Zaman ilerliyor Çakır ama sizin düşünceleriniz de gerçekten ilerliyor mu? Aklın esnek olduğu doğru; hatta Immanuel Kant bile aklın kendi kendine sınır koyduğunu söylemişti. Ama ilginç olan şu: Bu sınırlar bile zamanla doktrinleşebiliyor. Yani bir filozof “aklın sınırı şudur” dediğinde, sonraki insanlar bunu tartışmak yerine çoğu zaman kabul etmeyi seçiyor.
Aklıma prangalar vuran şeyler neydi? Gerçek güç akıldamıydı? Fiziksel güç aklın karşısında bir araç mıydı? Yoksa akıl mı araçtı? Belki de akıl sadece hammadde. Güç kimin elindeyse onun işine yarıyor. Peki, dünyayı yönetenler diğerlerinden daha mı zeki? Yoksa daha geniş alanlara daha fazla malvarlığına mı sahipler? Bütün olan kötülüklerin sebebi bunlar olabilir mi? Hayır olamaz! Başka bir şey olmalı. Başka bir şey…
Ve insan, çoğu zaman anlamdan değil, kendi sığlığının farkına varmaktan kaçacaktı.
Sokrates’in suçu düşünmek değildi ki İnsanları düşünmeye zorlamaktı. Çünkü insan, kendine yöneltilen sorudan çok, o sorunun doğuracağı boşluktan korkacaktı…
Toplum bazı insanları doğru okuyamaz. Çünkü okumak emek ister, yanılmayı göze almak ister, hatta bazen kendinden vazgeçmeyi…
Toplum onu susturdu, o ise kendi ilkelerine sadık kalarak ölmeyi seçti.
Bu yüzden hikâyesi sadece bir ölüm değildi… “düşüncenin bedeli” Hedefin insana varmaksa; tarihe yazılanlar, bedelini de göze alanlardır.
Sokrates’in suçu düşünmek değildi ki İnsanları düşünmeye zorlamaktı. Çünkü insan, kendine yöneltilen sorudan çok, o sorunun doğuracağı boşluktan korkacaktı.
Sevmek zor değil çocuklar… Aslında dünyanın en kolay işi. Biliyorum sevmek bir anda filizlenmez. Ama güzel yaşamak istiyorsanız, o tohumu büyütmeyi öğrenmelisiniz. Zor olan, sevgisizliğe alışmak. Siz alışmayın. Çünkü sevgi, hâlâ barışın içinde saklı. Onu bulun… çıkarın… ve büyütün.
Hiç unutmayın emi? Çünkü tarihini unutan geleceğini inşa edemez. Hatta unutmamak yetmez, her anne ve babanın boynuna borçtur tarihi çocuğuna aktarmak. Özellikle de annelere…
Takmış destansı elmas gerdanlığını Boynuna, Bin dokuz yüz on beş’li. Vatan sevgisini mühürlemiş bağrına, Tırmanmış dağların Nirvana’sına. Ey, mücevherlerin en değerlisi, Direnişine kurban Çanakkale! Sen ki, ölümü göğüsleyen Mehmetçiğin sarsılmaz iradesiyle, Bir değil, binlerce Mustafa Kemal’le Bir millet doğurdun güne! Kurtuluşa yaktığın meşale, Özgürlüğün bedelini anlatan ebedi bir abide, Şimdi, toprağında açan her gonca güle O gün düşenlerden yükselen göğe Kokularıdır zaferlere nişâne… Adın, tarihe mühür, Geçilmezsin, geçilmez Çanakkale.
Çakır; ilklerin büyüsü mü yani?
Muvakkit;
Zaman ilerliyor Çakır
ama sizin düşünceleriniz de gerçekten ilerliyor mu? Aklın esnek olduğu doğru; hatta Immanuel Kant bile aklın kendi kendine sınır koyduğunu söylemişti. Ama ilginç olan şu: Bu sınırlar bile zamanla doktrinleşebiliyor. Yani bir filozof “aklın sınırı şudur” dediğinde, sonraki insanlar bunu tartışmak yerine çoğu zaman kabul etmeyi seçiyor.
Aklın sınırları çok esnek, öyleyse eski filozoflar neden tanrı muamelesi görüyorlar?
Michel foucault ne anlatır muvakkit? “Yukarıdan bakan gözetleyendir, görmek bir iktidar biçimidir görülen ise denetlenen.” Derken, ne anlatır?
Diğerleri…
Aklıma prangalar vuran şeyler neydi? Gerçek güç akıldamıydı? Fiziksel güç aklın karşısında bir araç mıydı? Yoksa akıl mı araçtı? Belki de akıl sadece hammadde. Güç kimin elindeyse onun işine yarıyor. Peki, dünyayı yönetenler diğerlerinden daha mı zeki? Yoksa daha geniş alanlara daha fazla malvarlığına mı sahipler? Bütün olan kötülüklerin sebebi bunlar olabilir mi? Hayır olamaz! Başka bir şey olmalı. Başka bir şey…
Aslı Birer
Ve insan, çoğu zaman
anlamdan değil,
kendi sığlığının farkına varmaktan kaçacaktı.
Sokrates’in suçu düşünmek değildi ki
İnsanları düşünmeye zorlamaktı.
Çünkü insan, kendine yöneltilen sorudan çok,
o sorunun doğuracağı boşluktan korkacaktı…
Toplum bazı insanları doğru okuyamaz.
Çünkü okumak emek ister,
yanılmayı göze almak ister,
hatta bazen kendinden vazgeçmeyi…
Toplum onu susturdu, o ise kendi ilkelerine sadık kalarak ölmeyi seçti.
Bu yüzden hikâyesi sadece bir ölüm değildi…
“düşüncenin bedeli”
Hedefin insana varmaksa; tarihe yazılanlar, bedelini de göze alanlardır.
Sokrates’in suçu düşünmek değildi ki
İnsanları düşünmeye zorlamaktı.
Çünkü insan, kendine yöneltilen sorudan çok,
o sorunun doğuracağı boşluktan korkacaktı.
DAHA YAŞANIR BİR DÜNYA İÇİN
Sevmek zor değil çocuklar… Aslında dünyanın en kolay işi. Biliyorum sevmek bir anda filizlenmez. Ama güzel yaşamak istiyorsanız, o tohumu büyütmeyi öğrenmelisiniz. Zor olan, sevgisizliğe alışmak. Siz alışmayın. Çünkü sevgi, hâlâ barışın içinde saklı. Onu bulun… çıkarın… ve büyütün.
Aslı Birer
Hiç unutmayın emi? Çünkü tarihini unutan geleceğini inşa edemez. Hatta unutmamak yetmez, her anne ve babanın boynuna borçtur tarihi çocuğuna aktarmak. Özellikle de annelere…
Takmış destansı elmas gerdanlığını
Boynuna,
Bin dokuz yüz on beş’li.
Vatan sevgisini mühürlemiş bağrına,
Tırmanmış dağların Nirvana’sına.
Ey, mücevherlerin en değerlisi,
Direnişine kurban Çanakkale!
Sen ki, ölümü göğüsleyen
Mehmetçiğin sarsılmaz iradesiyle,
Bir değil, binlerce Mustafa Kemal’le
Bir millet doğurdun güne!
Kurtuluşa yaktığın meşale,
Özgürlüğün bedelini anlatan ebedi bir abide,
Şimdi, toprağında açan her gonca güle
O gün düşenlerden yükselen göğe
Kokularıdır zaferlere nişâne…
Adın, tarihe mühür,
Geçilmezsin, geçilmez Çanakkale.
Aslı Birer