Bana o defteri verip de sonrasında yaşadığımız ayrılığın müteakibinde her seferinde olduğu gibi yine içim parçalandı biliyor musun¿ Konu kendimi haklı görmem ya da neden ayrıldığımız olmadı hiçbir zaman, zaten Sana hep hak verdim ayrılık sebeplerini sıraladığında. Sorun hep buram buram sevdiğim Sen'in artık olmayacak olmandı. Seven bir kalbe mantık ile açıklamalar yapamazsın, yani benden yokluğunu anlamlandırmamı bekleyemezsin. Eğer ki yoksan kalbim yokluğunla boğuşur ve olmayışına yaslar tutar sadece. Sebeplerine ise sadece aklım erer... Yokluğunda da yazdım, her yokluğunda. Ama yazmak için değil; hissettikçe, yokluğunda dahi kalbime sığmadıkça yazdım. Hedefe kitlenmiş, hissis bir Yazan Adam edasıyla değil; "Olur da bir gün denk gelirse..." gibi milyonda birlik küçücük bir ihtimale sığınan, Seni yokluğunda da hisseden bir adam edasıyla yazdım; yazmaya da devam edeceğim. Olur da bir gün denk gelirsen; doğruyu ve yanlışı bir kenara bırakıp "Öyle ya da böyle, kendi şartları ve doğrularının elverdiği kadar da olsa, BU ADAM BENİ SEVMİŞ!" diyebilmen adına. Milyonda birlik ihtimalim, unutma! Ben hep küçük ihtimallerin peşinden koştum. Çünkü "Büyük mutluluklar küçük ihtimallerde gizlidir."
Hani dedin ya "...senin yerin burası, yadırgamamalısın." diye; unuttuğun birşey var iki gözümün çiçeği, "İnsan yanındaki ile yaşlanır, 'kalbindeki' ile ölür." Benim yerim değil, benim yuvam Sen'sin Ceren! Sen gideceksin ve ben son nefesime kadar gurbette, kabir azabı çekmeye devam edeceğim...
Sanki şu yazdığımı okumuşsun gibi beni çağırman ve benimle konuşman gerçekten ruhuma çok iyi geldi; içimde hissettiğim o eğreti soğukluğun yerini tanıdık gelen bir sıcaklık aldı. Teşekkür ederim, gönülden...
Ve iki şey daha; 1. Saçlarını toplamak Sana çok yakışıyor, 2. Çok tatlısın
Önceden ve hatta ta ki "...seninle olan iletişimimi tamamen kesmek istiyorum..." mesajına kadar Senin için çabalamak inanılmaz keyif verirdi bana, buram buram içimden gelirdi. Şu an ise her geçen gün takatimin gitgide daha da azaldığını hissediyorum ve bunu hissediyor olmak beni çok üzüyor... Seni seven ruhumu neden bu kadar yordun ki Ceren? İçimde tüylerimi diken diken eden bir umursamazlık ve boş vermişliğin ayrık otu büyüyor; kırdığın yerlerime panzehir olur musun (?)
Sana karşı geliştirdiğim davranış şeklimden aslında aşırı rahatsızlık duyuyorum ama eskisi gibi olamıyorum. Sanki bir yerlerimi kanatıp gitmişsin ve o yaralar Sensizlikte nasır tutmuş gibi. Bunun adı duygusal açıdan kendimi korumak da olabilir, bilmiyorum. Eskiden gözlerinden yaşlar süzülecek ve ben Sana sarılmadan öylece duracağım deseler gülerdim; şu an bunları yazarken ben tam olarak böyle davranmış biri olarak yazıyorum; ne kadar yazık. (Ve itiraf ediyorum. O an içimden kalkıp Seni sımsıkı sarmak ve göğsüme basmak geçti ama korktum. Sana tekrar saf sevgimi gösterip sonrasında doğru ile yanlışın Araf'ında yargılanırken dönüp o an'ın sızısını hissetmekten korktum.) Dönüştürmemek lazım insanları, sizi seven insanları, Seni seven insanı...
Çok düşündüm. Hadi kazan-kazan tarzı bir anlaşma yapalım. "Bu diyarda tamam mı yoksa devam mı?" sorusunun belli olacağı gün geldiğinde yanına geleceğim ve Sana soracağım gidip gitmeyeceğini. Eğer ki kalıyorsan sigara paketimi Sana bırakıp çıkacağım, sonunda Sana verdiğim ama bir türlü devamını getiremediğim o sözü tutmuş olacağım. Ruhumu kaplayan derin bir huzur ve en azından bir süre daha yüzleşmek zorunda kalmayacağım yoksunluk hissiyatından arınmış olarak...
Bugün aşağı inip beni beklemen çok nazik bir davranıştı; gönülden teşekkür ederim. Ve bir süredir bilinçli olarak bakmaktan imtina ettiğim gözlerine uzun uzadıya bakmayı özlemişim...
"...herkese bahsetmiyorum." dedin ya, kendimi o kadar herkes gibi hissettim ki... Çünkü bana da hiç bahsetmedin Atilla İLHAN sevdiğini. Ve hâlâ bilmiyorum en sevdiğin şiiri... Ve profesyonelliğin bir gereği olarak gerçekleştirmek durumunda olduğumuz diyaloglarımızda gördüğün soğuk bakışlarım ve ciddi ses tonumun ardında Sen de bilmiyorsun içimde bir yerlerde hâlâ Seni sevdiğimi. Şunu da ifade edeyim içimde kalmasın. "Vazgeçmiş demek..." dedin ya imâlı imâlı, (Bunu yüzüne söylesem dersin ki ne imâsı? Son zamanlarında türedi böyle huyların, bana maruz kalmayınca Sende bu tür genetik değişiklikler meydana geliyor.) ben Sen'den vazgeçmedim, Sen bana alışmak, bağlanmak ve tekrar bana karşı bir alışkanlık oluşturmak istemedin, benimle iletişimini tamamen kesmek istedin. Ben de kendime duyduğum saygıyı hatırladım! Kafanda deli sorular, uyu uyuyabilirsen :)
Hayat ne garip değil mi¿ Kim derdi ki ihtimallerin bu denli olasılıksız olduğu bir mekanda Sen beni görüp yüzünü çevireceksin, ben Seni görüp odaya girmemle çıkmam bir olacak...
Pazartesi sendromu ile Pazar rahatlığının Araf'ında, şu koca şehri ayaklarımın altına seren salonumun büyük penceresinin önünde, kıblemi bir daha adım atmayacağım yuvan eyleyip ilk kadehimi Sana kaldırdım; 54'üncü günün şerefine olsun
Kalemim Sana hizmet etmeye başladığı vakit aklımdan geçenlerden, hissettiklerimden korkuyorum. Milena'ya Mektuplar misali, hissedilmiş ama kağıda geçirilmemiş çok satır mevcut gönül heybemde. Kaldırılamayacak hissiyatlar taşıyorum, fazla gelecek, ağır gelecek, insanın yüreğini çatlatacak hissiyatlar... Yeter bu kadar; devamı yazılmamalı.
Ceren, farkında mısın inanılmaz şeyler oluyor! Sanki artık bitti, bir daha olmayacak denilen mucizeler gerçekleşiyor! Gözlerimizin önünde oluyor tüm bunlar. Parmaklarımız şah damarlarımıza gidiyor ve tüm bu olan biteni hissedebiliyoruz ve hatta bizzat içinde yaşıyoruz. Bu ölüm sessizliği, bu katılık ama içten içe hissettiğim uçsuz bucaksız aidiyet ve adanmışlık. Sanki tüm evren tek bir amaç uğruna şekilleniyor, yazılmış bir kadere hizmet ediyor da biraz tevekkül diyor. Ve ben bu filmin sonunu çok merak ediyorum...
Anlam yüklemek doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama biz ya da artık Sen ve ben kopmak için elimizden gelen ne varsa yaparken kaderin bu bizi ya da artık Seni ve beni bir şekilde bir araya getirme çabası nedir Ceren¿ Hâlâ inanamıyorum... Seninle 38 gün önce, yani son konuşmamızdaki konumuz buydu; böyle birşeyin bir daha olma ihtimalinin olmadığını dile getirmiştin ve ben de her zamanki gibi küçük ihtimallerin peşinden koşmuştum, insanı en çok mutlu eden, bir zamanlar Senin peşinden koştuğum gibi, küçük ihtimalim benim (çok tatlı ve huzurlu bir tebessüm belirir), vayyyy be diyorum hatırladıkça...Neyse, aşka gelip de konuyu dağıtmayayım :) Ve benim o gün neden olmasın dediğim o küçük ihtimalim gerçekleşti. Çok şaşkınım... Konu tabiki benim haklı çıkmam falan değil bu noktada. Bunu sormak bir yandan beni korkuturken bir yandan da inanılmaz heyecanlandırıyor ama soracağım; "Bu nasıl bir tevafuktur Ceren?!" Yoksa kendimize dahi itiraf edemediğimiz; lakin en derinlerimizde bir gün yaşayacağımıza inandığımız bir kaderin mi yolundayız, bir tamamlanışın yolunda mı?..
Normal şartlar altında benim için hiçbir anlam ifade etmeyen "bir gün", sırf bugün Seninle iletişime geçme ihtimalimizin varlığından dolayı kıymetliydi, 36 yıl sonra ilk kez kıymetliydi; lakin gördüm ki "bu gün" de diğer günler gibi sıradanmış. Yazsan, arasan, çağırsan ne yapacağımı biliyor muydum? Bilmiyordum. Hatta ne hissedeceğimi dahi bilmiyordum. Ama bugün, yani artık dün, bu şansı (şans; kendimi Senden üstün gördüğüm için değil, kibre yenik düştüğüm için değil, son dönemdeki söylem ve davranışların arasındaki ciddi uyumsuzluk sebebiyle beni ciddi ciddi kırdığın için) kullanman gerekirdi biliyor musun¿ Kafamda benimle iletişim kurmanı engelleyecek ve Senin lehine olan birçok senaryo kurdum ve tüm senaryoların en naif ve en nazik çıkış noktası artık sıradanlaşan bu günü kullanmaktı; lakin tercihin bu yönde olmadı. Ve tabi ki ben de her zamanki gibi Sana saygı duyuyorum... Peki şimdi benim ne düşünmem lazım, bu konuda bir fikrin var mı¿ Sen benim yerimde olsan ne düşünürdün¿ Belki de artık bazı şeyleri düşünmeye gerek kalmamıştır ve benim biraz da bu gerçekliği düşünmem gerekiyor olabilir; çünkü kullanılmaya aşırı müsait bu gün için gayet net bir mesaj oldu kullanmayı tercih etmemen... Canın sağ olsun.
Unutmadım! Her an'ıma hunharca nüfuz ederken nasıl unutabilirim ki¿ Kelimelerin kifayesiz kaldığı değil, bittiği yerde dili lâl etmek icap eder, gözü ırak; susmak için değil, çığlık çığlığa duymak için, gönülden ırak etmek için değil, tam da gönülden hissetmek için... Omzumda onurlu bir ayrılık hırkası, bir ayağım aşiyanın eşiğinde, diğer ayağım çukurda beklemekteyim; ne gitmek için ne de kalmak... Ben ucunda nur görünen yolların adanmış ve meczup yolcusu, zamanın boşluğunda soluklanıyorum; yorulduğum için değil, daha çok koşacağım için, ne Sana ne de bir başkasına... O hâlde "Ey yolcu! Yol nereye gider, neye varır?" diye sorarsan; "Teyemmüm ettiğim hiçbir toprakta yoktu ayaklarının kokusu.." derim. Senin değil, toprağa bulanmış ruhunun, Rabb'in özene bezene yarattığı... Ne de acizce geliyor kulağa değil mi¿ Allah katında acziyet olmaz Cimcime Sultan, teslimiyet makamında secdeler ediyor ruhum suretinde görünen Yaradan'a... En derinlerinde, mayana un, tuz ve su olmak isterken tezgaha sıçrayan katıklar misaliydim, aynı misal hayatından da geçip gitmekteyim... Oradan oraya savruluyor kelimeler, özneler, yüklemler, "Kompozisyonun ama teması nedir?" sorusuna ise hiçbir talebe cevap veremiyor... Biliyor musun? Alkol, suda sonsuz çözünüyor. Vücudumuzun çoğunluğu su ise insan neden belirli bir kadehten sonra tıkanıyor¿ Peki şunu biliyor musun? Abartılamayan tek duygu özlemmiş. Eğer ki ben Seni özlemişsem, Sen neden benim kollarımın arasında, nefesin ciğerlerimde değil¿ Bacakların neden belimi sarmıyor¿ Neden en etkileyici tonunda ismimin "zikredildiğini" duymuyorum¿ Neden hâlâ boşlukların var¿ Neden bir delilik yapıp da tüm benliğimi içine akıtmayı, bir parça Sen bir parça benden muazzam bir Biz'e tevekkül etmeyi düşünmüyorum¿ Kokun nerede¿ Teninin ruhumu kamaştıran tadı¿ O hâlde ben Seni özlememiş mi oluyorum¿ Yoksa bazı şeyleri mi abartıyorum¿ Ya da hiçbir .ok yapamıyor muyum¿ Fotoğrafın değişmiş. Eski evinin kapısının önündeki hâlini koymuşsun. Seni öpmelere doyamıyordum... Dudaklarını yememek için kendimi zor tutuyordum... Tam da o eşikte, Sana son bakışlarımı atıyordum, gözlerimin önünden süzülürken, gönlüme pare pare yer ederken... Konu çok dağıldı; bir film şeridi misali geçmektesin gözlerimin önünden. Ben mi ölüyorum, yoksa Seni mi öldürüyorum; bilmiyorum!
Belki kendince şunu düşünüyor olabilirsin; "Gitme ihtimalimden bahsedince gerçek yüzünü gördüm, beni yok saydı, benden vazgeçti..." Hayır! Numaramı gözünü bile kırpmadan sildiğin (Sonradan tekrar kaydetmen bir anlam ifade etmiyor.), Sana tek bir kelamında dahi yalan söylemeyen bana o masada inanmamakta ısrar ettiğin, sonra arkanı dönüp ardına bile bakmadan gittiğin an'ların toplamında ben Sana veda ettim. Ve gördüğün (ya da hâlâ görmediğin ya da asla görmeyeceğin) gibi benim Seni sevmek için Sana ihtiyacım yok! Ve ben Raif Efendi değilim; sadece artık Sana yenilmek suretiyle tekrardan kesilmeye and içilmiş iletişimimize yön vermek istemiyorum.
Ne ağrıma gidiyor biliyor musun? Belki telefonda numarasını görüp oflaya puflaya cevapladığın, yani öyle ya da böyle istemeyerek de olsa bir şekilde iletişim hâlinde olduğun onca insan var hayatında. Ben ise Sen beni "ne olarak" konumlandırıyorsan o şekilde geçinip gidiyordum Seninle, gıkım çıkmadan; sanırım bu fazlalık geldi Sana, bunu kaldıramadın. Sitem değil, suçlama değil, seçim(in) ve karar(ım).
Aralıklı olarak zaman zaman ve son 3 aydır kesintisiz "Acaba onu görmek ya da kendimi göstermek için geçtiğimi düşünür mü?" düşüncesiyle geçtiğim odanın önünden bugün geçerken bir kuş kadar hafiftim; çünkü Sen yoktun. Ama ne yalan söyleyeyim, orada olmadığını bilmeme rağmen yine de bir heyecanlandım. Şu yazdıklarımın en acı tarafı ne biliyor musun? Sayılı zamanımızda bunu (tırnak içinde yazdığım kısmı) düşünmeme sebep ne kadar çok yaşanmamışlığımız birikmiş... Ve birikmeye devam etmekte..
Yükselen Koç'dan hep bu tepkiler :)
Bana o defteri verip de sonrasında yaşadığımız ayrılığın müteakibinde her seferinde olduğu gibi yine içim parçalandı biliyor musun¿ Konu kendimi haklı görmem ya da neden ayrıldığımız olmadı hiçbir zaman, zaten Sana hep hak verdim ayrılık sebeplerini sıraladığında. Sorun hep buram buram sevdiğim Sen'in artık olmayacak olmandı. Seven bir kalbe mantık ile açıklamalar yapamazsın, yani benden yokluğunu anlamlandırmamı bekleyemezsin. Eğer ki yoksan kalbim yokluğunla boğuşur ve olmayışına yaslar tutar sadece. Sebeplerine ise sadece aklım erer...
Yokluğunda da yazdım, her yokluğunda. Ama yazmak için değil; hissettikçe, yokluğunda dahi kalbime sığmadıkça yazdım. Hedefe kitlenmiş, hissis bir Yazan Adam edasıyla değil; "Olur da bir gün denk gelirse..." gibi milyonda birlik küçücük bir ihtimale sığınan, Seni yokluğunda da hisseden bir adam edasıyla yazdım; yazmaya da devam edeceğim.
Olur da bir gün denk gelirsen; doğruyu ve yanlışı bir kenara bırakıp "Öyle ya da böyle, kendi şartları ve doğrularının elverdiği kadar da olsa, BU ADAM BENİ SEVMİŞ!" diyebilmen adına.
Milyonda birlik ihtimalim, unutma! Ben hep küçük ihtimallerin peşinden koştum. Çünkü "Büyük mutluluklar küçük ihtimallerde gizlidir."
Ceren okulu bıraktı ,ne yazayım şimdi. ??
Hani dedin ya "...senin yerin burası, yadırgamamalısın." diye; unuttuğun birşey var iki gözümün çiçeği, "İnsan yanındaki ile yaşlanır, 'kalbindeki' ile ölür." Benim yerim değil, benim yuvam Sen'sin Ceren! Sen gideceksin ve ben son nefesime kadar gurbette, kabir azabı çekmeye devam edeceğim...
Sanki şu yazdığımı okumuşsun gibi beni çağırman ve benimle konuşman gerçekten ruhuma çok iyi geldi; içimde hissettiğim o eğreti soğukluğun yerini tanıdık gelen bir sıcaklık aldı. Teşekkür ederim, gönülden...
Ve iki şey daha;
1. Saçlarını toplamak Sana çok yakışıyor,
2. Çok tatlısın
Önceden ve hatta ta ki "...seninle olan iletişimimi tamamen kesmek istiyorum..." mesajına kadar Senin için çabalamak inanılmaz keyif verirdi bana, buram buram içimden gelirdi. Şu an ise her geçen gün takatimin gitgide daha da azaldığını hissediyorum ve bunu hissediyor olmak beni çok üzüyor... Seni seven ruhumu neden bu kadar yordun ki Ceren? İçimde tüylerimi diken diken eden bir umursamazlık ve boş vermişliğin ayrık otu büyüyor; kırdığın yerlerime panzehir olur musun (?)
Sana karşı geliştirdiğim davranış şeklimden aslında aşırı rahatsızlık duyuyorum ama eskisi gibi olamıyorum. Sanki bir yerlerimi kanatıp gitmişsin ve o yaralar Sensizlikte nasır tutmuş gibi. Bunun adı duygusal açıdan kendimi korumak da olabilir, bilmiyorum. Eskiden gözlerinden yaşlar süzülecek ve ben Sana sarılmadan öylece duracağım deseler gülerdim; şu an bunları yazarken ben tam olarak böyle davranmış biri olarak yazıyorum; ne kadar yazık. (Ve itiraf ediyorum. O an içimden kalkıp Seni sımsıkı sarmak ve göğsüme basmak geçti ama korktum. Sana tekrar saf sevgimi gösterip sonrasında doğru ile yanlışın Araf'ında yargılanırken dönüp o an'ın sızısını hissetmekten korktum.) Dönüştürmemek lazım insanları, sizi seven insanları, Seni seven insanı...
Çok düşündüm. Hadi kazan-kazan tarzı bir anlaşma yapalım. "Bu diyarda tamam mı yoksa devam mı?" sorusunun belli olacağı gün geldiğinde yanına geleceğim ve Sana soracağım gidip gitmeyeceğini. Eğer ki kalıyorsan sigara paketimi Sana bırakıp çıkacağım, sonunda Sana verdiğim ama bir türlü devamını getiremediğim o sözü tutmuş olacağım. Ruhumu kaplayan derin bir huzur ve en azından bir süre daha yüzleşmek zorunda kalmayacağım yoksunluk hissiyatından arınmış olarak...
Bugün aşağı inip beni beklemen çok nazik bir davranıştı; gönülden teşekkür ederim. Ve bir süredir bilinçli olarak bakmaktan imtina ettiğim gözlerine uzun uzadıya bakmayı özlemişim...
"...herkese bahsetmiyorum." dedin ya, kendimi o kadar herkes gibi hissettim ki... Çünkü bana da hiç bahsetmedin Atilla İLHAN sevdiğini. Ve hâlâ bilmiyorum en sevdiğin şiiri...
Ve profesyonelliğin bir gereği olarak gerçekleştirmek durumunda olduğumuz diyaloglarımızda gördüğün soğuk bakışlarım ve ciddi ses tonumun ardında Sen de bilmiyorsun içimde bir yerlerde hâlâ Seni sevdiğimi.
Şunu da ifade edeyim içimde kalmasın. "Vazgeçmiş demek..." dedin ya imâlı imâlı, (Bunu yüzüne söylesem dersin ki ne imâsı? Son zamanlarında türedi böyle huyların, bana maruz kalmayınca Sende bu tür genetik değişiklikler meydana geliyor.) ben Sen'den vazgeçmedim, Sen bana alışmak, bağlanmak ve tekrar bana karşı bir alışkanlık oluşturmak istemedin, benimle iletişimini tamamen kesmek istedin. Ben de kendime duyduğum saygıyı hatırladım!
Kafanda deli sorular, uyu uyuyabilirsen :)
Profesyonelliğin gerekleri...
Hayat ne garip değil mi¿ Kim derdi ki ihtimallerin bu denli olasılıksız olduğu bir mekanda Sen beni görüp yüzünü çevireceksin, ben Seni görüp odaya girmemle çıkmam bir olacak...
Pazartesi sendromu ile Pazar rahatlığının Araf'ında, şu koca şehri ayaklarımın altına seren salonumun büyük penceresinin önünde, kıblemi bir daha adım atmayacağım yuvan eyleyip ilk kadehimi Sana kaldırdım; 54'üncü günün şerefine olsun
Her ne kadar 12.00'da ıngaaaa'ların duyulmaya başlayacak olsa da en nihayetinde "Gün geceden başlar..."
Ve o vakit gelir...
İyi ki şu dünyaya gelmişsin kalbimin pamuklarına sardığım... (derin şükür)
Ve Kral Pop'da Evdeki Saat'den Uzunlar çalar...
Kalemim Sana hizmet etmeye başladığı vakit aklımdan geçenlerden, hissettiklerimden korkuyorum. Milena'ya Mektuplar misali, hissedilmiş ama kağıda geçirilmemiş çok satır mevcut gönül heybemde. Kaldırılamayacak hissiyatlar taşıyorum, fazla gelecek, ağır gelecek, insanın yüreğini çatlatacak hissiyatlar... Yeter bu kadar; devamı yazılmamalı.
Ceren, farkında mısın inanılmaz şeyler oluyor! Sanki artık bitti, bir daha olmayacak denilen mucizeler gerçekleşiyor! Gözlerimizin önünde oluyor tüm bunlar. Parmaklarımız şah damarlarımıza gidiyor ve tüm bu olan biteni hissedebiliyoruz ve hatta bizzat içinde yaşıyoruz. Bu ölüm sessizliği, bu katılık ama içten içe hissettiğim uçsuz bucaksız aidiyet ve adanmışlık. Sanki tüm evren tek bir amaç uğruna şekilleniyor, yazılmış bir kadere hizmet ediyor da biraz tevekkül diyor. Ve ben bu filmin sonunu çok merak ediyorum...
Anlam yüklemek doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama biz ya da artık Sen ve ben kopmak için elimizden gelen ne varsa yaparken kaderin bu bizi ya da artık Seni ve beni bir şekilde bir araya getirme çabası nedir Ceren¿ Hâlâ inanamıyorum... Seninle 38 gün önce, yani son konuşmamızdaki konumuz buydu; böyle birşeyin bir daha olma ihtimalinin olmadığını dile getirmiştin ve ben de her zamanki gibi küçük ihtimallerin peşinden koşmuştum, insanı en çok mutlu eden, bir zamanlar Senin peşinden koştuğum gibi, küçük ihtimalim benim (çok tatlı ve huzurlu bir tebessüm belirir), vayyyy be diyorum hatırladıkça...Neyse, aşka gelip de konuyu dağıtmayayım :) Ve benim o gün neden olmasın dediğim o küçük ihtimalim gerçekleşti. Çok şaşkınım... Konu tabiki benim haklı çıkmam falan değil bu noktada. Bunu sormak bir yandan beni korkuturken bir yandan da inanılmaz heyecanlandırıyor ama soracağım; "Bu nasıl bir tevafuktur Ceren?!" Yoksa kendimize dahi itiraf edemediğimiz; lakin en derinlerimizde bir gün yaşayacağımıza inandığımız bir kaderin mi yolundayız, bir tamamlanışın yolunda mı?..
Durumlarımızı, mesajlarımızı şöyle baştan sona okudum, o bebek kadar masum bakan fotoğraflarını içim gide gide seyrettim... Ne çok sevmişim Seni..
Normal şartlar altında benim için hiçbir anlam ifade etmeyen "bir gün", sırf bugün Seninle iletişime geçme ihtimalimizin varlığından dolayı kıymetliydi, 36 yıl sonra ilk kez kıymetliydi; lakin gördüm ki "bu gün" de diğer günler gibi sıradanmış. Yazsan, arasan, çağırsan ne yapacağımı biliyor muydum? Bilmiyordum. Hatta ne hissedeceğimi dahi bilmiyordum. Ama bugün, yani artık dün, bu şansı (şans; kendimi Senden üstün gördüğüm için değil, kibre yenik düştüğüm için değil, son dönemdeki söylem ve davranışların arasındaki ciddi uyumsuzluk sebebiyle beni ciddi ciddi kırdığın için) kullanman gerekirdi biliyor musun¿ Kafamda benimle iletişim kurmanı engelleyecek ve Senin lehine olan birçok senaryo kurdum ve tüm senaryoların en naif ve en nazik çıkış noktası artık sıradanlaşan bu günü kullanmaktı; lakin tercihin bu yönde olmadı. Ve tabi ki ben de her zamanki gibi Sana saygı duyuyorum... Peki şimdi benim ne düşünmem lazım, bu konuda bir fikrin var mı¿ Sen benim yerimde olsan ne düşünürdün¿ Belki de artık bazı şeyleri düşünmeye gerek kalmamıştır ve benim biraz da bu gerçekliği düşünmem gerekiyor olabilir; çünkü kullanılmaya aşırı müsait bu gün için gayet net bir mesaj oldu kullanmayı tercih etmemen... Canın sağ olsun.
Ya-hu kardaşım bu nasıl bir görüntü? Vallahi midem bulandı...
?si=oFrMl4Yo48O856Cr
Bir gün denk gelirsen
Gözlerini sımsıkı kapat ve dinle
Benden Sana armağan olsun
Unutmadım!
Her an'ıma hunharca nüfuz ederken nasıl unutabilirim ki¿
Kelimelerin kifayesiz kaldığı değil, bittiği yerde dili lâl etmek icap eder, gözü ırak; susmak için değil, çığlık çığlığa duymak için, gönülden ırak etmek için değil, tam da gönülden hissetmek için...
Omzumda onurlu bir ayrılık hırkası, bir ayağım aşiyanın eşiğinde, diğer ayağım çukurda beklemekteyim; ne gitmek için ne de kalmak... Ben ucunda nur görünen yolların adanmış ve meczup yolcusu, zamanın boşluğunda soluklanıyorum; yorulduğum için değil, daha çok koşacağım için, ne Sana ne de bir başkasına...
O hâlde "Ey yolcu! Yol nereye gider, neye varır?" diye sorarsan; "Teyemmüm ettiğim hiçbir toprakta yoktu ayaklarının kokusu.." derim. Senin değil, toprağa bulanmış ruhunun, Rabb'in özene bezene yarattığı...
Ne de acizce geliyor kulağa değil mi¿ Allah katında acziyet olmaz Cimcime Sultan, teslimiyet makamında secdeler ediyor ruhum suretinde görünen Yaradan'a...
En derinlerinde, mayana un, tuz ve su olmak isterken tezgaha sıçrayan katıklar misaliydim, aynı misal hayatından da geçip gitmekteyim...
Oradan oraya savruluyor kelimeler, özneler, yüklemler, "Kompozisyonun ama teması nedir?" sorusuna ise hiçbir talebe cevap veremiyor...
Biliyor musun? Alkol, suda sonsuz çözünüyor. Vücudumuzun çoğunluğu su ise insan neden belirli bir kadehten sonra tıkanıyor¿
Peki şunu biliyor musun? Abartılamayan tek duygu özlemmiş. Eğer ki ben Seni özlemişsem, Sen neden benim kollarımın arasında, nefesin ciğerlerimde değil¿ Bacakların neden belimi sarmıyor¿ Neden en etkileyici tonunda ismimin "zikredildiğini" duymuyorum¿ Neden hâlâ boşlukların var¿ Neden bir delilik yapıp da tüm benliğimi içine akıtmayı, bir parça Sen bir parça benden muazzam bir Biz'e tevekkül etmeyi düşünmüyorum¿ Kokun nerede¿ Teninin ruhumu kamaştıran tadı¿
O hâlde ben Seni özlememiş mi oluyorum¿ Yoksa bazı şeyleri mi abartıyorum¿ Ya da hiçbir .ok yapamıyor muyum¿
Fotoğrafın değişmiş. Eski evinin kapısının önündeki hâlini koymuşsun. Seni öpmelere doyamıyordum... Dudaklarını yememek için kendimi zor tutuyordum... Tam da o eşikte, Sana son bakışlarımı atıyordum, gözlerimin önünden süzülürken, gönlüme pare pare yer ederken...
Konu çok dağıldı; bir film şeridi misali geçmektesin gözlerimin önünden. Ben mi ölüyorum, yoksa Seni mi öldürüyorum; bilmiyorum!
20.12.2025
23.49
Kalbim yoruldu,
Ruhum yoruldu,
Kalemim yorulmadı
Adını sayıklamaktan...
Doğacak güneşe emanetsin,
"Sen" kırıntılı hayallerin tadı hiçbir gerçekliğin tarifinde bulunmuyor...
Mayasına kurban olduğum
Şu an radyoda "Yakışıklı" çalıyor, ne vakit dinlesem aklıma bu şarkıyı bana gönderdiğin ve Sen gelirsin; şu an yüzümde tatlı bir tebessüm oluştu
Ama Seni çok seviyorum "."
Belki kendince şunu düşünüyor olabilirsin; "Gitme ihtimalimden bahsedince gerçek yüzünü gördüm, beni yok saydı, benden vazgeçti..." Hayır! Numaramı gözünü bile kırpmadan sildiğin (Sonradan tekrar kaydetmen bir anlam ifade etmiyor.), Sana tek bir kelamında dahi yalan söylemeyen bana o masada inanmamakta ısrar ettiğin, sonra arkanı dönüp ardına bile bakmadan gittiğin an'ların toplamında ben Sana veda ettim. Ve gördüğün (ya da hâlâ görmediğin ya da asla görmeyeceğin) gibi benim Seni sevmek için Sana ihtiyacım yok! Ve ben Raif Efendi değilim; sadece artık Sana yenilmek suretiyle tekrardan kesilmeye and içilmiş iletişimimize yön vermek istemiyorum.
Ne ağrıma gidiyor biliyor musun? Belki telefonda numarasını görüp oflaya puflaya cevapladığın, yani öyle ya da böyle istemeyerek de olsa bir şekilde iletişim hâlinde olduğun onca insan var hayatında. Ben ise Sen beni "ne olarak" konumlandırıyorsan o şekilde geçinip gidiyordum Seninle, gıkım çıkmadan; sanırım bu fazlalık geldi Sana, bunu kaldıramadın. Sitem değil, suçlama değil, seçim(in) ve karar(ım).
Aralıklı olarak zaman zaman ve son 3 aydır kesintisiz "Acaba onu görmek ya da kendimi göstermek için geçtiğimi düşünür mü?" düşüncesiyle geçtiğim odanın önünden bugün geçerken bir kuş kadar hafiftim; çünkü Sen yoktun. Ama ne yalan söyleyeyim, orada olmadığını bilmeme rağmen yine de bir heyecanlandım. Şu yazdıklarımın en acı tarafı ne biliyor musun? Sayılı zamanımızda bunu (tırnak içinde yazdığım kısmı) düşünmeme sebep ne kadar çok yaşanmamışlığımız birikmiş... Ve birikmeye devam etmekte..