ölümden korkmuyorum aksine belki bazen seviniyorum ama bunca günahla nerede yatarım bilemem ama beni korkutan cehennemin o soğuk adı ve yakıcı sıcaklığı
Bir başka tanımlama ile “MEVT”, “Kontrolündaki yapıyı kullanamaz hale gelmek” demektir! ...
Özellikle, insanın, bedeninin “kullanım dışı kalmasını” târif sadedinde bu kelime söylenir..Bu yüzdendir ki, “ÖLÜM TADILIR”!
Tadan iNSANIN bizâtihi kendisi olan şuuru-bilincidir! ...
”Küllü nefsin zaikatül mevt” (29-57)
”HER BİLİNÇ ÖLÜMÜ TADACAKTIR”,
âyetinde olduğu gibi; her bilinç, -burada hususi mânâsıyla insan, genel anlamıyla evrende var olan tüm bilinçler kastediliyor.
Her bir nefs sahibi,şuur sahibi ölümü tadacaktır!
Ölüm denen olay.biyolojik madde bedenin terkedilerek,RUH bedenle dalga âlem yaşamına geçilmesidir.
Beynin durmasıyla birlikte, vücuda yayılan bioelektrik enerji kesildiği için; beden, ruhu kendisine bağlı tutan elektromağnetizmasını yitirir ve böylece, RUH, bedende bağımsız yaşam biçimine geçer. İşte bu olay ÖLÜM kelimesiyle anlatılır.
Enerjisini beyinden alan dalga beden (ruh) , aynı zamanda beyinle karşılıklı alışveriş içindedir; ve beyni enerji yönünden takviye etmektedir... Aynı, bir otomobil motorunun aküden hem enerji temin etmesi, hem de aküyü şarj etmesi gibi...
Ölüm, bir tür dönüşümdür.. Herhangi bir etki ile beyin durduğu anda, sinir sistemi aracılığıyla tüm hücrelere yaydığı bioelektrik enerji ayak uçlarından başlayarak kesilir; bu anda ruh bağımsız hâle gelerek bedenden soyutlanır! .
Artık o andan sonra bilinç, ruh bedenle yaşamına devam eder! . Ölüm, bilince hiç bir kesiklik getirmez! . Hatta çok zaman, kişi, ilk anda ölümü tattığını bile farketmez.. Şuurlu bir şekilde çevresini algılar ve ağlayıp haykıranlar yüzünden ilk anda paniğe kapılıp, büyük üzüntü duyar! . Bedenin yıkanışını, cenaze namazının kılınışını, gelenleri seyreder; ve en büyük paniği de bedeni mezara konulduğunda yaşar; çünkü bilinçli ve diri bir varlıktır; ancak ne yazık ki de bedeniyle birlikte mezara konmak zorundadır! .
Nasıl gündüz yaşadığınız olaylar zorunlu olarak gece rüyanıza girer ve bunu değiştiremezseniz rüyada; aynı şekilde tüm yaşam boyunca kendinizi o beden kabul ettiğiniz için de o anda bedeni bırakıp uzaklaşamaz ve o bedenle birlikte mezarın içinde bulursunuz kendinizi; ve dahi uzaklaşanların ayak seslerini işitirsiniz! ..isterseniz dünyada iken en zengin, veya en yüksek rütbeli ya da en meşhur kişi olun; orada tek başınıza ve tamamiyle yabancı olduğunuz bir ortamdasınız! ..
ölümden korkmuyorm aksine ölümn soguklugunu hissetmk istiorm merak uyandidrıor zamansz gelişi ve1 o kadar da ilgi günden güne ölüme hazırlıorm kendimi 1gün 1nefes kadar yakın 1gün cooooooooooook uzak................her gün ayrı yüzünü gösterior o da dengesiz benm gibi bazen icten gülüor aramzdn alıp götürüor girdabına
Kanun eski Yunandan beri’’büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçük sineklerin takıldığı bir örümcek ağı’’Avrupalı için. Machiavelli, insanlığı ikiye ayırır: tarihi yapanlar,tarihin malzemesi.Çobanla sürü. Katili göklere çıkartır, Sade, ayak takımının peşin hükümlerinden sıyrılmış bir gerçekçi olarak alkışlar. Devlet gözünü kırpmadan cana kıyanları korumalıdır. Rousseau, çağdaşlarının yüzüne tükürür gibi sorar: içinizde mandaren’i öldürmeyecek kaç kişi var? Kimdi bu mandaren? Çin meçinde yaşayan bir meçhul insan. Tanımadığımız, tanıyamayacağımız biri.Yani bir mücerret. Oturduğumuz yerde bir düğmeye bastık mı geberecekti herif,biz hazinelerine konacaktık, kimselerin ruhu duymayacaktı,şöhretimiz gölgelenmeyecek, şerefli bir insan olarak yaşantımıza devam edecektik.Ahlak bu soruya verilecek cevapta idi. ‘’Suc ve Ceza’’nın Raskolnikov’u daha çıplak, daha kendisi, daha insan.Sefaleti bütün zilleti,bütün rezillikleri ile yaşamış. Çıkmazdan kurtulması için tek çaresi vardır; tefeci kadına kıymak.Adeta meşru bir müdafaa içindedir.Hukukçuların istirar hali dedikleri korkunç durum. Kanayan bir hassasiyet, uyanık bir zeka, ve hasta bir şuuraltı. Avrupalı için medeniyet, zorun yerine hilenin geçişidir. Fıransız bu manada Rus’tan daha medenidir. Daha medeni; yani daha tehlikeli.Boşuna dil döker muhatabı. Delikanlı Mandaren’i öldürmeyecektir. Faziletinden mi? Hayır.Tatsız süprizlerden çekinir ve bilir ki er geç şeytan kendisine yardım edecektir.Raskolnikov sarsıntı geçiren bir toplumda yapayalnızdır. Kafasında 77 türlü tilki, aç ve yarı uykuda. Sanki bir kabus yaşamaktadır.Aylarca tereddüt eder. Ezilen gururu uzun zaman yaralı bir yılanın ıslığı gibi uğuldar kulağında: GÜÇLÜSÜN VE GÜÇLÜ ENGEL TANIMAYANDIR. Suç ve Ceza’nın birinci bölümü bir insanla bir düşünce arasındaki tüyler ürperten bir kavganın hikayesi. Sonra düşüncenin zaferini hazırlayan dekor ve hadiseler.Çayırda görülen rüya, kamçı darbeleri altında öldürülen kısrak. İnsanların dışında bir kader vardır, zalim, anlaşılmayan bir kader, Kararsızlık içinde olan Raskolnikov’u garip bir tesadüf cinayete zorlar. Hiçbir sebep yokken evine saman pazarı yolundan girmeye kalkar; orada tefecinin kız kardeşi ile bir eskicinin arasında geçen konuşmayı duyar.Ertesi gün tefeci kadının evde yalnız kalacağını öğrenir. Artık kararı kesinleşmiştir.hiçbir şey düşünmez ve düşünemez. Sosyalistlere göre suç çevrenin ürünü.Suç diye bir şey yok. Suç,kötü ve tabiat dışı bir içtimai düzene isyandan ibaret.Çevre her kötülüğün kaynağı.Demek ki toplum akla ve tabiata dayalı bir düzene kavuşunca suç diye bir şey kalmaz.Çünkü isyan edecek bir konu yoktur artık.Ve göz açıp kapayıncaya kadar insan rahata kavuşur. Ne var ki be madalyonun bir yüzü. Rüya ile gerçeği karıştırmayalım. Yaşadığımız dünyada suç kaçınılmaz bir olay. Büyük adamla sokaktaki adam ayrı kanunlara tabi. Daha doğrusu büyük adam için kanun yoktur. O, bir gayenin emrindedir. İnsanlığın hayrı için kalabalığın suç saydığı bir hareketi işleyebilir.Mesela bir Newton’un keşifleri şu veya bu sebepten dolayı içtimaileşmiyorsa, bu uğurda bir, beş yüz kişi feda edilecekmiş, varsın edilsin…Bütün kanun koyucular suçludurlar. Suçludurlar çünkü ataları tarafından konulan çağdaşları tarafından saygı gören yasaları çiğnemişlerdir.Kan dökmekten de çekinmemişlerdir bu uğurda. Yeni bir hakikatin, yeni bir düzenin müjdecisi olmak isteyen, bir kelimeyle söyleyecek sözü olan herkes suç işlemek zorundadır. Peki ama büyük adamla sokaktaki adamı nasıl ayıracağız birbirinden? Büyük adam, tabiat kuvvetleri gibi, tahripkardır veya tahripkar olamak zorundadır.Daha aydınlık bir gelecek uğrunda bugünü yıkmakta tereddüt etmez. İdealin konuştuğu yerde vicdan susar.Sokaktaki insanın tek vazifesi vardır; neslini devam ettirmek. Tabiatı icabı muhafazakardır, itaatkardır, hürmetkardır. Ayıracı vasfı törelere boyun eğmektir., bundan gocunmaz da. Yığın büyük adama kanunu çiğnemek hakkını tanımaz. Suçlunun kellesini keser; böyle yaparken de mizacına uygun davranmış olur.Ama bir nesil sonra aynı kalabalık kellesini kestiği adamı azizleştirir. Yığın hal’e hükmeder, büyük adam ise istikbal’e Yığın kurduğu düzenin koruyucusudur ve soyumuzu arttırır. BÜYÜK ADAM DÜNYAYI YERİNDEN OYNATIR VE HAYALİ BİR DÜZENİN MİMARI OLMAK İSTER.Her iki insanın da en tabi hakkı. Bu büyük savaş, yeni bir Kudüs’e yani ilahi nizamın kurulacağı bahtiyar güne kadar sürüp gidecektir.Her büyük adam çarmıhta can vermez, talih gülümser bazılarına, kendileri kelle keser. Dosta ızdırabın romancısı. Istırabın, isyanın, merhametin ve şuuraltının.Raskolnikov fahişe sonya’nın önünde eğilirken senin değil acı çeken bütün insanların önünde eğiliyorum der. Suç ve cezayı okumak kendini bilerek ve isteyerek hasta etmek demektir.Kitabı okurken daima bir ruh sancısı duyarsınız.Her kitap yazarla okuyucu arasında bir düello; yazar bize bir hakikat, bir hayal veya bir korku aşılamaya çalışır; bizde ya kayıtsızlığımızla karşı koyarız ona ya aklımızla. Suç ve Cezada yazarın dehşet verme kabiliyeti, orta bir hassasiyetin dayanamayacağı kadar büyük.Ürpertici eserlerin en tanınmış ustaları, bir Hoffmann, bir Edgar poe, bir Baudelaire, dosto’ya kıyasla birer göz boyayıcı, birer edebiyatçı…Suç ve ceza Macbeth’den beri yazılan en derin suç pisikolojisi etüdü. Doğru ama insanı tanımak böyle bir üzüntüye değmez mi? Semavi kitapların emri: ‘’Öldürmeyeceksin’’. Hıristiyan Avrupa, en sefil çıkarları için dünyanın bütün Mandarenlerini öldürdü ve öldürmeye hazır. Goethe: ‘’Ya örs olacaksın, ya çekiç’’ diyor.Şark sadi’den Gandi’ye kadar aksi kanaatte:’’ yemin ederim ki dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez’’
ayet güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar kararıp döküldüğünde, vahşi hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde, denizler kaynatıldığında, amellerin yazılı olduğu defter açıldığında, gökyüzü sıyrılıp alındığında, cehennem tutuşturulup,cennet yaklaştırıldığınd, kişi neler getirmiş olduğunu öğrenecektir!
ayet, biz sizi dünyaya kısa bir süreliğine yolladık Hz Adem ve Havva yasak elmayı yediklerinde bu ayetler inmiştir yaptıklarına ceza olarak dünyaya yollanmışlardır aslında biz bir sınavdayız ölümden sonra hayata inan her insan buna da inanır ölümde bu dünyada yaptıklarımızın ödül ve ceza alcağı yerdir sonsuzluktur
Sonunda anlıma çarpan bu zalim örtü nedir? Üç beş sineyi hicran içinde inleterek, Çıkan yüreklere husran mı, merhamet mi gerek. Demir nikabını kaldır mezarı pâkinden, Bu hasta ruhumu artık, ayırma hakinden. nedir o meşale, nurun mu ya Resulallah Sükûn içinde bir an geçti, sonra kısa bir âh.... M.A.ERSOY
Ölüm, yaşam kadar gerçek. Birini kabul ederken, diğerine sırt çevirmek mümkün mü? Bence ölümden korkmak gerekmez, nasıl öleceğimizi düşünerek korkmak ve ona göre hayatımızı düzenlemek gerekir. Çünkü her şey de olduğu gibi ölümde de sınav vardır! Allah yardımcımız olsun.
ölüm hayatın önemini pasivize etmek için analamının çok dışında değerler yüklenmiş sonun başlagıcı gibi gösterilen biyollojik sona eriştir. ölüm gerçeğinden yola çıkmaktansa hayatın kendisinden bakmak daha önemlidir hayatın varlığı tartışılamaz sonuçta ama ölümün neolduğunu hep tartışırız
anne karnındaki bir bebek orda gayet mutlu ve rahattır kendine göre bence malum orası onun için sonsuz bir dünyadır.ama 9 ay sonunda doğacağı zaman öleceğini düsünür mutlaka.fakat gözlerini açtığında birde bakarki anne rahmindekinden daha güzel muhtesem bir dünya...bizde bu dünyada rahat ve mutlu olabiliriz şimdilik (genelleme yapmıyorum tabii) ölüm bitiş değildir bu bir gercek.bence ölüm YENİDEN DOĞUŞ...
bizlere bahşedilen bi ödül...
yalan dünyada,tek gerçek....
bazen huzurlu, bazen korkulu ama hep çekici...
sen kaçarsın o kovalar, bazende sen kovalarsın o kaçar...
Gercege acilan büyük kapinin esigi..
ölümden korkmuyorum aksine belki bazen seviniyorum ama bunca günahla nerede yatarım bilemem ama beni korkutan cehennemin o soğuk adı ve yakıcı sıcaklığı
Ölüm, tadılan birşeydir! ..
Bir başka tanımlama ile “MEVT”, “Kontrolündaki yapıyı kullanamaz hale gelmek” demektir! ...
Özellikle, insanın, bedeninin “kullanım dışı kalmasını” târif sadedinde bu kelime söylenir..Bu yüzdendir ki, “ÖLÜM TADILIR”!
Tadan iNSANIN bizâtihi kendisi olan şuuru-bilincidir! ...
”Küllü nefsin zaikatül mevt” (29-57)
”HER BİLİNÇ ÖLÜMÜ TADACAKTIR”,
âyetinde olduğu gibi; her bilinç, -burada hususi mânâsıyla insan, genel anlamıyla evrende var olan tüm bilinçler kastediliyor.
Her bir nefs sahibi,şuur sahibi ölümü tadacaktır!
Ölüm denen olay.biyolojik madde bedenin terkedilerek,RUH bedenle dalga âlem yaşamına geçilmesidir.
Beynin durmasıyla birlikte, vücuda yayılan bioelektrik enerji kesildiği için; beden, ruhu kendisine bağlı tutan elektromağnetizmasını yitirir ve böylece, RUH, bedende bağımsız yaşam biçimine geçer. İşte bu olay ÖLÜM kelimesiyle anlatılır.
Enerjisini beyinden alan dalga beden (ruh) , aynı zamanda beyinle karşılıklı alışveriş içindedir; ve beyni enerji yönünden takviye etmektedir... Aynı, bir otomobil motorunun aküden hem enerji temin etmesi, hem de aküyü şarj etmesi gibi...
Ölüm, bir tür dönüşümdür.. Herhangi bir etki ile beyin durduğu anda, sinir sistemi aracılığıyla tüm hücrelere yaydığı bioelektrik enerji ayak uçlarından başlayarak kesilir; bu anda ruh bağımsız hâle gelerek bedenden soyutlanır! .
Artık o andan sonra bilinç, ruh bedenle yaşamına devam eder! . Ölüm, bilince hiç bir kesiklik getirmez! . Hatta çok zaman, kişi, ilk anda ölümü tattığını bile farketmez.. Şuurlu bir şekilde çevresini algılar ve ağlayıp haykıranlar yüzünden ilk anda paniğe kapılıp, büyük üzüntü duyar! . Bedenin yıkanışını, cenaze namazının kılınışını, gelenleri seyreder; ve en büyük paniği de bedeni mezara konulduğunda yaşar; çünkü bilinçli ve diri bir varlıktır; ancak ne yazık ki de bedeniyle birlikte mezara konmak zorundadır! .
Nasıl gündüz yaşadığınız olaylar zorunlu olarak gece rüyanıza girer ve bunu değiştiremezseniz rüyada; aynı şekilde tüm yaşam boyunca kendinizi o beden kabul ettiğiniz için de o anda bedeni bırakıp uzaklaşamaz ve o bedenle birlikte mezarın içinde bulursunuz kendinizi; ve dahi uzaklaşanların ayak seslerini işitirsiniz! ..isterseniz dünyada iken en zengin, veya en yüksek rütbeli ya da en meşhur kişi olun; orada tek başınıza ve tamamiyle yabancı olduğunuz bir ortamdasınız! ..
Ahmed Hulûsi
ölümden korkmuyorm aksine ölümn soguklugunu hissetmk istiorm merak uyandidrıor zamansz gelişi ve1 o kadar da ilgi günden güne ölüme hazırlıorm kendimi 1gün 1nefes kadar yakın 1gün cooooooooooook uzak................her gün ayrı yüzünü gösterior o da dengesiz benm gibi bazen icten gülüor aramzdn alıp götürüor girdabına
Öldürmeyeceksin:
Kanun eski Yunandan beri’’büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçük sineklerin takıldığı bir örümcek ağı’’Avrupalı için. Machiavelli, insanlığı ikiye ayırır: tarihi yapanlar,tarihin malzemesi.Çobanla sürü. Katili göklere çıkartır, Sade, ayak takımının peşin hükümlerinden sıyrılmış bir gerçekçi olarak alkışlar. Devlet gözünü kırpmadan cana kıyanları korumalıdır.
Rousseau, çağdaşlarının yüzüne tükürür gibi sorar: içinizde mandaren’i öldürmeyecek kaç kişi var? Kimdi bu mandaren? Çin meçinde yaşayan bir meçhul insan. Tanımadığımız, tanıyamayacağımız biri.Yani bir mücerret. Oturduğumuz yerde bir düğmeye bastık mı geberecekti herif,biz hazinelerine konacaktık, kimselerin ruhu duymayacaktı,şöhretimiz gölgelenmeyecek, şerefli bir insan olarak yaşantımıza devam edecektik.Ahlak bu soruya verilecek cevapta idi.
‘’Suc ve Ceza’’nın Raskolnikov’u daha çıplak, daha kendisi, daha insan.Sefaleti bütün zilleti,bütün rezillikleri ile yaşamış. Çıkmazdan kurtulması için tek çaresi vardır; tefeci kadına kıymak.Adeta meşru bir müdafaa içindedir.Hukukçuların istirar hali dedikleri korkunç durum. Kanayan bir hassasiyet, uyanık bir zeka, ve hasta bir şuuraltı.
Avrupalı için medeniyet, zorun yerine hilenin geçişidir. Fıransız bu manada Rus’tan daha medenidir. Daha medeni; yani daha tehlikeli.Boşuna dil döker muhatabı. Delikanlı Mandaren’i öldürmeyecektir. Faziletinden mi? Hayır.Tatsız süprizlerden çekinir ve bilir ki er geç şeytan kendisine yardım edecektir.Raskolnikov sarsıntı geçiren bir toplumda yapayalnızdır. Kafasında 77 türlü tilki, aç ve yarı uykuda. Sanki bir kabus yaşamaktadır.Aylarca tereddüt eder. Ezilen gururu uzun zaman yaralı bir yılanın ıslığı gibi uğuldar kulağında: GÜÇLÜSÜN VE GÜÇLÜ ENGEL TANIMAYANDIR.
Suç ve Ceza’nın birinci bölümü bir insanla bir düşünce arasındaki tüyler ürperten bir kavganın hikayesi. Sonra düşüncenin zaferini hazırlayan dekor ve hadiseler.Çayırda görülen rüya, kamçı darbeleri altında öldürülen kısrak. İnsanların dışında bir kader vardır, zalim, anlaşılmayan bir kader, Kararsızlık içinde olan Raskolnikov’u garip bir tesadüf cinayete zorlar. Hiçbir sebep yokken evine saman pazarı yolundan girmeye kalkar; orada tefecinin kız kardeşi ile bir eskicinin arasında geçen konuşmayı duyar.Ertesi gün tefeci kadının evde yalnız kalacağını öğrenir. Artık kararı kesinleşmiştir.hiçbir şey düşünmez ve düşünemez.
Sosyalistlere göre suç çevrenin ürünü.Suç diye bir şey yok. Suç,kötü ve tabiat dışı bir içtimai düzene isyandan ibaret.Çevre her kötülüğün kaynağı.Demek ki toplum akla ve tabiata dayalı bir düzene kavuşunca suç diye bir şey kalmaz.Çünkü isyan edecek bir konu yoktur artık.Ve göz açıp kapayıncaya kadar insan rahata kavuşur.
Ne var ki be madalyonun bir yüzü. Rüya ile gerçeği karıştırmayalım. Yaşadığımız dünyada suç kaçınılmaz bir olay. Büyük adamla sokaktaki adam ayrı kanunlara tabi. Daha doğrusu büyük adam için kanun yoktur. O, bir gayenin emrindedir. İnsanlığın hayrı için kalabalığın suç saydığı bir hareketi işleyebilir.Mesela bir Newton’un keşifleri şu veya bu sebepten dolayı içtimaileşmiyorsa, bu uğurda bir, beş yüz kişi feda edilecekmiş, varsın edilsin…Bütün kanun koyucular suçludurlar. Suçludurlar çünkü ataları tarafından konulan çağdaşları tarafından saygı gören yasaları çiğnemişlerdir.Kan dökmekten de çekinmemişlerdir bu uğurda. Yeni bir hakikatin, yeni bir düzenin müjdecisi olmak isteyen, bir kelimeyle söyleyecek sözü olan herkes suç işlemek zorundadır.
Peki ama büyük adamla sokaktaki adamı nasıl ayıracağız birbirinden? Büyük adam, tabiat kuvvetleri gibi, tahripkardır veya tahripkar olamak zorundadır.Daha aydınlık bir gelecek uğrunda bugünü yıkmakta tereddüt etmez. İdealin konuştuğu yerde vicdan susar.Sokaktaki insanın tek vazifesi vardır; neslini devam ettirmek. Tabiatı icabı muhafazakardır, itaatkardır, hürmetkardır. Ayıracı vasfı törelere boyun eğmektir., bundan gocunmaz da. Yığın büyük adama kanunu çiğnemek hakkını tanımaz. Suçlunun kellesini keser; böyle yaparken de mizacına uygun davranmış olur.Ama bir nesil sonra aynı kalabalık kellesini kestiği adamı azizleştirir. Yığın hal’e hükmeder, büyük adam ise istikbal’e Yığın kurduğu düzenin koruyucusudur ve soyumuzu arttırır. BÜYÜK ADAM DÜNYAYI YERİNDEN OYNATIR VE HAYALİ BİR DÜZENİN MİMARI OLMAK İSTER.Her iki insanın da en tabi hakkı. Bu büyük savaş, yeni bir Kudüs’e yani ilahi nizamın kurulacağı bahtiyar güne kadar sürüp gidecektir.Her büyük adam çarmıhta can vermez, talih gülümser bazılarına, kendileri kelle keser.
Dosta ızdırabın romancısı. Istırabın, isyanın, merhametin ve şuuraltının.Raskolnikov fahişe sonya’nın önünde eğilirken senin değil acı çeken bütün insanların önünde eğiliyorum der. Suç ve cezayı okumak kendini bilerek ve isteyerek hasta etmek demektir.Kitabı okurken daima bir ruh sancısı duyarsınız.Her kitap yazarla okuyucu arasında bir düello; yazar bize bir hakikat, bir hayal veya bir korku aşılamaya çalışır; bizde ya kayıtsızlığımızla karşı koyarız ona ya aklımızla. Suç ve Cezada yazarın dehşet verme kabiliyeti, orta bir hassasiyetin dayanamayacağı kadar büyük.Ürpertici eserlerin en tanınmış ustaları, bir Hoffmann, bir Edgar poe, bir Baudelaire, dosto’ya kıyasla birer göz boyayıcı, birer edebiyatçı…Suç ve ceza Macbeth’den beri yazılan en derin suç pisikolojisi etüdü. Doğru ama insanı tanımak böyle bir üzüntüye değmez mi?
Semavi kitapların emri: ‘’Öldürmeyeceksin’’. Hıristiyan Avrupa, en sefil çıkarları için dünyanın bütün Mandarenlerini öldürdü ve öldürmeye hazır. Goethe: ‘’Ya örs olacaksın, ya çekiç’’ diyor.Şark sadi’den Gandi’ye kadar aksi kanaatte:’’ yemin ederim ki dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez’’
CEMİL MERİÇ
Bu ÜlKE
'Ölüm olduğunda ben yokum, ben olduğumda ölüm yok O halde ölümden neden korkayım' Nietzsche
İlginç...
İnançsız kimse için bu kadar basittir. Allah en güzelini bilir ne diyelim.
Kaçınılmaz başlangıç için kaçınılmaz son. Kimisi için kavuşmak kimisi için ayrılmak.
'Her nefis ölümü tadıcıdır.'
ayet
güneş katlanıp dürüldüğünde,
yıldızlar kararıp döküldüğünde,
vahşi hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde,
denizler kaynatıldığında,
amellerin yazılı olduğu defter açıldığında,
gökyüzü sıyrılıp alındığında,
cehennem tutuşturulup,cennet yaklaştırıldığınd,
kişi neler getirmiş olduğunu öğrenecektir!
ayet,
biz sizi dünyaya kısa bir süreliğine yolladık
Hz Adem ve Havva yasak elmayı yediklerinde bu ayetler inmiştir yaptıklarına ceza olarak dünyaya yollanmışlardır aslında biz bir sınavdayız ölümden sonra hayata inan her insan buna da inanır ölümde bu dünyada yaptıklarımızın ödül ve ceza alcağı yerdir sonsuzluktur
Dirilebilmek icin ölmek lazim! !
ölüm kişi için bir sondur...
keşke olmasa dediğim şey
Sonunda anlıma çarpan bu zalim örtü nedir?
Üç beş sineyi hicran içinde inleterek,
Çıkan yüreklere husran mı, merhamet mi gerek.
Demir nikabını kaldır mezarı pâkinden,
Bu hasta ruhumu artık, ayırma hakinden.
nedir o meşale, nurun mu ya Resulallah
Sükûn içinde bir an geçti, sonra kısa bir âh....
M.A.ERSOY
Kaçınılmaz! ! !
Ölüm, yaşam kadar gerçek. Birini kabul ederken, diğerine sırt çevirmek mümkün mü? Bence ölümden korkmak gerekmez, nasıl öleceğimizi düşünerek korkmak ve ona göre hayatımızı düzenlemek gerekir. Çünkü her şey de olduğu gibi ölümde de sınav vardır! Allah yardımcımız olsun.
ölüm hayatın önemini pasivize etmek için analamının çok dışında değerler yüklenmiş sonun başlagıcı gibi gösterilen biyollojik sona eriştir. ölüm gerçeğinden yola çıkmaktansa hayatın kendisinden bakmak daha önemlidir hayatın varlığı tartışılamaz sonuçta ama ölümün neolduğunu hep tartışırız
sonsuz bir hayatın başlangıcı...
ilahi azrail sen adamı öldürürsün :))
bzen nasıl bişi olduğunu öğrenemeyeceğim diye korkuyorum
bekliyorum...
Meraktır,
anı ve sonrası...
Ama acelem yok.
Varsa sonrası öğrenirim elbet.
ölüm gerçeğe uyanıştır..
ebedi hayata geçiştir..
kimileri için korkutucu,yoğun hesaplaşmaların geçtiği bir alandır
kimileri içinse Sevgili'ye (Yaradana) kavuşmadır...
mineraller ve madde bazında topraktan aldığımızı yine ona vericemiz bi durum...
anne karnındaki bir bebek orda gayet mutlu ve rahattır kendine göre bence malum orası onun için sonsuz bir dünyadır.ama 9 ay sonunda doğacağı zaman öleceğini düsünür mutlaka.fakat gözlerini açtığında birde bakarki anne rahmindekinden daha güzel muhtesem bir dünya...bizde bu dünyada rahat ve mutlu olabiliriz şimdilik (genelleme yapmıyorum tabii) ölüm bitiş değildir bu bir gercek.bence ölüm YENİDEN DOĞUŞ...
soğuk, ürpertici, heyecan verici yaşanası :))
Kişinin kaplumbaga misali üzerinde taşıdıgı yükten kurtulup,şimşek hızı ile sonsuza kanat açtıgı andır.Ölüm kurtuluş ve Agıt hatırlatıyor.
'tethys' sana bi tüyo vereyim
gargara yap hiç bişeyin kalmaz. heheheh