? Hangi kitapları okutuyorsunuz? Hangi kitaplara ihtiyacınız var?) diye sordu.
Ben de lazım olan birçok kitap ismi verdim, Hepsini teker teker not aldı. Eğitimle ilgili bütün ihtiyaçlarımı deftere yazdı.
Biraz sonra veda edip gitti, Konuşması gayet nazik, elbisesi gayet muntazam ve temiz olduğundan, bunun bir İstanbul beyefendisi olduğunu anladım.
O söylemeyince ben de kim olduğunu soramadım, Birkaç ay geçti, unutmuştum. Bir gün medreseye postacı geldi. (Size birkaç sandık geldi, postaneden alabilirsiniz) dedi. Gittim, iki sandık kitap dolu idi.
Kitapları, sandıkları aldım, o günün şartlarında hayvana bindirdim, Medreseye getirdim. Sandıklar açılınca, bir de baktımki sandığın içinde iki ay önce isimlerini yazdırdığım kitaplar bulunuyordu.
Üzerinde bir kağıt vardı. (Halife-i müslimîn Sultan Abdülhamid Han’ın hediyesidir) yazılıydı.”
...Saklı gizli bir aşk'tı Kimine göre yasak Kimine göre günah'tı Ama adı üstündeydi ''Aşk''tı... Bütün kuralların üzerinde Bütün çılgınlığıyla yaşanacaktı Ağaçtan koparılmış O kırmızı elmanın cezası Düşünülemezdi artık Isırılacaktı.......
Herkes kendi yarasını tamir derdinde Kimisi söz yarası Kimisi aşk yarası Nefs kendine bakmaz Suçlu hep karşıdakidir
Yarası derin olan gururunu ezer Her gece affetmek için binbir bahane arar. Affedeyimde ruhum mutmain olsun der Bir beklenti için değil Duramaz bir vesileyle yazar Kuru bir teşekkür cümlesi Affetme isteğini öldürür Bilir ki o hala nefs muhasebesi yapmamış Açtığı yaranın ömür boyu süreceğinin farkında değil...
" Acemi bahçıvan, gülün celladı olurmuş, ..."
" EY benim iyimser hallerim,
Çabuk aldanışlarım,
Alttan alışlarım.
Hatayı hep kendimde buluşlarım,
Değmeyecekleri kafama takışlarım.
Yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım.
Herkesi, insan yerine koyuşlarım.
Hepinize Elveda...
Artık ben kimsenin,
Hiç kimsesi olmayacağım....."
Nazım
" Kalp kırmayı, gönül yıkmayı umursamıyor.
ve sonra kalkıp imandan bahsediyor insan..."
çok meşgulüm bu aralar...
yalnızlığın romanını yazıyorum....
kimsenin duyamadığı sözcüklerle...
kimsenin okuyamadığı harflerle...
kimsenin beni anlamasınıda beklemiyorum...
umut denen kuşu kafesten kaçıralı çok zaman oldu...
kafam boş.. yüreğim boş... ellerim boş..
gönül köşküm tarumar....
onca kalabalığın içinde biçareyim..
kimsesizim.. gereksizim..
eskiden şiirler yazardım aşk kokan..
sitem anlatan.. buram buram özlem tüten..
şimdi herşeyini kumar masasında kaybetmiş kumarbaz gibiyim.........wolfson 2013
" bir güneş yanaşıyor ufuklarıma
açıyor kapılarınıi
İniyor yolcuları tek tek
ışıl ışıl
bir tek sen olmuyorsun içlerinde
benim beklediğim sen..
işte o an ben
henüz hareket etmiş olan
gecenin arkasına asılıp
seni özlemeye gidiyorum....
bir bulut yanaşıyor gözlerime
açıyor kapılarını
iniyor yolcuları tek tek
damla damla
bir tek sen olmuyorsun içlerinde
benim beklediğim sen..
işte o an ben
hüzün gemilerine binip
senı özlemeye gidiyorum....
bir rüzgar yanaşıyor yüreğime
açıyor kapılarını
iniyor yolcuları tek tek
efil efil
bir tek sen olmuyorsun içlerinde
benim beklediğim sen..
işte o an ben
içimdeki fırtınaya tutunup
seni özlemeye gidiyorum....
bir gece yanaşıyor düşlerime
açıyor kapılarını
iniyor yolcuları tek tek
renk renk
bir tek sen olmuyorsun içlerinde
benim beklediğim sen..
işte o an ben
kabusların içine karışıp
seni özlemeye gidiyorum....
geldiğinde yoksam eğer
inmiyorsam ellerine yanaşan dokunuşlardan
bil ki
seni özlemeye gitmişim....
ne zaman dönerim bilmem...."
" Bana doğrultulan,En güzel silahtı gözlerin.
Zaten onlarla başlamadı mı
Bana olan seferin?
Talan ettin gecelerimi,
Uykularım tedirgin.
Bedenimin başkentini
Canımın taa içini
Zavallı yüreğimi,
Bir bakışla fethettin.
Başka nerem kaldı ki
Bayrağını dikeceğin?
Ellerimin,
Ellerinde titrediğini
Sende hissetin.
Artık sevin!
Sana yenildim...."
E.akduman
"Gelişin ne hoştu,tam da sevgilerden umudu kesmişken yüreğim
Bir kaçışmıydı sana gelişim yoksa bir yol mu vardı beni sana
getiren,rüzgarın ve yıldızların tarif ettiği
Geceleri içtiğim yakutun ekşimsi tadında,acı bir çığlık gibiydi denizi
bırakışım,acı ve ekşinin karışımında dağlara kaçışım
Dönüşüm ne hoştu,rüzgarın tenime çarpan ılık sesinde,sevi hacizleriyle
yıpranan aşk kelimesini unutan sözlerimde
Rüzgarın şarkısını duyduk,gökyüzünün dağlarla öpüşmesini gördük,bin ışık
saçan buğulu gözlerinde
Öyle bir baktıki gözlerin gözlerime,içinden içime akan denizin tuzlu yeşil
renginde,bakışların hayat,gülümsemen nefesti soluğunu kaybetmiş bedenimde
Bir doğuşmuydu sana gelişim, içimde ölen çocuğun hayat sesinde yoksa
türkülerin bilmediğim notalarımıydı,dağların eteği,denizlerin çok ötesinde
Gün batımında güneşin veda valsinde
Gelişin ne hoştu,rüzgarın yüzüme çarpan ılık sesinde,kendinden bir haber
özünü kaybetmiş ölüm gibi sağır özlerimde
Yıldızların kaymasını umduk,rüzgarın şarkısını duyduk,bin ışık saçan
buğulu gözlerinde
Yorulmuştu adamın bacakları yönü olmayan anlamsız
yolculuklardan,bekliyordu kadın içinde geleceklerin ya da gideceklerin
kaygısı olmadan
Bir oluşmuydu sana gelişim,ruhumda var olmayı bekleyen düzensiz mısraların
şiirinde yoksa perilerin mis kokulu çiçeğimiydi cennet çocuklarının
dillerindeki masalların birinde
Kutup yıldızının dolunayı sımsıcak öpüşünde
Sevişin ne hoştu,rüzgarın tenime çarpan ılık sesinde,içimizde yanan kor
ateşin umut dolu,sıcak közlerinde
Dağların yanlız yüzünde aşkı bulduk,rüzgarın sesini duyduk,yağmur gibi
küçücük ellerinde,bin ışık saçan buğulu gözlerinde....."
Ben seyyidim.
Yani bu demektir ki Türk değilim.
Ama yeryüzünde bütün Türkler silinse,
üç Türk kalsa, biri ben olurdum.
İki Türk kalsa, gene biri ben olurdum.
Son Türk kalsa da o gene ben olurdum.
Çünkü Türkler olmasa, bugünkü mânâda islâmiyet olmazdı."
Nakşibendi yolu büyüklerinden
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyurdular ki:
“Başkale’deki medresemde, 20-30 talebe okutuyordum.
Talebenin yiyip içmesi, elbiseleri, bütün masrafları hep bana aitti.
Bir gün ders veriyordum, kapı açıktı,
içeri gayet temiz giyinmiş bir bey geldi.
Selam verdi ve dersi dinledi, Ders sonunda yanıma gelip,
(Efendim, kaç talebeniz var? Hangi kitapları okutuyorsunuz? Hangi kitaplara ihtiyacınız var?) diye sordu.
Ben de lazım olan birçok kitap ismi verdim, Hepsini teker teker not aldı.
Eğitimle ilgili bütün ihtiyaçlarımı deftere yazdı.
Biraz sonra veda edip gitti,
Konuşması gayet nazik,
elbisesi gayet muntazam ve temiz olduğundan, bunun bir İstanbul beyefendisi olduğunu anladım.
O söylemeyince ben de kim olduğunu soramadım,
Birkaç ay geçti, unutmuştum.
Bir gün medreseye postacı geldi.
(Size birkaç sandık geldi, postaneden alabilirsiniz) dedi.
Gittim, iki sandık kitap dolu idi.
Kitapları, sandıkları aldım, o günün şartlarında hayvana bindirdim,
Medreseye getirdim.
Sandıklar açılınca, bir de baktımki sandığın içinde iki ay önce isimlerini yazdırdığım kitaplar bulunuyordu.
Üzerinde bir kağıt vardı.
(Halife-i müslimîn
Sultan Abdülhamid Han’ın hediyesidir) yazılıydı.”
.
...Saklı gizli bir aşk'tı
Kimine göre yasak
Kimine göre günah'tı
Ama adı üstündeydi
''Aşk''tı...
Bütün kuralların üzerinde
Bütün çılgınlığıyla yaşanacaktı
Ağaçtan koparılmış
O kırmızı elmanın cezası
Düşünülemezdi artık
Isırılacaktı.......
Isırdık....
Anamızın örekesini gördük......
Herkes kendi yarasını tamir derdinde
Kimisi söz yarası
Kimisi aşk yarası
Nefs kendine bakmaz
Suçlu hep karşıdakidir
Yarası derin olan gururunu ezer
Her gece affetmek için binbir bahane arar.
Affedeyimde ruhum mutmain olsun der
Bir beklenti için değil
Duramaz bir vesileyle yazar
Kuru bir teşekkür cümlesi
Affetme isteğini öldürür
Bilir ki o hala nefs muhasebesi yapmamış
Açtığı yaranın ömür boyu süreceğinin farkında değil...