seni sevmek her şeye bedel, seni sevmek ekmek gibi, su gibi, benim dudaklarım alışık değil ses olmaya yüreğime. bakma öyle sevdalı, söyleyemediklerimde saklı kaldın. Ata kızı
Şirin mi şirin bir ev tutmuştular Ankara'nın güzel bir semtinde erdem hoca evin kapısından son kez girdiğinden habersiz içeriye girerken yüreği kuş gibi çırpınıyor, bakışları nemli Ayşe'ye ;
Özür dilerim anlatamadım derken başı önüne öyle eğilmişti ki içinden ölsem şimdi diye geçiriyordu. Yurtdışında eğitim için gittiği ilk yıllarda bir evlilik yapmıştı... çok kötü giden ve hayatı kendisine zindan eden narsist bir kadındı Emily. Bu evlilikten kurtulmaya çalışıyordu erdem hoca hukuk yoluna başvurmuştu ama henüz sonuçlanamayan mahkemesi devam ediyordu.
Ayşe; Bunları bana anlatmalıydın diyerek söze girdi...
Ayşe hata kabul etse bile geri dönemeyen bir kızdı, -zamana ihtiyacım var bir süre görüşmeyelim, nikah işlemlerini askıya alalım, eve de gelmezsen sevinirim... dedi ve sessizliğe gömüldü.
hoca çaresizce boyun eğerek oradan ayrılır, ayrılır da sanki içine kor oturmuştu, oradan ayrılırken aklında Ayşe'yi kaybetme korkusu içten içe beynini kemiriyordu adeta. Yapacak pek bir şey de yoktu çaresizce beklemeye başladı.
Erdem hoca bir an başından geçenleri düşündü... nasıl da emir eri gibi olduğunu, onun isteklerinin dışına çıktığında öfkeli ve agresif davranışlarına maruz kaldığını, onun hayatını nasıl hiçe saydığını, ilgi gösterdiğinde bile bunun ritünsel gereklilik olduğunu hissettirdiğini, hiçbir zaman da pişman olmadığını gözlerindeki birkaç damla yaş ile anımsadı.
Hikayeler yazmak için kendi birikimlerinizden, hayal gücünüzden faydalanmalısınız pisikanaliz yapmak uzman psikiyatrist ve hastanın arasında hastanın bilinçaltını çözmek kullanılan bir yöntemdir. Saçma bir şekilde yazılan birkaç kelimeden bir şeyler türeterek hikaye yazılmaz buna kalkışmayın. Bu hem etik olmaz hem de yasal değildir. Zaten bunu da psikiyatri uzmanı yapmaz. Böyle bir şey yapmak tam anlamıyla şarlatanlıktan başka bir şey değildir. Hikayeler bence sade bir dil ile yazılmalı sade dil kullanarak yazabilmek zordur. Yoğun ve metnin önüne geçen bir dil şahsen benim hiç tercihim değildir. Günlük ve her kesimden okurun anlayacağı gibi yazılmalıdır hikayeler. Mesela ilkokul mezunu da yazdığımı anlamalı. Hem sade dil akıcılığıda beraberinde getirir.
Başkaları tarafından özendirilerek edindirilen amaçlar bile hiç amacın olmamasından iyidir. Yeterki amaç bir adım ileriye taşısın. Tabii ki kişilerin amaçlarını kendilerinin belirlemesi gerekir.
seni sevmek her şeye bedel, seni sevmek ekmek gibi, su gibi, benim dudaklarım alışık değil ses olmaya yüreğime. bakma öyle sevdalı, söyleyemediklerimde saklı kaldın.
Ata kızı
KARDELEN
Şirin mi şirin bir ev tutmuştular Ankara'nın güzel bir semtinde erdem hoca evin kapısından son kez girdiğinden habersiz içeriye girerken yüreği kuş gibi çırpınıyor, bakışları nemli Ayşe'ye ;
Özür dilerim anlatamadım derken başı önüne öyle eğilmişti ki içinden ölsem şimdi diye geçiriyordu. Yurtdışında eğitim için gittiği ilk yıllarda bir evlilik yapmıştı... çok kötü giden ve hayatı kendisine zindan eden narsist bir kadındı Emily. Bu evlilikten kurtulmaya çalışıyordu erdem hoca hukuk yoluna başvurmuştu ama henüz sonuçlanamayan mahkemesi devam ediyordu.
Ayşe;
Bunları bana anlatmalıydın diyerek söze girdi...
Ayşe hata kabul etse bile geri dönemeyen bir kızdı,
-zamana ihtiyacım var bir süre görüşmeyelim, nikah işlemlerini askıya alalım, eve de gelmezsen sevinirim... dedi ve sessizliğe gömüldü.
hoca çaresizce boyun eğerek oradan ayrılır, ayrılır da sanki içine kor oturmuştu, oradan ayrılırken aklında Ayşe'yi kaybetme korkusu içten içe beynini kemiriyordu adeta. Yapacak pek bir şey de yoktu çaresizce beklemeye başladı.
Erdem hoca bir an başından geçenleri düşündü...
nasıl da emir eri gibi olduğunu, onun isteklerinin dışına çıktığında öfkeli ve agresif davranışlarına maruz kaldığını, onun hayatını nasıl hiçe saydığını, ilgi gösterdiğinde bile bunun ritünsel gereklilik olduğunu hissettirdiğini, hiçbir zaman da pişman olmadığını gözlerindeki birkaç damla yaş ile anımsadı.
11. sayfa
soyutluktan somutluğa yolculuk adın
yerleştiğin kalpte tözsel kudretsin
dağları deviren
beşerde hücreleri istila eden muamma
güçlü ve şeffaf
hayatı zerrelerden işleyecek kadar da gerçeksin
Ata kızı
Bu bana şimdiki zamanı çağrıştırdı demek anlamamışım(!)
Peki.
“ne yazık ki bu asırda menüden seçiyor insanlar amaçlarını.”
Hikayeler yazmak için kendi birikimlerinizden, hayal gücünüzden faydalanmalısınız pisikanaliz yapmak uzman psikiyatrist ve hastanın arasında hastanın bilinçaltını çözmek kullanılan bir yöntemdir. Saçma bir şekilde yazılan birkaç kelimeden bir şeyler türeterek hikaye yazılmaz buna kalkışmayın. Bu hem etik olmaz hem de yasal değildir. Zaten bunu da psikiyatri uzmanı yapmaz. Böyle bir şey yapmak tam anlamıyla şarlatanlıktan başka bir şey değildir. Hikayeler bence sade bir dil ile yazılmalı sade dil kullanarak yazabilmek zordur. Yoğun ve metnin önüne geçen bir dil şahsen benim hiç tercihim değildir. Günlük ve her kesimden okurun anlayacağı gibi yazılmalıdır hikayeler.
Mesela ilkokul mezunu da yazdığımı anlamalı. Hem sade dil akıcılığıda beraberinde getirir.
Diyorum bu sabah.
Gerginlik hali olsa gülücük koymazdım Mehmet bey, şakaydı sadece.
Uyumayın ne diyeyim:))
Her ikisi de konu dışı…
İyi geceler
Uyuyun artık zamanınız gelmiş.:)))
Mehmet bey, biz denizanası mıyız? :)
Başkaları tarafından özendirilerek edindirilen amaçlar bile hiç amacın olmamasından iyidir. Yeterki amaç bir adım ileriye taşısın. Tabii ki kişilerin amaçlarını kendilerinin belirlemesi gerekir.