Sevgiyi ölçecek hiçbir kantar yoktur. Çünkü sevgi maddi terazilerde kıyaslanamaz. O, dağın derinliklerinden geldiği söylenen; aslında kaynağı cennet olan ırmakların fışkırması gibi, gönül tepelerinden aşkın çağlamasıyla kemale erer. Sevgi atomları bir arada tutan mayadır. Maddeye şekil veren, meyveye tat-koku-renk veren, insana hayat veren yücelerden yüce bir iksirdir.
Sevgi, katışıksız öz ve durudur. Hiçbir beklentiye bina edilemez. Gelgitleri yoktur. Karşılıksızdır. Belki de karşılık sızıdır. Gönülsüzdür. Tek çıkan ses, gönül sözüdür.
Sevgi herhangi bir kalıba sığmaz. Şekli şemaili yoktur. Sevmek, bazen ağlamaktır. Bazen susmaktır. Bazen gülmektir. Bazen coşmaktır. Sevmek yer yer hayal kurmaktır yer yer tatmak, tutmak, dokunmaktır. Sevmek anlamaktır.
Bazen karşımızdaki insanın bir “insan” olduğunu unutabiliyoruz. Onu bir yazı, bir rakam, bir fotoğraf, bir ses, bir ışık, bir madde, bir kategori, bir nizip, bir hayal yada herhangi bir şey olarak değerlendirebiliyoruz. Oysa ayakları yere sağlam basmayan bu acelecilik ve tankların paletleri altında ezen bu hırsın muhatabı bir insan… Daha sakin, daha duru, daha zihnimiz berrak düşünmeliyiz…
Bazen kendimizi dünyanın en akıllı insanı zannederiz, kıvrak hareketlerle her meseleyi çözeceğimizi düşünürüz. Bize göre yaptığımız manevraları diğerleri bilmiyordur ve aklımızsıra diğerlerini parmağımızda oynatıyoruzdur... Oysa diğerleri belki de bizden birkaç adım sonrasını görüyordur. Belki de diğerleri bizi, bizim kendilerine karşı tavır ve hareketlerimizi bildiği halde, bizi kırmamak için hatalarımızı yüzümüze vurmuyorlardır. Bizi öylece kabul etmişlerdir belki de... Egomuza, zekamıza, tavır ve davranışlarımıza fazla güvenmemeliyiz. Alimin yanında dilini, arifin yanında kalbini tut demişler...
Sevgiyi ölçecek hiçbir kantar yoktur. Çünkü sevgi maddi terazilerde kıyaslanamaz. O, dağın derinliklerinden geldiği söylenen; aslında kaynağı cennet olan ırmakların fışkırması gibi, gönül tepelerinden aşkın çağlamasıyla kemale erer. Sevgi atomları bir arada tutan mayadır. Maddeye şekil veren, meyveye tat-koku-renk veren, insana hayat veren yücelerden yüce bir iksirdir.
Sevgi, katışıksız öz ve durudur. Hiçbir beklentiye bina edilemez. Gelgitleri yoktur. Karşılıksızdır. Belki de karşılık sızıdır. Gönülsüzdür. Tek çıkan ses, gönül sözüdür.
Sevgi herhangi bir kalıba sığmaz. Şekli şemaili yoktur. Sevmek, bazen ağlamaktır. Bazen susmaktır. Bazen gülmektir. Bazen coşmaktır. Sevmek yer yer hayal kurmaktır yer yer tatmak, tutmak, dokunmaktır. Sevmek anlamaktır.
Bir heykeltraş gibi gereksiz herşeyi at, ben kalacağım geriye...
Basit düşün: Burdayım ve seninim... Ben öyle yapıyorum: "Ordasın ve benimsin"
Yoktun, şu yaz gününde, çok üşüdüm bugün...
Oğul: “Baba, deve bir pul, alalım mı?”
Baba: “Yok ki oğul, alamam”
başka bir zaman,
Oğul: “Baba, deve bin pul olmuş”
Baba: “ Var oğlum, hemen alalım”
Bulursun, yakındır, elin gitmez almaya…
Kaybedince uzaklara büyük bedeller ödemeye razı olursun…
Bazen karşımızdaki insanın bir “insan” olduğunu unutabiliyoruz. Onu bir yazı, bir rakam, bir fotoğraf, bir ses, bir ışık, bir madde, bir kategori, bir nizip, bir hayal yada herhangi bir şey olarak değerlendirebiliyoruz. Oysa ayakları yere sağlam basmayan bu acelecilik ve tankların paletleri altında ezen bu hırsın muhatabı bir insan… Daha sakin, daha duru, daha zihnimiz berrak düşünmeliyiz…
Hiç bilmediğin bir şeyi isteyemezsin
Bazen kendimizi dünyanın en akıllı insanı zannederiz, kıvrak hareketlerle her meseleyi çözeceğimizi düşünürüz. Bize göre yaptığımız manevraları diğerleri bilmiyordur ve aklımızsıra diğerlerini parmağımızda oynatıyoruzdur... Oysa diğerleri belki de bizden birkaç adım sonrasını görüyordur. Belki de diğerleri bizi, bizim kendilerine karşı tavır ve hareketlerimizi bildiği halde, bizi kırmamak için hatalarımızı yüzümüze vurmuyorlardır. Bizi öylece kabul etmişlerdir belki de... Egomuza, zekamıza, tavır ve davranışlarımıza fazla güvenmemeliyiz. Alimin yanında dilini, arifin yanında kalbini tut demişler...
Dağ, tavşanı sevmiş; tavşanın haberi olmamış...
:)