istediğimizde unutup, istemediğimizde unutmamanın bir formülü, bir yolu yoktur.. aslında tamamen unutmak diye bir şey de yoktur belki de.. sadece "artık acıtmaması" vardır. yaşananlar zihnimizin bir köşesinde sessizce durur ama biz onlarla yaşamayı, onları taşımayı öğreniriz. unutmak, insana bahşedilen ve şükredilesi gereken bir özelliktir. zira eğer beyin her travmayı, her kırgınlığı ve her kaybı ilk saniyedeki tazeliğiyle tutsaydı, insan o yükün altında telef olurdu
insan 1 çay, 1 simitle pekala mutlu bir gün geçirebilir.. çorbaya, makarnaya veya peynir- ekmeğe '' güzel yemekti '' diyebilmek için de çok para gerekmez.. amaa ya ruh fakirse.
Mihenk taşı nefes alıp vermektir. Ama salt nefes alıp vermek ‘’yaşamak’’ için yeterli değildir.. Zira nefes almak sadece biyolojik bir eylem değil anı güzelleştiren, o anı paylaştığımız insanlarla ve ruhumuzda hissettiğimiz mutlulukla bütünleştirmemiz gereken bir nimettir.
övülürüz amaa övünmek bize göre değildir.. zira buna gerek yok, ilaveten mütevaziliğin erdem olduğunu bilenlerdeniz.. hem gerçek sanatçının belâgat'a ihtiyacı yoktur :)
Kulağımda çınlar o tatlı sesin Ama her yerde va' dı bi' nefesin Bi' de kokun vardı, sanki dezenfektan. -Sefo- Sevgilisinin kokuusnu dezenfektana benzetiyor, romantizmde sınırları zorlamakkk :)) ******* Lütfen beni bi' salın Saçları sarı, gözleri çakır Olur gibi canım Yanımda kalmadı hiç akıl. -Çakal- Her zaman ‘’yanında bulundurduğu’’ akıl hiç kalmamış… yerine sakız verse olur mu acep :))
Yaşarken değerini anlayamadığımız an'lar geçip giderken hızla ve umarsızca, yaşanmışlıkların özlemiyle yanıp tutuşur yürek zaman zaman.. Seneler / an'lar geri döndürülemez elbet ama ne kadar dudaklarımızda tebessüme ya da ruhumuzda hüzünlere yol açsa da anılara yapılan yolculuklar hayata lezzet / anlam katar...
istediğimizde unutup, istemediğimizde unutmamanın bir formülü, bir yolu yoktur..
aslında tamamen unutmak diye bir şey de yoktur belki de..
sadece "artık acıtmaması" vardır.
yaşananlar zihnimizin bir köşesinde sessizce durur ama biz onlarla yaşamayı, onları taşımayı öğreniriz.
unutmak, insana bahşedilen ve şükredilesi gereken bir özelliktir.
zira eğer beyin her travmayı, her kırgınlığı ve her kaybı ilk saniyedeki tazeliğiyle tutsaydı,
insan o yükün altında telef olurdu
insan 1 çay, 1 simitle pekala mutlu bir gün geçirebilir..
çorbaya, makarnaya veya peynir- ekmeğe '' güzel yemekti '' diyebilmek için de çok para gerekmez..
amaa ya ruh fakirse.
gerçek ve doğru şudur kii vefalı hemşoo,
biz hiç kimseyi yarı yolda bırakmadık,
hep onlar, musait bir yerde dediler.. :))
Mihenk taşı nefes alıp vermektir.
Ama salt nefes alıp vermek ‘’yaşamak’’ için yeterli değildir..
Zira nefes almak sadece biyolojik bir eylem değil anı güzelleştiren,
o anı paylaştığımız insanlarla ve ruhumuzda hissettiğimiz mutlulukla bütünleştirmemiz gereken bir nimettir.
insanlar '' aynı geceyi'' yaşar,
duygularla, deneyimlerle, hüzünlerle, sevinçlerle, düşüncelerle…..
fakat '' ayrı ve farklı '' hayatlarla….
yaz,
yaz ki şenlensin gözümüz..
yaz,
yaz ki “söz” e kansın ruhumuz :)
övülürüz amaa övünmek bize göre değildir..
zira buna gerek yok, ilaveten mütevaziliğin erdem olduğunu bilenlerdeniz..
hem gerçek sanatçının belâgat'a ihtiyacı yoktur :)
Kulağımda çınlar o tatlı sesin
Ama her yerde va' dı bi' nefesin
Bi' de kokun vardı, sanki dezenfektan.
-Sefo-
Sevgilisinin kokuusnu dezenfektana benzetiyor, romantizmde sınırları zorlamakkk :))
*******
Lütfen beni bi' salın
Saçları sarı, gözleri çakır
Olur gibi canım
Yanımda kalmadı hiç akıl.
-Çakal-
Her zaman ‘’yanında bulundurduğu’’ akıl hiç kalmamış… yerine sakız verse olur mu acep :))
sahip olun!
taşa
demire
aleve
küle bile...
az sözle çook şey anlatmak sanatı budur her hal..
işte bu yüzden,
her şiir yazan , '' zarif insan, zarif şair '' olamıyor...
Yaşarken değerini anlayamadığımız an'lar geçip giderken hızla ve umarsızca,
yaşanmışlıkların özlemiyle yanıp tutuşur yürek zaman zaman..
Seneler / an'lar geri döndürülemez elbet
ama ne kadar dudaklarımızda tebessüme ya da ruhumuzda hüzünlere yol açsa da anılara yapılan yolculuklar hayata lezzet / anlam katar...