Sadece bir örnek ve pek aylaklık etmiş gibi gözükmüyor.
KARL MARX'IN HAYAT HİKAYESİ 5 Mayıs 1818 tarihinde Almanya'nın Trier kentinde, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ortaöğretimini Trier'de okudu. Bonn ve Berlin üniversitelerinde hukuk öğrenimi görürken tarih ve felsefeyle ilgilendi. 1836 yılında da nişanlandığı Jenny von Westphalen ile 1843 yılında evlendi. 1844-1857 yılları arasında Marx çiftinin 7 çocuğu olsa da bunlardan 4'ü çeşitli hastalıklar nedeniyle kısa sürede hayatını kaybetti.
Karl Marx bir süre Köln'de gazete editörü olarak çalıştıktan sonra 1843 yılında eşi Jenny von Westphalen ile birlikte Paris'e taşındı. İlk günden itibaren kentteki işçiler ve sol düşünürlerle sıkı ilişkiler geliştirdi. Orada hayatı boyunca arkadaşı olacak olan devrimci Friedrich Engels ile tanıştı. Fransa'dan sınır dışı edildikten sonra 2 yıl boyunca Brüksel'de kaldı ve bu süreçte Friedrich Engels ile dostlukları pekişti.
Karl Marx ve Friedrich Engels, 1848 yılında yayımlanan Komünist Manifesto ile insanlık tarihinin, sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu ve bu mücadelenin işçi sınıfının zaferiyle sonuçlanacağını savundu.
Aynı yıl Avrupa'yı sarsan toplumsal hareketler, iktidarları tehdit eden bir boyuta ulaştı. Avrupa'da daha iyi hayat şartları ve siyasi reform talebiyle başlayan toplumsal hareketler çoğu ülkede başarısızlıkla sonuçlandı ve bastırıldı. Fakat aynı zamanda Avrupa toplumlarında önemli izler de bıraktı.
şimdi onaylıyormuşum gibi de görünmesin anlatımı güçlü ama şairin fikri ne kadar doğru tartışılır! hele de o devirde felsefe hak getire bence aç insanın ya da her boş insanın felsefe yaptığını da nereden bileceksin? keşke felsefi düşünmeyi benimseyebilse herkes, yeter ki nitelik ve gerçeklik ilişkisi doğru kurulsun.
felsefi düşünce her alana yerleşmeli siyasette dahil.
Ayşecik nasılda hayatın içerisinde tıpkı bir hamur gibi her günden bir zerrecik hayat alıp yoğrulmaya başlamıştı, ve her güne kendinden bir zerre hayat vererek.
üstün çabalarla liseyi iki yılda bitirmişti artık sıra en büyük hayali olan öğretmen olmak için bir adım daha atmaya gelmişti. Bütün birikimiyle başarılı olması gereken dersler için özel dersler almaya başladı Ayşe günlerce gecelerce bıkmadan usanmadan çalıştı. Sınavlara girdi ve hiç beklenmedik bir şey oldu. Ayşe tıp fakültesini kazanmıştı.
Öğretmenleri ona hayallerini böyle de gerçekleştirebileceğini ve daha faza insanın hayatına dokunabileceğini söylemişti.
Ayşe şimdi ne yapacaktı?
çok düşündü günlerce düşündü ve kararını verdi bu fırsatı değerlendirmeliydi. Hacettepe tıp fakültesini tercih ederek beklemeye başladı sonuçlar açıklandığında artık o' tıp öğrencisiydi. ama zorlu yolculuğunda daha fazla yorulacaktı artık. Ayşe'nin gayretlerine duyarsız kalmayan birileri vardı ve onun bundan haberi yoktu.
Ayşe'nin eve bıraktığı mektup ailesinin bazı şeyleri görmesini sağlamıştı. Mektubu okuyan babası önce çok kızıp evde ne var ne yoksa kırıp dökmüştü ve olduğu yerde saatlerce durmuş hiç kımıldamadan düşüncelere dalmıştı. Kızını ne kadar sevdiğini onun yokluğunda anlamıştı. Peki neden ona hiç gösterememişti sevgisini? Kendini saatlerce, günlerce, aylarca sorguladı. Çünkü babası ve annesi ona ataerkil bir yapıya ait ailesinde kadına sevginin gösterilmemesi gerektiğini erkeğin daima öncelikli haklara sahip olduğunu, asla bir kadınla erkeğin eşit olmayacağını, kadınların eksik etek olduğunu öğrenmişti. Ayşe evden gittiğinde onun okşayamadığı saçları geldi aklına ve büyük bir özlem oluştu içinde. Çaresiz bir ağıt yakmaydı şimdi üzüntüsü. Artık kızını kaybetmişti. Yaptıklarının farkında bile değildi oysa. Büyük bir pişmanlıkla kızını arar ve bulur. Lokantanın sahibiyle konuşmuştur aslında Ayşe'ye ev bulan da babasıdır. Lokantanın sahibiyle iletişim halindedir fakat Ayşe'ye hiç müdahale etmiyor onu uzaktan izliyordur. Bu arada Ahmet ile ilgili Kızına yaptığı kötülüğü kardeşiyle konuşmuştur. köyden taşınmışlar çünkü Ayşe'nin babası onu görmek istemediğini oradan gitmelerini aksi halde şikayetçi olacağını söylemiş ve onları o köyden göndermiştir. Lokanta sahibi Ayşe işe gittiğinde sınav sonucunda tıp fakültesini kazandığı için onu kutlar ve nasıl yapacağını masraflarını nasıl karşılayacağını sorar?
Ayşe part-time çalışmak istediğini söyler Lokantanın sahibi; sana yardımcı olmak istiyorum okul masraflarını ben karşılayacağım der. kızcağız ne diyeceğini şaşırır lokantacı; "merak etme Ayşe sen doktor olduğunda acısını çıkarırım" diyerek şaka yapar. Böylece Ayşecik iç huzuruyla işe koyulur. Babası da aynı huzurla köyüne geri döner...
"Baba başa taç imiş her derde ilaç imiş" desek olur değil mi şimdi. Yeter ki içimizdeki sevgiyi kendimize saklamadan çocuklarımıza gösterelim.
"madem akılcı davranmıyoruz akıllı olana kendi hayatını yönetmekten başka sorumluluk düşmüyor"
Tam olarak böyle değil. Bireysel olarak kendimizi her türlü güvenceye alıp, diğer taraftan fikirlerimizi söylemek. yazmak, anlatmak gibi. Saygı çerçevesinde faydalanan faydalanır. Hani çocuğa terbiyesini verir sonra zamana bırakırsın ya öyle bir şey. Alan alır almayan almaz. Yazıyorum okuyan okur okumayan okumaz. İlla ki çirkince tartışmaya gerek yok ki. Mesela Mehmet beyle bazı görüşlerimiz çok farklı ama saygı çerçevesinde tartışabiliyoruz. Sayfaya zıt görüşlü arkadaşlar da yazdığında durum değişmemeli. Hem zıt görüşlerden ve seviyeli gerçek tartışmalardan görülemeyen bazı gerçekler ortaya çıkar yani bu faydalı bir şey. Yeter ki art niyetsiz ve hakkaniyetle tartışmalar yapılsın bunlara da karşı değiliz. "Çuvallamak" :) estağfurullah insanız sonuçta. yazarken eksik kalabiliyor :)
Zamanın getirisi kadar götürüsü de var sevgili Nurgül zaman çok değerli mademki insan olarak bizim düşünme ve ayırt etme özelliğimiz var zamanın öğretici yönünü beklemeye de gerek yok. Bazı gerçekler kabul edilip doğru gidebileceğin hedef belirleyip zamanı lehimize çevirmekte mümkün. Zaten tercih dediğimiz şey daha refah, daha konforlu, daha kendimizi sakındığımız şeyler değil mi? İşte bunlar insanı hayvanlardan ayıran aklın kırıntılarından sadece birkaçı. Öyleyse neden toplamayalım da zamana kontrolu bırakalım?
Bu arada bildiğim kadarıyla kurtlar çok kinci hayvanlardır. Deve de öyle ve insanda yenemediği sürece kindar bir varlıktır. insanda negatif etki yaratacak bazı özelliklerin barınmasını çok akılcı bulmuyorum. çünkü başkasından çok kendisine zarar verir ve insan ömrü zaman açısından çok kıymetli bunlarla geçirilen süreyi çok büyük kayıp olarak görüyorum.
Sadece bir örnek ve pek aylaklık etmiş gibi gözükmüyor.
KARL MARX'IN HAYAT HİKAYESİ
5 Mayıs 1818 tarihinde Almanya'nın Trier kentinde, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ortaöğretimini Trier'de okudu. Bonn ve Berlin üniversitelerinde hukuk öğrenimi görürken tarih ve felsefeyle ilgilendi.
1836 yılında da nişanlandığı Jenny von Westphalen ile 1843 yılında evlendi. 1844-1857 yılları arasında Marx çiftinin 7 çocuğu olsa da bunlardan 4'ü çeşitli hastalıklar nedeniyle kısa sürede hayatını kaybetti.
Karl Marx bir süre Köln'de gazete editörü olarak çalıştıktan sonra 1843 yılında eşi Jenny von Westphalen ile birlikte Paris'e taşındı. İlk günden itibaren kentteki işçiler ve sol düşünürlerle sıkı ilişkiler geliştirdi. Orada hayatı boyunca arkadaşı olacak olan devrimci Friedrich Engels ile tanıştı. Fransa'dan sınır dışı edildikten sonra 2 yıl boyunca Brüksel'de kaldı ve bu süreçte Friedrich Engels ile dostlukları pekişti.
Karl Marx ve Friedrich Engels, 1848 yılında yayımlanan Komünist Manifesto ile insanlık tarihinin, sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu ve bu mücadelenin işçi sınıfının zaferiyle sonuçlanacağını savundu.
Aynı yıl Avrupa'yı sarsan toplumsal hareketler, iktidarları tehdit eden bir boyuta ulaştı. Avrupa'da daha iyi hayat şartları ve siyasi reform talebiyle başlayan toplumsal hareketler çoğu ülkede başarısızlıkla sonuçlandı ve bastırıldı. Fakat aynı zamanda Avrupa toplumlarında önemli izler de bıraktı.
şimdi onaylıyormuşum gibi de görünmesin anlatımı güçlü ama şairin fikri ne kadar doğru tartışılır! hele de o devirde felsefe hak getire bence aç insanın ya da her boş insanın felsefe yaptığını da nereden bileceksin? keşke felsefi düşünmeyi benimseyebilse herkes, yeter ki nitelik ve gerçeklik ilişkisi doğru kurulsun.
felsefi düşünce her alana yerleşmeli siyasette dahil.
poetik bir tasarım ürünü nitelemek bağlamında bana göre retorik oluşturmuş... :)
Teşekkür ederim nurgülcüm her zaman değerli görüşlerini beklerim.
Günaydın:)
KARDELEN
Ayşecik nasılda hayatın içerisinde tıpkı bir hamur gibi her günden bir zerrecik hayat alıp yoğrulmaya başlamıştı, ve her güne kendinden bir zerre hayat vererek.
üstün çabalarla liseyi iki yılda bitirmişti artık sıra en büyük hayali olan öğretmen olmak için bir adım daha atmaya gelmişti. Bütün birikimiyle başarılı olması gereken dersler için özel dersler almaya başladı Ayşe günlerce gecelerce bıkmadan usanmadan çalıştı. Sınavlara girdi ve hiç beklenmedik bir şey oldu. Ayşe tıp fakültesini kazanmıştı.
Öğretmenleri ona hayallerini böyle de gerçekleştirebileceğini ve daha faza insanın hayatına dokunabileceğini söylemişti.
Ayşe şimdi ne yapacaktı?
çok düşündü günlerce düşündü ve kararını verdi bu fırsatı değerlendirmeliydi.
Hacettepe tıp fakültesini tercih ederek beklemeye başladı
sonuçlar açıklandığında artık o' tıp öğrencisiydi.
ama zorlu yolculuğunda daha fazla yorulacaktı artık. Ayşe'nin gayretlerine duyarsız kalmayan birileri vardı ve onun bundan haberi yoktu.
Ayşe'nin eve bıraktığı mektup ailesinin bazı şeyleri görmesini sağlamıştı. Mektubu okuyan babası önce çok kızıp evde ne var ne yoksa kırıp dökmüştü ve olduğu yerde saatlerce durmuş hiç kımıldamadan düşüncelere dalmıştı. Kızını ne kadar sevdiğini onun yokluğunda anlamıştı. Peki neden ona hiç gösterememişti sevgisini? Kendini saatlerce, günlerce, aylarca sorguladı. Çünkü babası ve annesi ona ataerkil bir yapıya ait ailesinde kadına sevginin gösterilmemesi gerektiğini erkeğin daima öncelikli haklara sahip olduğunu, asla bir kadınla erkeğin eşit olmayacağını, kadınların eksik etek olduğunu öğrenmişti. Ayşe evden gittiğinde onun okşayamadığı saçları geldi aklına ve büyük bir özlem oluştu içinde. Çaresiz bir ağıt yakmaydı şimdi üzüntüsü. Artık kızını kaybetmişti. Yaptıklarının farkında bile değildi oysa. Büyük bir pişmanlıkla kızını arar ve bulur. Lokantanın sahibiyle konuşmuştur aslında Ayşe'ye ev bulan da babasıdır. Lokantanın sahibiyle iletişim halindedir fakat Ayşe'ye hiç müdahale etmiyor onu uzaktan izliyordur. Bu arada Ahmet ile ilgili Kızına yaptığı kötülüğü kardeşiyle konuşmuştur. köyden taşınmışlar çünkü Ayşe'nin babası onu görmek istemediğini oradan gitmelerini aksi halde şikayetçi olacağını söylemiş ve onları o köyden göndermiştir. Lokanta sahibi Ayşe işe gittiğinde sınav sonucunda tıp fakültesini kazandığı için onu kutlar ve nasıl yapacağını masraflarını nasıl karşılayacağını sorar?
Ayşe part-time çalışmak istediğini söyler
Lokantanın sahibi; sana yardımcı olmak istiyorum okul masraflarını ben karşılayacağım der.
kızcağız ne diyeceğini şaşırır
lokantacı; "merak etme Ayşe sen doktor olduğunda acısını çıkarırım" diyerek şaka yapar. Böylece Ayşecik iç huzuruyla işe koyulur.
Babası da aynı huzurla köyüne geri döner...
"Baba başa taç imiş her derde ilaç imiş" desek olur değil mi şimdi. Yeter ki içimizdeki sevgiyi kendimize saklamadan çocuklarımıza gösterelim.
8. Sayfa
Biz insanlar da siyah ve beyaz gibiyiz, aslında birbirimizi zıt yanlarımızla tamamlarız. :)
"madem akılcı davranmıyoruz akıllı olana kendi hayatını yönetmekten başka sorumluluk düşmüyor"
Tam olarak böyle değil. Bireysel olarak kendimizi her türlü güvenceye alıp, diğer taraftan fikirlerimizi söylemek. yazmak, anlatmak gibi. Saygı çerçevesinde faydalanan faydalanır. Hani çocuğa terbiyesini verir sonra zamana bırakırsın ya öyle bir şey. Alan alır almayan almaz. Yazıyorum okuyan okur okumayan okumaz. İlla ki çirkince tartışmaya gerek yok ki. Mesela Mehmet beyle bazı görüşlerimiz çok farklı ama saygı çerçevesinde tartışabiliyoruz. Sayfaya zıt görüşlü arkadaşlar da yazdığında durum değişmemeli. Hem zıt görüşlerden ve seviyeli gerçek tartışmalardan görülemeyen bazı gerçekler ortaya çıkar yani bu faydalı bir şey. Yeter ki art niyetsiz ve hakkaniyetle tartışmalar yapılsın bunlara da karşı değiliz. "Çuvallamak" :) estağfurullah insanız sonuçta. yazarken eksik kalabiliyor :)
Akımını başlattığım şiir türüne isim takıp sanki kendi fikirleriymiş gibi sayfalarını süsleyen taklit özentiler var.
Zamanın getirisi kadar götürüsü de var sevgili Nurgül zaman çok değerli mademki insan olarak bizim düşünme ve ayırt etme özelliğimiz var zamanın öğretici yönünü beklemeye de gerek yok. Bazı gerçekler kabul edilip doğru gidebileceğin hedef belirleyip zamanı lehimize çevirmekte mümkün. Zaten tercih dediğimiz şey daha refah, daha konforlu, daha kendimizi sakındığımız şeyler değil mi? İşte bunlar insanı hayvanlardan ayıran aklın kırıntılarından sadece birkaçı. Öyleyse neden toplamayalım da zamana kontrolu bırakalım?
Bu arada bildiğim kadarıyla kurtlar çok kinci hayvanlardır. Deve de öyle ve insanda yenemediği sürece kindar bir varlıktır. insanda negatif etki yaratacak bazı özelliklerin barınmasını çok akılcı bulmuyorum. çünkü başkasından çok kendisine zarar verir ve insan ömrü zaman açısından çok kıymetli bunlarla geçirilen süreyi çok büyük kayıp olarak görüyorum.