" Ayağı kayan bir çocuk kadar şaşkınım Bilemedim düz yolda yürümenin imlasını Kanayan dizlerime bakıp ta Ağlamayı öğrenemediğim gibi Büyülendim ama büyüyemedim Aklım ermedi aynalara ve suya Yüzümü gösterip, kalbimi Neden sakladıklarını öğrenemedim Şaşkınım cahilim ben bu dünyada...."
" Birini güzel olduğu için sevmezsin ki Sen sevdiğin için güzeldir o Sırf sen seviyorsun diye herkesten farklıdır Herkesten başka bakar gözleri Onu özel kılan sensin Senin sevgin... "
" ilmiyle amel etmeyen kişiler Kendi nefsinde denemedikleri şeyi tavsiye edenler Kitap yüklü eşekler gibidir " ********
Çocuğun birisi bal yiyince vücudunda yaralar çıkıyormuş, ama bir türlü bal yemeyi de bırakamıyormuş.
Ailesi, çocuklarının bal tutkusunu önleyebilmek için hekimlere gitmişler, tedbirler uygulamışlar, ama nafile!
Sonunda, tavsiye üzerine, Ebu Hanife Hazretlerine gitmişler.
İmam Ebu Hanife, sorunu dinledikten sonra çocuğun ana ve babasına; “Kırk gün sonra gelin” demiş.
Anne ve baba buna bir anlam veremese de çaresizlik içinde mecburen geri dönmüşler.
Kırk gün geçtikten sonra tekrar Ebu Hanife Hazretlerinin huzuruna varmışlar. İmam-ı Âzam, çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra ona; “Bundan sonra bal yeme evlâdım!” demiş.
Sonra da çocuğun ailesine dönüp; “Tamam, gidebilirsiniz.” demiş.
Anne-baba şaşkınlık içinde; “Bu mudur yani?” dermişçesine birbirine bakmışlar.
Öyle ya, kırk gün bekleyip de sonunda sadece bir cümle duymak, anlaşılır bir durum değilmiş.
Fakat karşılarındaki zat da devrin en büyük alimi… Sıradan birisi değil ki…
Onun dediği gibi yapmışlar ve evlerine dönmüşler.
Sonraki günlerde bakmışlar ki çocukları artık bal istemiyor!
Merak etmişler bunun sebebini.
İmam-ı Âzam’a tekrardan rahatsız etmişler ve ona; “Efendim, ona bir cümle söylediniz. Nasıl onu baldan vazgeçirebildiniz? Nedir bunun hikmeti?” diye sormuşl Gülümseyerek şöyle cevap vermiş İmam-ı Azam Ebu Hanife: “Kırk gün önce, ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına ‘bal yeme’ demesi etkili olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Kendim bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.”
" Ayağı kayan bir çocuk kadar şaşkınım
Bilemedim düz yolda yürümenin imlasını
Kanayan dizlerime bakıp ta
Ağlamayı öğrenemediğim gibi
Büyülendim ama büyüyemedim
Aklım ermedi aynalara ve suya
Yüzümü gösterip, kalbimi
Neden sakladıklarını öğrenemedim
Şaşkınım cahilim ben bu dünyada...."
" Biz sevdiklerinizin üstünü
her gece dua ile örteriz..."
" Birini güzel olduğu için sevmezsin ki
Sen sevdiğin için güzeldir o
Sırf sen seviyorsun diye herkesten farklıdır
Herkesten başka bakar gözleri
Onu özel kılan sensin
Senin sevgin... "
". Biri sizi gerçekten sevmißse yanınızda olacak bir yol illa bulur..
Bahaneler sevgisizler içindir..."
" Bu gün "AF" var yüreğimde;
Gözaltına aldığım,
tüm şiirleri serbest bırakıyorum ..."
". Gönül ancak doğruluğuna kesin
inandığı şey ile serinler...."
İbn Arabi
" Ölsen haberi olmayacak,
birisine kırılmamalısın.
Sözleri bir araya getirip Şiir yazmak,
sizi anlamayan kalpte yaşamaktan daha kolaydır......"
". Hikmet ehli derki :
Mutluluk modern zamanların uydurmasıdır...
Eskiler Bahtiyar olmak derlerdi...
Bahtıyla barışık olmak...."
" ilmiyle amel etmeyen kişiler
Kendi nefsinde denemedikleri şeyi tavsiye edenler
Kitap yüklü eşekler gibidir "
********
Çocuğun birisi bal yiyince vücudunda yaralar çıkıyormuş, ama bir türlü bal yemeyi de bırakamıyormuş.
Ailesi, çocuklarının bal tutkusunu önleyebilmek için hekimlere gitmişler, tedbirler uygulamışlar, ama nafile!
Sonunda, tavsiye üzerine, Ebu Hanife Hazretlerine gitmişler.
İmam Ebu Hanife, sorunu dinledikten sonra çocuğun ana ve babasına; “Kırk gün sonra gelin” demiş.
Anne ve baba buna bir anlam veremese de çaresizlik içinde mecburen geri dönmüşler.
Kırk gün geçtikten sonra tekrar Ebu Hanife Hazretlerinin huzuruna varmışlar.
İmam-ı Âzam, çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra ona; “Bundan sonra bal yeme evlâdım!” demiş.
Sonra da çocuğun ailesine dönüp; “Tamam, gidebilirsiniz.” demiş.
Anne-baba şaşkınlık içinde; “Bu mudur yani?” dermişçesine birbirine bakmışlar.
Öyle ya, kırk gün bekleyip de sonunda sadece bir cümle duymak, anlaşılır bir durum değilmiş.
Fakat karşılarındaki zat da devrin en büyük alimi… Sıradan birisi değil ki…
Onun dediği gibi yapmışlar ve evlerine dönmüşler.
Sonraki günlerde bakmışlar ki çocukları artık bal istemiyor!
Merak etmişler bunun sebebini.
İmam-ı Âzam’a tekrardan rahatsız etmişler ve ona; “Efendim, ona bir cümle söylediniz. Nasıl onu baldan vazgeçirebildiniz? Nedir bunun hikmeti?” diye sormuşl
Gülümseyerek şöyle cevap vermiş İmam-ı Azam Ebu Hanife: “Kırk gün önce, ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına ‘bal yeme’ demesi etkili olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Kendim bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.”
". Stockholm sendromu imiş benimkisi...."