Söylediklerinin haklı payı vardır. Beden fanidir fakat ruh sonsuzdur. Beden çürür bazen kül olur denize karışır, bazen toprağa karışır. Ruh yolculuğuna devam eder. İnsanlar bir zamana ihtiyaç duydular. Her ne kadar birgün 24 saat olsa da güneşin ve ayın hareketlilikleri değiştikçe, gün nasıl kısalıp, uzuyorsa zaman kavramı da insan için hali hazırda bilinmez bir durum. Biz insanlar olarak bize ancak bildirildiği kadarını biliyoruz. Bilgi ise bizim çabamız ve yeteneğimiz doğrultusunda lütfediliyor. Başlangıçta "besmele" ile başlıyoruz sonra diyoruz " bu gidiş nereye" ve sonra kapanış "ondan geldik ve yine ona dönüyoruz...
Baktığım heryer Sen. İmkansız olan sevdam Sen. Rüyalarım hayallerim Sen. Tarifi olmayan duygularım Sen. Asla unutulmayan anılarım Sen. Ne zaman adını ansam dolan gözlerim Sen. Ecelimi beklerken yüreğimdeki sızım Sen. Muradım, dualarım, umutlarım hep Sen..
Eskiden medreselerin girişinde şu yazı vardı: Dünya dört direk üzerine kuruludur: 1) Fazilet sahibi insanların ilmi 2) Devlet erkanının adaleti 3) Sâlihlerin duası 4) Cesurların heybeti
Kalp bir gencinedir, cismim anın vîranesi Feyz bir bahr-i keramettir, sözüm dür dânesi, Nutk bir tuti-i hoş-gûdur, derunum lânesi, Eşk bir sahba-yı ateşdir gözüm peymânesi, Ye's bir mihmân-ı gamdır, hâtırım kâşânesi, Dağ bir murg-ı semenderdir, ten ateşhanesi, Aşk bir şem'i ilahidir, benim pervânesi, Şevk bir zencirdir, gönlüm anın divânesi.
Şeyh Galip
"Aşk bir ateştir gözüm peymanesi"derken şeyh Galip hazretleri gözlerden kalbe aks eden ve yine kalbinde gözlere tesir ettiğini vurgulayan bir dize yazmıştır. "Gönül yanmazsa göz yaşarmaz" denir.
Aşk konusunda hemen herkes birşeyler söyleyip yazabilir. Bazılarına aniden gelen bir ateş bazılarına ise yavaş yavaş damarına enjekte edilen bir seretonin hormonu gibi.. Duygular yaşanıp artık içinden çıkılmaz bir hâl aldığında insan ancak farkeder nasıl bir duygu ile cebelleştiğini.. Sevgi bu duruma karşı daha samimi ve içtendir. Aşk zordur kolay olsa bir değeri olmayacaktır. Hayat bir keşif yolcuğudur. İnsan önce kendini keşfetmeli,önce kendini bilmelidir. Kendini ve ne istediğini bilen yolculuğu boyunca nereden gelip nereye gittiğine dair fikirler üretmeye çalışır. Kalp, Allah-u Teâlâ’nın cemâlini müşahede için halkolunmuştur. Bunun içindir ki kalbin saâdeti muhabbet ve marifetullahtır. Hacı Bayram Veli hazretlerinin şu beyiti bunun açıkça ifade etmektedir. "Görünen sıfâtındır Anı gören zâtındır Gayrı ne hâcâtındır Sen seni bil sen seni"
İnsan kendini sorgular bir hale geldiğinde değişmek ve dönüşmek o kişi için kaçınılmazdır. Ya sorularını üstün körü bir şekilde kapatacak ya da derin bir mülahaza içine girerek ezeli ve ebedi olan bu yolculuğun içinde varolmanın hazzını hissedecektir. Küçük yaşlardan beri duyduğum "o kadar derine inme ve ya derinine girme" sözü aslında en umulmadık hazinelerin derinlerde bilinmeyene olan sevgide olduğunu göstermişti bana. Bildiğini,gördüğünü herkes sever ya bilmediğini sevmek ve ona ulaşmayı amaç edinmek. Bunu okuyan kişilere hastalık gibi gelebilir. Lakin yaşamadan hüküm vermek kolaydır. Hz.Mevlana dediği gibi"Önce benim ayaklarımı giy ve benim geçtiğim yollardan geç."
Teşekkür ederim sevgili Atakızı.
Günaydın
Söylediklerinin haklı payı vardır. Beden fanidir fakat ruh sonsuzdur. Beden çürür bazen kül olur denize karışır, bazen toprağa karışır. Ruh yolculuğuna devam eder.
İnsanlar bir zamana ihtiyaç duydular. Her ne kadar birgün 24 saat olsa da güneşin ve ayın hareketlilikleri değiştikçe, gün nasıl kısalıp, uzuyorsa zaman kavramı da insan için hali hazırda bilinmez bir durum.
Biz insanlar olarak bize ancak bildirildiği kadarını biliyoruz. Bilgi ise bizim çabamız ve yeteneğimiz doğrultusunda lütfediliyor.
Başlangıçta "besmele" ile başlıyoruz sonra diyoruz " bu gidiş nereye" ve sonra kapanış "ondan geldik ve yine ona dönüyoruz...
Saygılarımla
İyi ki masmavi gökyüzü var gönlümün sığınağı..
Baktığım heryer Sen.
İmkansız olan sevdam Sen.
Rüyalarım hayallerim Sen.
Tarifi olmayan duygularım Sen.
Asla unutulmayan anılarım Sen.
Ne zaman adını ansam dolan gözlerim Sen.
Ecelimi beklerken yüreğimdeki sızım Sen.
Muradım, dualarım, umutlarım hep Sen..
Saygılarımla
Eskiden medreselerin girişinde şu yazı vardı:
Dünya dört direk üzerine kuruludur:
1) Fazilet sahibi insanların ilmi
2) Devlet erkanının adaleti
3) Sâlihlerin duası
4) Cesurların heybeti
Şu an kaçı kaldı?
Günaydın hayırlı sabahlar sevgili Atakızı
Yüreklerde kök bağlayıp yaşayan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Ezelden ebede müjde taşıyan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Abdurrahim Karakoç
Ferşten arşa, ezelden Ebed'e kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır.
Hayat uzun bir yoldur Ezelden Ebed'e uzanan..
Kalp bir gencinedir, cismim anın vîranesi
Feyz bir bahr-i keramettir, sözüm dür dânesi,
Nutk bir tuti-i hoş-gûdur, derunum lânesi,
Eşk bir sahba-yı ateşdir gözüm peymânesi,
Ye's bir mihmân-ı gamdır, hâtırım kâşânesi,
Dağ bir murg-ı semenderdir, ten ateşhanesi,
Aşk bir şem'i ilahidir, benim pervânesi,
Şevk bir zencirdir, gönlüm anın divânesi.
Şeyh Galip
"Aşk bir ateştir gözüm peymanesi"derken şeyh Galip hazretleri gözlerden kalbe aks eden ve yine kalbinde gözlere tesir ettiğini vurgulayan bir dize yazmıştır.
"Gönül yanmazsa göz yaşarmaz" denir.
Teşekkür ederim Sevgili Nilüfer.
Hayırlı sabahlar
Aşk konusunda hemen herkes birşeyler söyleyip yazabilir. Bazılarına aniden gelen bir ateş bazılarına ise yavaş yavaş damarına enjekte edilen bir seretonin hormonu gibi.. Duygular yaşanıp artık içinden çıkılmaz bir hâl aldığında insan ancak farkeder nasıl bir duygu ile cebelleştiğini..
Sevgi bu duruma karşı daha samimi ve içtendir.
Aşk zordur kolay olsa bir değeri olmayacaktır.
Hayat bir keşif yolcuğudur. İnsan önce kendini keşfetmeli,önce kendini bilmelidir. Kendini ve ne istediğini bilen yolculuğu boyunca nereden gelip nereye gittiğine dair fikirler üretmeye çalışır.
Kalp, Allah-u Teâlâ’nın cemâlini müşahede için halkolunmuştur. Bunun içindir ki kalbin saâdeti muhabbet ve marifetullahtır.
Hacı Bayram Veli hazretlerinin şu beyiti bunun açıkça ifade etmektedir.
"Görünen sıfâtındır
Anı gören zâtındır
Gayrı ne hâcâtındır
Sen seni bil sen seni"
İnsan kendini sorgular bir hale geldiğinde değişmek ve dönüşmek o kişi için kaçınılmazdır.
Ya sorularını üstün körü bir şekilde kapatacak ya da derin bir mülahaza içine girerek ezeli ve ebedi olan bu yolculuğun içinde varolmanın hazzını hissedecektir.
Küçük yaşlardan beri duyduğum "o kadar derine inme ve ya derinine girme" sözü aslında en umulmadık hazinelerin derinlerde bilinmeyene olan sevgide olduğunu göstermişti bana.
Bildiğini,gördüğünü herkes sever ya bilmediğini sevmek ve ona ulaşmayı amaç edinmek. Bunu okuyan kişilere hastalık gibi gelebilir. Lakin yaşamadan hüküm vermek kolaydır.
Hz.Mevlana dediği gibi"Önce benim ayaklarımı giy ve benim geçtiğim yollardan geç."
Saygılarımla