Cumhuriyetin Kuruluş Kodları: "Türklük" Aslında Ne Demek? Bir milletin varoluş inancı, taştan ve tunçtan daha sağlam olabilir mi? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "Taş kırılır, tunç erir, ama Türklük ebedidir!" sözü, sadece duygusal bir ifade değil; Cumhuriyet'in üzerine inşa edildiği sarsılmaz kültürel ve tarihsel temelin özetidir.
Atatürk'ün bu vizyonu, parçalanan bir imparatorluğun ardından yeni ve modern bir ulus-devlet yaratma zorunluluğunun tarihsel bir sonucudur. 19. yüzyılda yükselen milliyetçilik akımları sınırları dönüştürürken, Milli Mücadele dönemiyle birlikte Türk kimliği; salt etnik bir aidiyete değil, ortak dil, kültür, tarih bilinci ve kader birliğine dayanan sarsılmaz bir "vatandaşlık" bağına dönüşmüştür. Atatürk bu sözüyle, bir toplumu ayakta tutacak en güçlü harcın köklü bir tarih bilinci olduğunu vurgular. Savaş yıllarında yorgun düşmüş bir halka aşılanan bu entelektüel ve ruhsal özgüven, bağımsızlık ateşini yakan en büyük motivasyon kaynağı olarak tarihe geçmiştir.
Bu köklü anlayış, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarını, eğitim politikalarını ve modernleşme hamlelerini şekillendiren temel paradigma olmuştur. Türklük kavramının dışlayıcı bir unsur olarak değil, kültürel bir üst kimlik olarak birleştirici yapıda kurgulanması, uluslaşma sürecinin anahtarıdır. Zamanın yıpratıcı gücü karşısında tunç ve taş gibi en sert fiziksel maddelerin bile ufalanıp yok olabileceği bir dünyada; bağımsızlık karakterinin ve binlerce yıllık birikimin şekillendirdiği milli şuurun ebediyen yaşayacağı gerçeği, Türkiye'nin bugün sahip olduğu sosyolojik dayanıklılığın en net kanıtıdır.
Sizce günümüzün hızla değişen küresel dünyasında, Atatürk'ün işaret ettiği bu "ebedi kültürel kimliğimizi" korumak ve geleceğe taşımak için en çok hangi değerlerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız?
“Savaş zorunlu ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur: Ben milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım. ‘Öldüreceğiz' diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz' diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir.”
"Siz Türk olduğunuzu unutsanız bile. Düşman, sizin Türk olduğunuzu unutmaz."
Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin tarih sahnesinden silinmek istendiği bir dönemde ortaya çıktı. Osmanlı Devleti’nin çöktüğü, milletin umudunu kaybettiği yıllarda Türklüğün onurunu yeniden ayağa kaldırmayı amaçladı.
O, Türk milletinin aslında güçlü, köklü ve bağımsız yaşama iradesine sahip olduğunu biliyordu. Samsun’a çıktığında başlattığı mücadele, yalnızca işgale karşı değil, umutsuzluğa karşı da bir direnişti. Milletine güveniyor, kurtuluşun yine milletin kendi azmiyle mümkün olacağına inanıyordu. Türklüğü bir soy üstünlüğü olarak değil, ortak tarih, kültür ve kader bilinci olarak görüyordu.
Halkı kulluktan yurttaşlığa taşıyarak gerçek anlamda millet olmayı hedefledi. Kurtuluş Savaşı boyunca cephede savaşırken, aynı zamanda millet bilincini inşa etti. Türk milletinin kendi kaderini tayin etme hakkını dünyaya kabul ettirdi.
Cumhuriyet’i kurarak Türk'ün yönetimde söz sahibi olmasını sağladı.
Ona göre Cumhuriyet, Türk milletine duyulan güvenin en somut göstergesiydi.
Türk kimliğini çağdaş dünyanın onurlu bir parçası haline getirmek istedi. Eğitimden hukuka, dilden tarihe kadar her alanda köklü değişimler yaptı.
"Daima ve daima TÜRK olduğunuzu her vakit herkese hatırlatınız !"
Türk milleti, tarihinle övün; çünkü senin ataların uygarlıklar kuran, devletler, imparatorluklar yaratan bir varlıktır. Sen, Anadolu denilen bu yurda sonradan gelme değil, ilk yerleşip uygarlık kuranların çocuklarısın. Fakat geleceğine güvenebilmek için bugün çalışman gerekir; çünkü yalnız tarih övüncü bir meziyet sayılmaz
Mustafa Kemal’in sonunda artık boğazına kadar gelmiş, “Ben kiminle devam edeceğim,” diyor. Bütün arkadaşlarını bir tarafa bıraksa, bakın bunu çok iyi anlamak lazım, artık adam kalmayacak. O da bir seçim yapıyor, arkadaşlarını karısına tercih ediyor. “Tamam, artık bu Latife işi bitsin,” diyor. Paşa bu durumu ifade etmek için, “Latife kafamın içinde bir çiviydi. Onu söküp atmam lazımdı. Çıkartıp attım,” demiş. Ancak bu çivi beyninde öyle bir iz, öyle bir boşluk yarattı ki bir daha hiç dolmadı. Ne Latife ile ne de Latife’siz yapabildi. Bu, Latife teyzem için de geçerlidir. İkisinin de kaybı büyük olmuştur. Dolayısıyla anneannemin, “Latife’nin kaybı, kendi kafasına denk bir erkeği önce bulup sonra kaybetmesi ile iki kat fazla olmuştur,” demesi, Paşa için de geçerlidir. O da hayatının kadını’nı bulmuş ve onu elinde tutamayarak uzaklaşmasına izin verdiği için acısı iki kat artmıştır. Bu yüzden hayatı bir daha düzene girmemiştir.
Mekke'ye gidip beni temsil edeceksin. Türksün ve Müslümansın. Türklük, Müslümanlığın öncüsü ve kılavuzudur. Müslüman milletleri medenileşmekten alıkoyan bâtıl itikatları yıkmak için Mekke'ye şapka ile gireceksin. Kara taassup seni parçalamaya bile kalksa, başını vereceksin, fakat eğilmeyeceksin.
Edip Servet Tör, Mekke'ye şapka ile girdi. Müslüman delegelerinin en fazla itibarlısı o idi. Kongrenin sonuna kadar, Mustafa Kemal mucizesine hayranlık duyan heyetler arasında, Kemalist Türkiye'yi efendice temsil etti.
Kaynak: Falih Rıfkı Atay - Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, s.95
"İki Mustafa Kemâl var: Biri ben yani fani olan. İkinci Mustafa Kemâl'den ise "ben" diye bahsedemem. ondan ancak "biz" diye bahsedebilirim. O Mustafa Kemâl ölmez.
O Mustafa Kemal, yani sizler, bu akşam etrafımda olanlar, memleketin her köşesinde çalışan köylüler, uyanık, aydın, vatanperver, milliyetperver vatandaşlar...
İşte ben onların hayalini tespit ediyorum, onların hayalini tahakkuk ettirmeye çalıştım. O Mustafa Kemal ölmez.
O, Türk milletinin ihtiyaçlarıyla beraber, gitgide uyanan şuuru ile beraber gelişe gelişe ebedi olarak yaşayacaktır.
Bizde cumhuriyeti yapan, inkılabı yaratan, o 'biz' diye ifade edebileceğim Mustafa Kemal'dir."
Memleketin yaşadığı vahim anları size söylemeye lüzum görmüyorum. Bunu hepiniz idrak ediyorsunuz. Bu bedbaht memlekete karşı mühim vazifelerimiz vardır. Onu kurtarmak yegâne hedefimizdir. Bugün Makedonya'yı ve tekmil Rumeli kıtasını vatan camiasından ayırmak istiyorlar. Memlekete yabancı nüfuz ve hâkimiyeti kısmen ve fiilen girmiştir. Padişah zevk ve saltanatına düşkün, her alçaklığı yapacak iğrenç bir şahsiyettir. Millet zulüm ve istibdat altında mahvoluyor. Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve yok olma vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Tarih bugün biz evlatlarına bazı büyük vazifeler yüklüyor. Ben Suriye'de bir cemiyet kurdum. İstibdat ile mücadeleye başladık. Buraya da bu cemiyetin esasını kurmaya geldim. Şimdilik gizli çalışmak ve teşkilatı yaymak zaruridir. Sizden fedakârlıklar bekliyorum. Kahredici bir istibdada karşı ancak ihtilal ile cevap vermek ve köhneleşmiş olan çürük idareyi yıkmak, milleti hâkim kılmak, kısaca vatanı kurtarmak için sizi vazifeye davet ediyorum..."
??Kaynak: Hüsrev Sami Kızıldoğan (Kars Saylavı), "Vatan ve Hürriyet = İttihat ve Terakki", Belleten, 1 Ekim 1937, c.1, Sayı: 3-4, s.619-625.
Hepimiz Müslümanız. Yemin ederim ki, namusum üzerine söylerim ki, (Hatay’ı) bırakmam! Çok temenni ederim ki, Fransız hükümeti aklını başına toplasın. Namusum üzerine söylüyorum, bırakmam.
Kaynaklar:
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 30, 21 Aralık 1937 tarihi sayfası (s.121). Dışişleri Bakanlığı arşivi ve B. N. Şimşir’in eserleri 23 Aralık 1937 tarihli Ulus Gazetesi
** Her korkaklığı bir hainliğe bağlamak ön yargılı bir davranış olmaz mı? ** Ayrıca bazı korkuların kaynağı sağlık sorunlarından dolayı hayata yansır? ** Bir çok psikolojik rahatsızlıklar ürkek ve korkaklığı tetikler? ** Her Erkeğin fiziksel ve ruhsal yapısı Asker olmaya uygun olmayabilir? ** Benim tanıdığım oldukça zayıf, çelimsiz, ürkek ve çekingen yüzlerce yürekli, dürüst ve şerefli bir Vatan sever vatandaş vardır...SAYGIYLA
"Bir erkeğin, özellikle de bir askerin korkak olması demek, adeta uygarlıktan yoksun olmasıyla aynıdır. Çünkü bu adam vatansızdır." demektir. Böyleleri korkaklık suçuyla cezalandırılırlar.
1929 yılında Atatürk, Yalova kaplıcalarına giderken yolda sığır güden küçük bir çocukla karşılaşır. Çocuğun adı Mustafa’dır.
Atatürk, küçük adaşıyla sohbete başlar ve ona sorular sorar. Çocuk, Atatürk’ün kim olduğunu bilmeden ona büyük bir özgüven ve zeka ile cevaplar verir.
Atatürk ona, “Sen okuma yazma bilir misin?” diye sorar. Çocuk, “Bilmem ama öğrenmek isterim,” der. Atatürk, çocuğun bu azminden ve pratik zekasından çok etkilenir. Yanındakilere dönerek, “İşte Türk köylüsü böyle yüksek zekadadır,” der.
Atatürk, Mustafa’yı İstanbul’a getirtir, bakımını üstlenir ve okutur. Sığırtmaç Mustafa, daha sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde başarılı bir subay (Binbaşı) olarak görev yapar.
Bu anı, Atatürk’ün sadece bir lider değil, aynı zamanda fırsat eşitliğine inanan bir eğitim gönüllüsü olduğunu kanıtlar.
Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmadan hemen önce, İstanbul’daki son temaslarında Vahdettin’e dair sarf ettiği ileri sürülen o tarihi sözler, aslında bir yol ayrımının ve derin bir hayal kırıklığının ifadesidir. Paşa, memleketin işgal altında can çekiştiği o karanlık günlerde, Padişah’ın vatanın kurtuluşu yerine şahsi ikbalini ve saltanatını önceleyen teslimiyetçi tavrını bizzat görmüştü. Vahdettin’in kendi geleceğini kurtarma telaşına düşmesi ve ulusal bir direnişe inancını yitirmiş olması, Paşa’da büyük bir öfke uyandırmıştı.
Bu tarihsel kırılma anını ve Paşa'nın hissiyatını günümüze taşıyan en önemli kaynak, o dönem Atatürk’ün en yakınında bulunan isimlerden Mazhar Müfit Kansu’dur. Kansu, tarihe ışık tutan "Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber" adlı anı kitabında, Paşa’nın Padişah’ın bu bencilliği karşısındaki isyanını şu tarihi cümlelerle aktarır:
"Çok kötü, çok alçak bir adam. Memleket mahvoluyor o ise yalnızca kendisini düşünüyor! Ee yakında görüşeceğiz..."
Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok tesirinde kalırdı ve de “Hey büyük Allahım... Kuran’a inanmayan kafirdir, bize nasıl yol gösteriyor? Bunları tüm dünyaya okutmalıyız” diye de söylenirdi. Sonra o an yanındaki bizlere, “Okurken ruhum coşuyor, size de oluyor mu?” diye de sorardı, ama o anlarda gözleri hafifçe dalar ve kızarırdı. Neticede Kuran Türkçe yazılarak okunmaya, bu çalışmalar sonucu başlatılmıştır. Dini tarihimizi ve bilhassa peygamberimizi, savaşlarını, tarih kitaplarından çokça okur ve hayranlığını sıkça dile getirirdi, hele hele Bedir savaşını hep hayranlıkla anlatırdı. “en büyük bir zaferdir” derdi. Yavuz Sultan Selim ve Timurlenk de hayran olduğu padişah ve komutanlardı, ama en çok takdir ettiği kişiyse Hz. Muhammet (S.A.V.)idi. “O yoklukta ve mahrumiyette, o cehalette, yoktan var ederek bir devlet kurmak kolay iş değildir, ama Hz. Muhammet (S.A.V.) o zoru başarmıştır” der ve takdir hislerini çokça zaman arkadaşlarına anlatırdı. Hatta zaman zaman TBMM de de dile getirdiğine de şahit olmuşumdur. Bu mu Allahına, kitabına inanmayan Atatürk? Günahtır, ayıptır, yazıktır.
Beşeriyetin taş devirlerini bir kenara bırakalım. Maden devirlerinden, muhtelif madenlerden, kemiklerden yapılan eserler, her nevi aletler ve süs eşyası idi. Çamurdan tuğla, çanak çömlek ilk insanların yaptığı eserlerdendir. Hayvanları ehlileştirmek, onlardan muhtelif suretlerle istifade etmek, hayvanları sürüler halinde bulundurmak, insanların ilk yaptıkları işlerdendir. Ziraat da böyledir. Bundan başka insanlar bulundukları mıntıkaya göre kerpiçten, tuğladan veya taştan binalar da yaptılar. Kanallar açarak bataklıkları kurutmak, muhtelif tarzda sulama usulleri de insanların ilk buldukları şeylerdendir. Güneşi ve yıldızları müşahade sayesinde takvimin esasını koyan, tabiatın en büyük kuvvet olduğunu keşfeden binlerce sene önce yaşamış eski insanlardır. Gemi inşa ederek denizlerde dolaşmak kabiliyetini de gösteren, ticaret etmesini öğrenen bu insanlardır. İlk demokrasi esasına müstenit cemiyet ve devlet müesseseleri vücuda getiren de onlardır. Bütün bu saydıklarımız dünyada ve beşeriyette ilk medeni eserlerdir. Bu medeni eserleri barındıran dünyada ve beşeriyette ilk yapmış ve yaymış olan insanlar Türk ırkındandır.
Ergün Sarı, Atatürk'le Konuşmalar, İstanbul 1981, s. 184
"Bizim kuşağın gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi. İmparatorluk halkını meydana getiren Türk’ten başka uluslara, bu arada yanlış bir din anlayışıyla Arap’lara, sarayın, ordu ve devlet ileri gelenleri arasında bulunan ırkdaşlarının etkisiyle Arnavut’lara özel bir değer veriliyor, onlardan söz edilirken “kavm-i necib” deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz Türk’ler, ikinci plânda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyordu.
Şair Mehmet Emin Yurdakul’un, ilk defa Manastır Askerî İdadisi’nde öğrenci iken okuduğum “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur” mısraıyla başlayan şiirinde, bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusuna kaptırmadım.
Artık bu yanlış görüşe son vermek, Türklüğümüzü bütün soyluluğu ile tanımak ve tanıtmak gerekmektedir” dedim ve o andan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim."
Efendiler ! Biz bağımsızlığımızı güven altında bulundurabilmek için toptan, milletçe bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşmayı uygun gören insanlarız.
M. Kemal Atatürk
Bir millet yalnız kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlayamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz.
Türk çocukları biliyor ve bilmelidir ki onlar 400 çadırlı bir aşiretten değil, on binlerce yıllık medeni ve yüksek bir ırktan gelen yüksek kabiliyetli bir millettir.
M. Kemâl Atatürk
Arkadaşlar, ben namuslu bir askerim. Benimle arkadaş olmak isteyen kişilerin de namuslu olması lâzımdır.
M. Kemâl Atatürk
CHP'nin sonuna kadar benim partim olarak kalacağını nereden bileyim?
M. Kemâl Atatürk
Sen hiç sevildin mi? Bundaki zevk hiçbir şeyde yok. Hele âşığın Türk milleti olursa.
M. Kemâl Atatürk
Eskiden bunun bin mislini gizli gizli içerek türlü fesatlıklar yapan ikiyüzlü sahtekârlar vardı. Ben sahtekâr değilim. Milletimin yükselişi şerefine içiyorum.
M. Kemâl Atatürk
Her kahraman Türk erkeği, kahraman bir Türk kadınının oğlu olduğunu bilir.
M. Kemâl Atatürk
Hayatımda yaptığım hatalardan biri de evlenmektir. İşte görüyorsunuz... Ordular yönettim, Meclisler yönettim, savaşlar yaptım, kazandım ama bir kadını yönetemiyorum.
M. Kemâl Atatürk
Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.
M. Kemâl Atatürk
Ben bir defa söz verdikten sonra ondan şüphe etmeye kimsenin hakkı yoktur.
Ben isteseydim derhal askeri bir diktatörlük kurar ve memleketi öyle yönetmeye kalkışırdım. Fakat ben istedim ki milletim için çağdaş bir devlet kurayım ve onu yaptım.
M. Kemâl Atatürk
Ben çocukken fakirdim. Elime iki kuruş geçse bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.
M. Kemal Atatürk
Dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim" diyemez.
Türk milletimiz eski ve şerefli bir millettir. M. Kemâl Atatürk
Güzellik değildir. Tanrı'nın verdiği zekâyla kutsanmış olmayan bir kadınla hiçbir zaman ilgilenmedm. M. Kemâl Atatürk
Aşk tutkusu evrendeki en büyük cesaret verici güçtür. Aksi takdirde yaşamayı sürdüremezdim. Sevilmek sevmekten daha önemlidir. M. Kemâl Atatürk
Türkiye kimseyi taklit etmeye çalışmıyor. Yalnızca maymunlar taklit eder. Biz kendi ırki yeteneklerimizi geliştiriyoruz. M. Kemâl Atatürk
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
Cumhuriyetin Kuruluş Kodları: "Türklük" Aslında Ne Demek?
Bir milletin varoluş inancı, taştan ve tunçtan daha sağlam olabilir mi? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "Taş kırılır, tunç erir, ama Türklük ebedidir!" sözü, sadece duygusal bir ifade değil; Cumhuriyet'in üzerine inşa edildiği sarsılmaz kültürel ve tarihsel temelin özetidir.
Atatürk'ün bu vizyonu, parçalanan bir imparatorluğun ardından yeni ve modern bir ulus-devlet yaratma zorunluluğunun tarihsel bir sonucudur. 19. yüzyılda yükselen milliyetçilik akımları sınırları dönüştürürken, Milli Mücadele dönemiyle birlikte Türk kimliği; salt etnik bir aidiyete değil, ortak dil, kültür, tarih bilinci ve kader birliğine dayanan sarsılmaz bir "vatandaşlık" bağına dönüşmüştür. Atatürk bu sözüyle, bir toplumu ayakta tutacak en güçlü harcın köklü bir tarih bilinci olduğunu vurgular. Savaş yıllarında yorgun düşmüş bir halka aşılanan bu entelektüel ve ruhsal özgüven, bağımsızlık ateşini yakan en büyük motivasyon kaynağı olarak tarihe geçmiştir.
Bu köklü anlayış, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarını, eğitim politikalarını ve modernleşme hamlelerini şekillendiren temel paradigma olmuştur. Türklük kavramının dışlayıcı bir unsur olarak değil, kültürel bir üst kimlik olarak birleştirici yapıda kurgulanması, uluslaşma sürecinin anahtarıdır. Zamanın yıpratıcı gücü karşısında tunç ve taş gibi en sert fiziksel maddelerin bile ufalanıp yok olabileceği bir dünyada; bağımsızlık karakterinin ve binlerce yıllık birikimin şekillendirdiği milli şuurun ebediyen yaşayacağı gerçeği, Türkiye'nin bugün sahip olduğu sosyolojik dayanıklılığın en net kanıtıdır.
Sizce günümüzün hızla değişen küresel dünyasında, Atatürk'ün işaret ettiği bu "ebedi kültürel kimliğimizi" korumak ve geleceğe taşımak için en çok hangi değerlerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız?
“Savaş zorunlu ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur: Ben milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım. ‘Öldüreceğiz' diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz' diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir.”
— Mustafa Kemal Atatürk, 16 Mart 1923
"Siz Türk olduğunuzu unutsanız bile. Düşman, sizin Türk olduğunuzu unutmaz."
Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin tarih sahnesinden silinmek istendiği bir dönemde ortaya çıktı. Osmanlı Devleti’nin çöktüğü, milletin umudunu kaybettiği yıllarda Türklüğün onurunu yeniden ayağa kaldırmayı amaçladı.
O, Türk milletinin aslında güçlü, köklü ve bağımsız yaşama iradesine sahip olduğunu biliyordu.
Samsun’a çıktığında başlattığı mücadele, yalnızca işgale karşı değil, umutsuzluğa karşı da bir direnişti.
Milletine güveniyor, kurtuluşun yine milletin kendi azmiyle mümkün olacağına inanıyordu.
Türklüğü bir soy üstünlüğü olarak değil, ortak tarih, kültür ve kader bilinci olarak görüyordu.
Halkı kulluktan yurttaşlığa taşıyarak gerçek anlamda millet olmayı hedefledi. Kurtuluş Savaşı boyunca cephede savaşırken, aynı zamanda millet bilincini inşa etti. Türk milletinin kendi kaderini tayin etme hakkını dünyaya kabul ettirdi.
Cumhuriyet’i kurarak Türk'ün yönetimde söz sahibi olmasını sağladı.
Ona göre Cumhuriyet, Türk milletine duyulan güvenin en somut göstergesiydi.
Türk kimliğini çağdaş dünyanın onurlu bir parçası haline getirmek istedi. Eğitimden hukuka, dilden tarihe kadar her alanda köklü değişimler yaptı.
"Daima ve daima TÜRK olduğunuzu her vakit herkese hatırlatınız !"
Mustafa Kemâl Atatürk
Türk milleti, tarihinle övün; çünkü senin ataların uygarlıklar kuran, devletler, imparatorluklar yaratan bir varlıktır. Sen, Anadolu denilen bu yurda sonradan gelme değil, ilk yerleşip uygarlık kuranların çocuklarısın. Fakat geleceğine güvenebilmek için bugün çalışman gerekir; çünkü yalnız tarih övüncü bir meziyet sayılmaz
1 Kasım 1934
Mustafa Kemal Atatürk
Ey Türk milleti ! Sen Anadolu denilen yurda sonradan gelme değil, ilk yerleşip medeniyet kuranların çocuklarısın.
M. K. Atatürk
Mustafa Kemal’in sonunda artık boğazına kadar gelmiş, “Ben kiminle devam edeceğim,” diyor. Bütün arkadaşlarını bir tarafa bıraksa, bakın bunu çok iyi anlamak lazım, artık adam kalmayacak. O da bir seçim yapıyor, arkadaşlarını karısına tercih ediyor. “Tamam, artık bu Latife işi bitsin,” diyor. Paşa bu durumu ifade etmek için, “Latife kafamın içinde bir çiviydi. Onu söküp atmam lazımdı. Çıkartıp attım,” demiş. Ancak bu çivi beyninde öyle bir iz, öyle bir boşluk yarattı ki bir daha hiç dolmadı. Ne Latife ile ne de Latife’siz yapabildi. Bu, Latife teyzem için de geçerlidir. İkisinin de kaybı büyük olmuştur. Dolayısıyla anneannemin, “Latife’nin kaybı, kendi kafasına denk bir erkeği önce bulup sonra kaybetmesi ile iki kat fazla olmuştur,” demesi, Paşa için de geçerlidir. O da hayatının kadını’nı bulmuş ve onu elinde tutamayarak uzaklaşmasına izin verdiği için acısı iki kat artmıştır. Bu yüzden hayatı bir daha düzene girmemiştir.
-Mehmet Sadık Öke & Fatih Bayhan, Teyzem Latife, (İstanbul: Pegasus Yayınları, 2011) 384.
Mekke'ye gidip beni temsil edeceksin. Türksün ve Müslümansın. Türklük, Müslümanlığın öncüsü ve kılavuzudur. Müslüman milletleri medenileşmekten alıkoyan bâtıl itikatları yıkmak için Mekke'ye şapka ile gireceksin. Kara taassup seni parçalamaya bile kalksa, başını vereceksin, fakat eğilmeyeceksin.
Edip Servet Tör, Mekke'ye şapka ile girdi. Müslüman delegelerinin en fazla itibarlısı o idi. Kongrenin sonuna kadar, Mustafa Kemal mucizesine hayranlık duyan heyetler arasında, Kemalist Türkiye'yi efendice temsil etti.
Kaynak: Falih Rıfkı Atay - Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, s.95
"İki Mustafa Kemâl var: Biri ben yani fani olan. İkinci Mustafa Kemâl'den ise "ben" diye bahsedemem. ondan ancak "biz" diye bahsedebilirim. O Mustafa Kemâl ölmez.
O Mustafa Kemal, yani sizler, bu akşam etrafımda olanlar, memleketin her köşesinde çalışan köylüler, uyanık, aydın, vatanperver, milliyetperver vatandaşlar...
İşte ben onların hayalini tespit ediyorum, onların hayalini tahakkuk ettirmeye çalıştım. O Mustafa Kemal ölmez.
O, Türk milletinin ihtiyaçlarıyla beraber, gitgide uyanan şuuru ile beraber gelişe gelişe ebedi olarak yaşayacaktır.
Bizde cumhuriyeti yapan, inkılabı yaratan, o 'biz' diye ifade edebileceğim Mustafa Kemal'dir."
— Mustafa Kemal Atatürk - 10 Mayıs 1933
Memleketin yaşadığı vahim anları size söylemeye lüzum görmüyorum. Bunu hepiniz idrak ediyorsunuz. Bu bedbaht memlekete karşı mühim vazifelerimiz vardır. Onu kurtarmak yegâne hedefimizdir. Bugün Makedonya'yı ve tekmil Rumeli kıtasını vatan camiasından ayırmak istiyorlar. Memlekete yabancı nüfuz ve hâkimiyeti kısmen ve fiilen girmiştir. Padişah zevk ve saltanatına düşkün, her alçaklığı yapacak iğrenç bir şahsiyettir. Millet zulüm ve istibdat altında mahvoluyor. Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve yok olma vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Tarih bugün biz evlatlarına bazı büyük vazifeler yüklüyor. Ben Suriye'de bir cemiyet kurdum. İstibdat ile mücadeleye başladık. Buraya da bu cemiyetin esasını kurmaya geldim. Şimdilik gizli çalışmak ve teşkilatı yaymak zaruridir. Sizden fedakârlıklar bekliyorum. Kahredici bir istibdada karşı ancak ihtilal ile cevap vermek ve köhneleşmiş olan çürük idareyi yıkmak, milleti hâkim kılmak, kısaca vatanı kurtarmak için sizi vazifeye davet ediyorum..."
??Kaynak: Hüsrev Sami Kızıldoğan (Kars Saylavı), "Vatan ve Hürriyet = İttihat ve Terakki", Belleten, 1 Ekim 1937, c.1, Sayı: 3-4, s.619-625.
Kadınlarını geride bırakan toplum, geride kalmaya mahkûmdur.
M.K.Atatürk
Bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler öğrenmişimdir. Hiçbir fikri aşağı görmemek lâzımdır.
Gazi M. K. Atatürk
Hepimiz Müslümanız. Yemin ederim ki, namusum üzerine söylerim ki, (Hatay’ı) bırakmam! Çok temenni ederim ki, Fransız hükümeti aklını başına toplasın. Namusum üzerine söylüyorum, bırakmam.
Kaynaklar:
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 30, 21 Aralık 1937 tarihi sayfası (s.121).
Dışişleri Bakanlığı arşivi ve B. N. Şimşir’in eserleri
23 Aralık 1937 tarihli Ulus Gazetesi
Bir kız sevdim ama, bana vermediler. Gençliğimi bıraktım Sofya'da.
M. Kemal Atatürk
https://bakis.bg/2020/02/14/ataturk-gencligimi-biraktim-sofyada-bir-kiz-sevdim-ama-bana-vermediler/
Bir milletin büyüklüğü, onun ahlâki değerleriyle ölçülür.
M. Kemâl Atatürk
Biz cahil dediğimiz vakit mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. kastettiğim ilim, hakikati bilmektir.
M. K. Atatürk
** Her korkaklığı bir hainliğe bağlamak ön yargılı bir davranış olmaz mı?
** Ayrıca bazı korkuların kaynağı sağlık sorunlarından dolayı hayata yansır?
** Bir çok psikolojik rahatsızlıklar ürkek ve korkaklığı tetikler?
** Her Erkeğin fiziksel ve ruhsal yapısı Asker olmaya uygun olmayabilir?
** Benim tanıdığım oldukça zayıf, çelimsiz, ürkek ve çekingen yüzlerce
yürekli, dürüst ve şerefli bir Vatan sever vatandaş vardır...SAYGIYLA
"Bir erkeğin, özellikle de bir askerin korkak olması demek, adeta uygarlıktan yoksun olmasıyla aynıdır. Çünkü bu adam vatansızdır." demektir. Böyleleri korkaklık suçuyla cezalandırılırlar.
M. Kemâl Atatürk
Türk köylüsü yüksek zekâlıdır.
M.Kemâl Atatürk
1929 yılında Atatürk, Yalova kaplıcalarına giderken yolda sığır güden küçük bir çocukla karşılaşır. Çocuğun adı Mustafa’dır.
Atatürk, küçük adaşıyla sohbete başlar ve ona sorular sorar. Çocuk, Atatürk’ün kim olduğunu bilmeden ona büyük bir özgüven ve zeka ile cevaplar verir.
Atatürk ona, “Sen okuma yazma bilir misin?” diye sorar. Çocuk, “Bilmem ama öğrenmek isterim,” der. Atatürk, çocuğun bu azminden ve pratik zekasından çok etkilenir. Yanındakilere dönerek, “İşte Türk köylüsü böyle yüksek zekadadır,” der.
Atatürk, Mustafa’yı İstanbul’a getirtir, bakımını üstlenir ve okutur. Sığırtmaç Mustafa, daha sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde başarılı bir subay (Binbaşı) olarak görev yapar.
Bu anı, Atatürk’ün sadece bir lider değil, aynı zamanda fırsat eşitliğine inanan bir eğitim gönüllüsü olduğunu kanıtlar.
Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmadan hemen önce, İstanbul’daki son temaslarında Vahdettin’e dair sarf ettiği ileri sürülen o tarihi sözler, aslında bir yol ayrımının ve derin bir hayal kırıklığının ifadesidir. Paşa, memleketin işgal altında can çekiştiği o karanlık günlerde, Padişah’ın vatanın kurtuluşu yerine şahsi ikbalini ve saltanatını önceleyen teslimiyetçi tavrını bizzat görmüştü. Vahdettin’in kendi geleceğini kurtarma telaşına düşmesi ve ulusal bir direnişe inancını yitirmiş olması, Paşa’da büyük bir öfke uyandırmıştı.
Bu tarihsel kırılma anını ve Paşa'nın hissiyatını günümüze taşıyan en önemli kaynak, o dönem Atatürk’ün en yakınında bulunan isimlerden Mazhar Müfit Kansu’dur. Kansu, tarihe ışık tutan "Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber" adlı anı kitabında, Paşa’nın Padişah’ın bu bencilliği karşısındaki isyanını şu tarihi cümlelerle aktarır:
"Çok kötü, çok alçak bir adam. Memleket mahvoluyor o ise yalnızca kendisini düşünüyor! Ee yakında görüşeceğiz..."
Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok tesirinde kalırdı ve de “Hey büyük Allahım... Kuran’a inanmayan kafirdir, bize nasıl yol gösteriyor? Bunları tüm dünyaya okutmalıyız” diye de söylenirdi. Sonra o an yanındaki bizlere, “Okurken ruhum coşuyor, size de oluyor mu?” diye de sorardı, ama o anlarda gözleri hafifçe dalar ve kızarırdı.
Neticede Kuran Türkçe yazılarak okunmaya, bu çalışmalar sonucu başlatılmıştır. Dini tarihimizi ve bilhassa peygamberimizi, savaşlarını, tarih kitaplarından çokça okur ve hayranlığını sıkça dile getirirdi, hele hele Bedir savaşını hep hayranlıkla anlatırdı. “en büyük bir zaferdir” derdi. Yavuz Sultan Selim ve Timurlenk de hayran olduğu padişah ve komutanlardı, ama en çok takdir ettiği kişiyse Hz. Muhammet (S.A.V.)idi. “O yoklukta ve mahrumiyette, o cehalette, yoktan var ederek bir devlet kurmak kolay iş değildir, ama Hz. Muhammet (S.A.V.) o zoru başarmıştır” der ve takdir hislerini çokça zaman arkadaşlarına anlatırdı. Hatta zaman zaman TBMM de de dile getirdiğine de şahit olmuşumdur. Bu mu Allahına, kitabına inanmayan Atatürk? Günahtır, ayıptır, yazıktır.
??KAYNAK: ATATÜRK'ÜN YANI BAŞINDA, ANI, ...
Milletin efendisi yoktur, hizmetkarı vardır.
M.K. Atatürk
Dünyanın en zor işi Türk milletini ayağa kaldırmaktır. Bundan daha zor olanı ise harekete geçmiş olan Türk milletini durdurmaktır.
M.K. Atatürk
Beşeriyetin taş devirlerini bir kenara bırakalım. Maden devirlerinden, muhtelif madenlerden, kemiklerden yapılan eserler, her nevi aletler ve süs eşyası idi. Çamurdan tuğla, çanak çömlek ilk insanların yaptığı eserlerdendir. Hayvanları ehlileştirmek, onlardan muhtelif suretlerle istifade etmek, hayvanları sürüler halinde bulundurmak, insanların ilk yaptıkları işlerdendir. Ziraat da böyledir. Bundan başka insanlar bulundukları mıntıkaya göre kerpiçten, tuğladan veya taştan binalar da yaptılar. Kanallar açarak bataklıkları kurutmak, muhtelif tarzda sulama usulleri de insanların ilk buldukları şeylerdendir. Güneşi ve yıldızları müşahade sayesinde takvimin esasını koyan, tabiatın en büyük kuvvet olduğunu keşfeden binlerce sene önce yaşamış eski insanlardır. Gemi inşa ederek denizlerde dolaşmak kabiliyetini de gösteren, ticaret etmesini öğrenen bu insanlardır. İlk demokrasi esasına müstenit cemiyet ve devlet müesseseleri vücuda getiren de onlardır. Bütün bu saydıklarımız dünyada ve beşeriyette ilk medeni eserlerdir. Bu medeni eserleri barındıran dünyada ve beşeriyette ilk yapmış ve yaymış olan insanlar Türk ırkındandır.
Ergün Sarı, Atatürk'le Konuşmalar, İstanbul 1981, s. 184
"Bizim kuşağın gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi. İmparatorluk halkını meydana getiren Türk’ten başka uluslara, bu arada yanlış bir din anlayışıyla Arap’lara, sarayın, ordu ve devlet ileri gelenleri arasında bulunan ırkdaşlarının etkisiyle Arnavut’lara özel bir değer veriliyor, onlardan söz edilirken “kavm-i necib” deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz Türk’ler, ikinci plânda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyordu.
Şair Mehmet Emin Yurdakul’un, ilk defa Manastır Askerî İdadisi’nde öğrenci iken okuduğum “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur” mısraıyla başlayan şiirinde, bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusuna kaptırmadım.
Artık bu yanlış görüşe son vermek, Türklüğümüzü bütün soyluluğu ile tanımak ve tanıtmak gerekmektedir” dedim ve o andan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim."
-Mustafa Kemal Paşa
Efendiler ! Biz bağımsızlığımızı güven altında bulundurabilmek için toptan, milletçe bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşmayı uygun gören insanlarız.
M. Kemal Atatürk
Bir millet yalnız kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlayamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz.
M. Kemal Atatürk
Türkler, ahlakını hiçbir zaman bir peygambere muhtaç olacak kadar kaybetmemişlerdir.
M. Kemal Atatürk
Eğer Türkler müslüman olmasaydı, İslamiyet musevilik gibi göksel bir din olarak kalırdı.
M. Kemal Atatürk
Türk milleti hiçbir devirde insanların yaptığı putlara tapmamıştır.
M. Kemal Atatürk
Türk çocukları biliyor ve bilmelidir ki onlar 400 çadırlı bir aşiretten değil, on binlerce yıllık medeni ve yüksek bir ırktan gelen yüksek kabiliyetli bir millettir.
M. Kemâl Atatürk
Arkadaşlar, ben namuslu bir askerim. Benimle arkadaş olmak isteyen kişilerin de namuslu olması lâzımdır.
M. Kemâl Atatürk
CHP'nin sonuna kadar benim partim olarak kalacağını nereden bileyim?
M. Kemâl Atatürk
Sen hiç sevildin mi? Bundaki zevk hiçbir şeyde yok. Hele âşığın Türk milleti olursa.
M. Kemâl Atatürk
Eskiden bunun bin mislini gizli gizli içerek türlü fesatlıklar yapan ikiyüzlü sahtekârlar vardı. Ben sahtekâr değilim. Milletimin yükselişi şerefine içiyorum.
M. Kemâl Atatürk
Her kahraman Türk erkeği, kahraman bir Türk kadınının oğlu olduğunu bilir.
M. Kemâl Atatürk
Hayatımda yaptığım hatalardan biri de evlenmektir. İşte görüyorsunuz... Ordular yönettim, Meclisler yönettim, savaşlar yaptım, kazandım ama bir kadını yönetemiyorum.
M. Kemâl Atatürk
Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.
M. Kemâl Atatürk
Ben bir defa söz verdikten sonra ondan şüphe etmeye kimsenin hakkı yoktur.
M. Kemâl Atatürk
Vatanı korumak çocukları korumakla başlar.
M. Kemâl Atatürk
Türkiye Türklerindir.
M. Kemâl Atatürk
Ben isteseydim derhal askeri bir diktatörlük kurar ve memleketi öyle yönetmeye kalkışırdım. Fakat ben istedim ki milletim için çağdaş bir devlet kurayım ve onu yaptım.
M. Kemâl Atatürk
Ben çocukken fakirdim. Elime iki kuruş geçse bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.
M. Kemal Atatürk
Dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim" diyemez.
M. Kemâl Atatürk
Türk milletimiz eski ve şerefli bir millettir.
M. Kemâl Atatürk
Güzellik değildir. Tanrı'nın verdiği zekâyla kutsanmış olmayan bir kadınla hiçbir zaman ilgilenmedm.
M. Kemâl Atatürk
Aşk tutkusu evrendeki en büyük cesaret verici güçtür. Aksi takdirde yaşamayı sürdüremezdim. Sevilmek sevmekten daha önemlidir.
M. Kemâl Atatürk
Türkiye kimseyi taklit etmeye çalışmıyor. Yalnızca maymunlar taklit eder. Biz kendi ırki yeteneklerimizi geliştiriyoruz.
M. Kemâl Atatürk
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
M. Kemâl Atatürk
"Dünyada her milletin varlığı, kıymeti, hürriyet ve bağımsızlık hakkı ancak gösterdiği ve göstereceği uygar eserlerle orantılıdır."
ATATÜRK
ya istiklal ya ölüm