Aşırı olumlamaların insan üzerindeki etkisi de zaman içinde yıkıcı bir etki oluşturur. Gerçekliğin gölgelenmesi hatadır. Hayat bu yanılgıları kabul etmez. Yaşama ters ve ihanettir. Aslı Birer
Kant’a göre de gerçekliği olduğu gibi kavrayabilmek, “olması gereken” ile “gerçek olan” arasında bir denge kurmayı gerektirir. Aşırı olumlamalar, ona göre saf aklın sınırlarını aşarak bizi yanılsamaya sürükleyebilir. Eğer kendi hatalarımızı veya dünyanın sınırlılıklarını görmezden gelirsek, ahlaki ve entelektüel sorumluluğumuzu ihmal etmiş oluruz. Yani, aşırı olumlamalar sadece bireysel yanılgıya değil, ahlaki hatalara da yol açabilir.
Merhaba Engin, sizin tarif ettiğiniz bir çok anlam boşluğu, varoluşçuların “absürde” dediği şeyin ta kendisidir. Mitler çöktü, Tanrı sustu, ama sorular susmadı. Bu noktada insanın önünde iki yol vardır: Ya eski masallara geri sığınmak, ya da hiçliğin soğuk havasında kendi anlamını inşa etmek. Varoluşçu cevap şudur: Hayatın anlamı verilmez, yaratılır. Ve bu yaratma, sürekli bir eylemdir; yaşamın tamamı bu eylemden ibarettir.
Sizin sorumluluk ve özdisiplin vurgunuz, Stoacıların kalbine giden doğrudan bir yol. Onlar derdi ki: “Evreni yönetemezsin, ama zihnini yönetebilirsin.” Mitler çökse de doğa hâlâ aynı; acı, ölüm ve belirsizlik yine orada. Stoacı yanıt şudur: Dışarıdaki kaosun seni yutmasına izin verme. Erdem, akıl ve ölçülülükle yaşarsan, anlam zaten içinden filizlenir. Hayvan–insan farkına gelince: “Hayvanlarda buna gerek yoktur” kısmı doğru ama, bazı türlerde ritüel ve yas davranışları gözlendiği için, “gerek yoktur” yerine “sınırlı ölçüde vardır” demek daha biyolojik olarak hassas olurdu. Düşünce zinciriniz mantıklı ilerliyor; insandaki anlam ihtiyacının evrimsel ve kültürel temellerine değinmişsinİz.
Bu yolculukta insanın asıl aradığı şeyler arasındaki bağı ve yönü kurmak isteği olabilir mi? “Ancak bu, evrenin ona bir bağ sunacağı anlamına gelmez.”Dolayısıyla en güçlü insan, bir anlam yaratamasa bile yaşamaya devam edebilen olabilir mi? Camus’nün absürd kavramı da bu düşünceden doğmuştur. “ kendi hayatının kurucu öznesi olmak. ( eğer bu platformda felsefi konuları irdeleyeceksek öncelikle size hitap edeceğim bir isminiz var elbette değil mi? Size “ kapı duvar” dememi istemeyeceğinizi düşünüyorum.
Yakın şairleri ormanlarla birlikte, susturun! Dünya denen düzenin topunu! Ne kalem yazı, yazsın, ne bahar kalsın gözümün elifinde. Unutsun toprak yağmuru, yansın ne varsa üzerinde.
Lakin bir dileğim var, o da sizle birlikte! Aslı Birer
Ağaç kesimleri “yeşil enerji” adına yapılabiliyor. Orman alanları karbon ticareti oyunlarına dahil edilip yeniden “tanımlanıyor.” Kâğıt üstünde korunan alanlar, fiiliyatta madenlere ve turizme açılabiliyor. Doğa bir “denge unsuru” değil, bir “kaynak” gibi muamele görüyor.
Aşırı olumlamaların insan üzerindeki etkisi de zaman içinde yıkıcı bir etki oluşturur.
Gerçekliğin gölgelenmesi hatadır. Hayat bu yanılgıları kabul etmez. Yaşama ters ve ihanettir.
Aslı Birer
Kant’a göre de gerçekliği olduğu gibi kavrayabilmek, “olması gereken” ile “gerçek olan” arasında bir denge kurmayı gerektirir. Aşırı olumlamalar, ona göre saf aklın sınırlarını aşarak bizi yanılsamaya sürükleyebilir. Eğer kendi hatalarımızı veya dünyanın sınırlılıklarını görmezden gelirsek, ahlaki ve entelektüel sorumluluğumuzu ihmal etmiş oluruz. Yani, aşırı olumlamalar sadece bireysel yanılgıya değil, ahlaki hatalara da yol açabilir.
Buraya bir aforizma yerleştirmek istiyorum.
Issız sokakların keşfi bohem bir beynin eseridir.
Çünkü gerçek eşsiz inşa, yalnızlık ve özgürlükle mümkün olur.
Aslı Birer
Merhaba Engin, sizin tarif ettiğiniz bir çok anlam boşluğu, varoluşçuların “absürde” dediği şeyin ta kendisidir. Mitler çöktü, Tanrı sustu, ama sorular susmadı. Bu noktada insanın önünde iki yol vardır: Ya eski masallara geri sığınmak, ya da hiçliğin soğuk havasında kendi anlamını inşa etmek. Varoluşçu cevap şudur: Hayatın anlamı verilmez, yaratılır. Ve bu yaratma, sürekli bir eylemdir; yaşamın tamamı bu eylemden ibarettir.
2. Stoacı Perspektif (Marcus Aurelius, Epiktetos çizgisi)
Sizin sorumluluk ve özdisiplin vurgunuz, Stoacıların kalbine giden doğrudan bir yol. Onlar derdi ki: “Evreni yönetemezsin, ama zihnini yönetebilirsin.” Mitler çökse de doğa hâlâ aynı; acı, ölüm ve belirsizlik yine orada. Stoacı yanıt şudur: Dışarıdaki kaosun seni yutmasına izin verme. Erdem, akıl ve ölçülülükle yaşarsan, anlam zaten içinden filizlenir.
Hayvan–insan farkına gelince: “Hayvanlarda buna gerek yoktur” kısmı doğru ama, bazı türlerde ritüel ve yas davranışları gözlendiği için, “gerek yoktur” yerine “sınırlı ölçüde vardır” demek daha biyolojik olarak hassas olurdu.
Düşünce zinciriniz mantıklı ilerliyor; insandaki anlam ihtiyacının evrimsel ve kültürel temellerine değinmişsinİz.
Selam,
Bu yolculukta insanın asıl aradığı
şeyler arasındaki bağı ve yönü kurmak isteği olabilir mi? “Ancak bu, evrenin ona bir bağ sunacağı anlamına gelmez.”Dolayısıyla en güçlü insan, bir anlam yaratamasa bile yaşamaya devam edebilen olabilir mi? Camus’nün absürd kavramı da bu düşünceden doğmuştur. “ kendi hayatının kurucu öznesi olmak. ( eğer bu platformda felsefi konuları irdeleyeceksek öncelikle size hitap edeceğim bir isminiz var elbette değil mi? Size “ kapı duvar” dememi istemeyeceğinizi düşünüyorum.
Bugüne bir soru bırakıyorum;
Hayatın anlamı olduğunu düşünüyor musun?
Evet gerçekten bir anlamı var mı? Yoksa… varsa nasıl ve neden?
Şairin nedameti, Zühre’nin ulaşılmazlığındaki şiarıyla anlam buldu çünkü kimi varlıklar yokluğunda kaynak olup çoğalır.
Aslı Birer
Hayatın matematiği
Bir dağ var gözlerimde
çiçekli böcekli
[ insanı ? hayvanı ]
eşit sayıda
Yakın şairleri ormanlarla birlikte,
susturun!
Dünya denen düzenin topunu!
Ne kalem yazı, yazsın, ne bahar kalsın gözümün elifinde.
Unutsun toprak yağmuru,
yansın ne varsa üzerinde.
Lakin bir dileğim var, o da sizle birlikte!
Aslı Birer
Zannetme ormanlar ağlamaz,
Sanma ki hayvanların canı yanmaz
Sessizce ağlamalar! Zül gelir semaya!
Zannetme yeşil değildir!
Züleyhası mavinin…
Ah, Zühre bakmıyorsa artık yere
Bu, gökyüzünün değil, bizim aşksızlığımızdır…
Aslı Birer
Ağaç kesimleri “yeşil enerji” adına yapılabiliyor.
Orman alanları karbon ticareti oyunlarına dahil edilip yeniden “tanımlanıyor.”
Kâğıt üstünde korunan alanlar, fiiliyatta madenlere ve turizme açılabiliyor.
Doğa bir “denge unsuru” değil, bir “kaynak” gibi muamele görüyor.