:) Aslında kanaatim o ki, güzel Türkçe'miz yeterli herşeyi güzel ifade etmeye... Kömüre "siyah elmas" diyen, vereme "ince hastalık" diyen bir dil ile herşey daha güzel ifade edilebilir...
Çabuk tüketiyoruz... Zamanı, mekanı, sözcükleri, şiiri, insanı... Kıymetini bilmiyoruz, özümsemiyoruz, ruhumuza yedirmiyor, iliklerimize kadar duyurmuyoruz Önyargılarla, yalnızca hislerimizle -ki çoğu zaman yanıltırlar bizi- bitiriyoruz hemencecik... Kırdıklarımız, kırıldıklarımız içimizde kalıyor... Sakinleşmeliyiz... Bir göl kenarına gidip günlerce haftalarca kendimizi dinlemeliyiz kitapların kontrolünde... Duymalyız, duyurmalıyız... Bazı meseleleri oturtmalıyız zihnimizde... Gidecekler gitmeli, kurtulmalıyız... Yerine gelecekler gelmeli, başlamalı, rahatlamalıyız... Sonuna kadar düşünmeli, Sonuna kadar dinlemeliyiz... Sonuna kadar anlamalı, Sonuna kadar söylemeliyiz.. Ancak böyle mutmain oluruz... Yeni bir sayfaya tertemiz duygularla başlamak için...
Bazen olmuyor... Doğru zamanı, doğru mekanı bulamayabiliyoruz... Dilimizden doğru sözcükler çıkmayabiliyor... Söyleyemediklerimiz ve soramadıklarımız giriyor araya bir duvar gibi belki de... Kırdıklarımız, kırıldıklarımız da oluyor... Ama makul karşılamak gerekir... Her zaman olacak değil ya... Affetmek lazım... Kabullenmek lazım belki bazı şeyleri... Gitmek lazım ayağına, ya da gelmek lazım fırsatını bulunca... Neden ve sonuçlarıyla açabiliriz içimizi... Dökebiliriz melalimizi... Kusurlarımızı, kabahatlerimizi, yada beklenti, özlem ve hsaretlerimizi... Sevmek lazım... Yeni bir sayfaya tertemiz duygularla başlamak için...
Bilmediğin şeyin ardına düşme.
Bilgi, takip edilecek bir ışıktır.
Gitme yeteneğim yok benim...
Atomu parçalasan da ben hep seninleyim...
:) Aslında kanaatim o ki, güzel Türkçe'miz yeterli herşeyi güzel ifade etmeye... Kömüre "siyah elmas" diyen, vereme "ince hastalık" diyen bir dil ile herşey daha güzel ifade edilebilir...
Ölçülü, tartılısın...
Renklerin tam kıvamında...
Beyazın tam beyaz, siyahınsa tam...
Kıvrımlar, beynimin labirenti…
Detaylar, hayat yolculuğum...
İmalar, upuzun geceler...
O bakış, al benim ömrümü
Milimetrik bir sanat…
Endamın pastel tadında...
Herşeyin mevsiminde...
Yepyeni, taptaze...
Müthiş bir çekim alanı...
Girdap gibi bir yutuş...
Hortum gibi savuruş...
Sonsuz bölü sıfır...
Sonsuz çarpı sıfır...
Okyanusun dupduru...
Duyguların berrak su...
Bayıltan gül kokusu...
Gülüşün yaz, hoşbahar...
Bir nehir gibi akıyor
Dalgalanıyorsun
Ey rüzgar...
Aahhhh!
ah...
B.Ş.
Üslubu beyan ayniyle insan...
Çabuk tüketiyoruz...
Zamanı, mekanı, sözcükleri, şiiri, insanı...
Kıymetini bilmiyoruz, özümsemiyoruz, ruhumuza yedirmiyor, iliklerimize kadar duyurmuyoruz
Önyargılarla, yalnızca hislerimizle -ki çoğu zaman yanıltırlar bizi- bitiriyoruz hemencecik...
Kırdıklarımız, kırıldıklarımız içimizde kalıyor...
Sakinleşmeliyiz...
Bir göl kenarına gidip günlerce haftalarca kendimizi dinlemeliyiz kitapların kontrolünde...
Duymalyız, duyurmalıyız...
Bazı meseleleri oturtmalıyız zihnimizde...
Gidecekler gitmeli, kurtulmalıyız...
Yerine gelecekler gelmeli, başlamalı, rahatlamalıyız...
Sonuna kadar düşünmeli,
Sonuna kadar dinlemeliyiz...
Sonuna kadar anlamalı,
Sonuna kadar söylemeliyiz..
Ancak böyle mutmain oluruz...
Yeni bir sayfaya tertemiz duygularla başlamak için...
Bazen olmuyor...
Doğru zamanı, doğru mekanı bulamayabiliyoruz...
Dilimizden doğru sözcükler çıkmayabiliyor...
Söyleyemediklerimiz ve soramadıklarımız giriyor araya bir duvar gibi belki de...
Kırdıklarımız, kırıldıklarımız da oluyor...
Ama makul karşılamak gerekir...
Her zaman olacak değil ya...
Affetmek lazım...
Kabullenmek lazım belki bazı şeyleri...
Gitmek lazım ayağına, ya da gelmek lazım fırsatını bulunca...
Neden ve sonuçlarıyla açabiliriz içimizi...
Dökebiliriz melalimizi...
Kusurlarımızı, kabahatlerimizi, yada beklenti, özlem ve hsaretlerimizi...
Sevmek lazım...
Yeni bir sayfaya tertemiz duygularla başlamak için...
Şanslısın ki zor. Kolay olsa herkes yapardı...
Her gece her gece
Kırlangıç hüznü
Alev alev kalp
Yokluğunda
Girip koynuna
Birer buse bırakıyorum
Omzuna ve boynuna
Bir fırtına kopuyor
Sessizliğinden
Sensizliğine
Nefes nefese
Tutup ellerinden
Sarılıyorum beline
Sen yoksun da
Sanki ben var mıyım?
Bıraktım kendimi
Her gece her gece
Y/akıp eritiyorsun beni
Ç/ekiyorsun içine
Bekir Şahin
Bir insanda aranması gereken iki özellik: Dürüstlük ve cesaret