Karnımızı bir neşter yardımıyla yarsaydı doktorlar ve gösterseydi bize organlarımızı tek tek, kalbimizin atışını filan, korkardık herhalde… beni kan tutardı büyük ihtimalle… beyin kafatası filan… akıl alır gibi değil…
Bir perdeye süs takar gibi Ayrı ayrı Ama hep beraber Bir kalp takılmış, ciğer takılmış, böbrek takılmış, mide takılmış… /fazla da değil öyle, birer tane/ Ve el kadar etlerin insafına kalmış hayatımız… İlginç…
Yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleriyle bu dünyaya ait değilim sanki... Ben söyleyince iğreti duruyor sözcükler... Ben yazınca göze batıyor cümlelerim... Ben gelince problem, ben gidince daha büyük problem...
Ne yapacağımı bilemez halde "Inception" filminde araftaki adam gibiyim...
Geleceğe olan ümidimle, gözlerim ufka çakılı... Matah bir şey değil intihar ve kıymayacağım canıma... Olsun... İçim yangın yeri ve tam bir adanmışlıkla bekliyorum... Gün batmak üzere Ve Bana nefes üfleyecek bir deniz gözlü maralın ayak seslerini duyar gibiyim...
Bal gibi kaymak gibi bir sabah... Sıcak süt gibi... Yorgun uyanıyor ama yeni güne doğuyor güneş... Bir sessizlik hakim doğada... Ciğerlerine çekiyorsun havayı... Daha ne isteyeceksin ki hayattan...
Notunu vermeye çalışıyoruz hemen insanların... Bir yere oturtmaya... Ya da sınıfta bırakmaya... Oysa 100 vermeliyiz herkese en başta... Bütün kredileri sunmalıyız... Ve İlla bir hata yaptıysa Cimri davranmalıyız notunu kırarken...
Kainat boşluk kabul etmez... Yeneceğini biliyordur elma, bu yüzden saklar tohumunu bağrında... Her gece sabaha gebe... Bunu böyle bil, böyle inan... Kalbin mi boş... Çoktaan doldu bile...
Ey gönül,
Arsız olma
Bu kadar gamsız olma
Biraz yan, biraz piş, biraz yetiş...
Baksana Yunus Emre’ye
Aşkın dergahına eğri odun götürmemiş...
Karnımızı bir neşter yardımıyla yarsaydı doktorlar ve gösterseydi bize organlarımızı tek tek, kalbimizin atışını filan, korkardık herhalde… beni kan tutardı büyük ihtimalle… beyin kafatası filan… akıl alır gibi değil…
Bir perdeye süs takar gibi
Ayrı ayrı
Ama hep beraber
Bir kalp takılmış, ciğer takılmış, böbrek takılmış, mide takılmış…
/fazla da değil öyle, birer tane/
Ve el kadar etlerin insafına kalmış hayatımız…
İlginç…
Yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleriyle bu dünyaya ait değilim sanki...
Ben söyleyince iğreti duruyor sözcükler...
Ben yazınca göze batıyor cümlelerim...
Ben gelince problem, ben gidince daha büyük problem...
Ne yapacağımı bilemez halde "Inception" filminde araftaki adam gibiyim...
Geleceğe olan ümidimle, gözlerim ufka çakılı... Matah bir şey değil intihar ve kıymayacağım canıma... Olsun... İçim yangın yeri ve tam bir adanmışlıkla bekliyorum...
Gün batmak üzere
Ve
Bana nefes üfleyecek bir deniz gözlü maralın ayak seslerini duyar gibiyim...
Kopan modülleriyle uzay boşluğuna sürüklenen mekik gibiyim… Gittikçe azalan, sessizleşen, uzak ve yalnız…
Bal gibi kaymak gibi bir sabah...
Sıcak süt gibi...
Yorgun uyanıyor ama yeni güne doğuyor güneş...
Bir sessizlik hakim doğada...
Ciğerlerine çekiyorsun havayı...
Daha ne isteyeceksin ki hayattan...
Günaydın...
Notunu vermeye çalışıyoruz hemen insanların... Bir yere oturtmaya...
Ya da sınıfta bırakmaya...
Oysa
100 vermeliyiz herkese en başta...
Bütün kredileri sunmalıyız...
Ve
İlla bir hata yaptıysa
Cimri davranmalıyız notunu kırarken...
Kadın, yürektir.
Kainat boşluk kabul etmez...
Yeneceğini biliyordur elma, bu yüzden saklar tohumunu bağrında...
Her gece sabaha gebe...
Bunu böyle bil, böyle inan...
Kalbin mi boş... Çoktaan doldu bile...