ben o onurlu düşüncenin hasadından beslendim
çağların belleğini inkâr edemem
gölgelerine sığındım ulu suların
ışık diye haykırdım, aydınlanmayı savladım hep,
peşine düştüm umudun
nedense diz boyu sitemlerinle
hızın ve an’ın kapıp kaçırdığı sarp coğrafyalardan
parmak izlerini gönderiyorsun
belli ki gönülsüz çıkıyor senden gelen her şey
kendi kendine konuştuğu da olur bu yolun
duymazlıktan gel.
insanı,zamanı okumanın değil salt, yaşamı okumanın da bir sırrı var ve bunu sen en iyi bilenlerdensin.
yol,yaşamın dışında değil çünkü.
görünmemeyi düşleyerek bir yere gitmeye kalkışsak da yolda olmamız gerekiyor.
kendimize yetmediğimizin bir felaket olduğunu bilmez çünkü yol.
Peşine düştüğümde senin
Irmaklar yol verir adımlarıma
Bulut mavileriyle donanır ortalık
Gerçeğe dokundum
H/içlendim..
Duyumsamak
Acıyla birlikte yaşamaktır.
Derler ama
en ucunda incelen yerinde dalın
günbatımı anımsaması kızıl ala kayısı
ege sokaklarında iyot ferahlığı mavi soluması
şose etrafı gül salgını şebboy horonu dalga sesi
mavi kanatlı kuşları
ateşlerden ötelere sür
-ki- dönmesinler bir daha ger
yıkarak ıraklaşsınlar enlemleri boylamları
parelelleri
Biraz soluklandıktan sonra yeniden koyuluyoruz yola. Bizi takip ediyor anılarımız. Yalnızlığımızı unutturuyor bize. Ara sıra niçin durup birbirimize bakıyoruz bilmiyorum. Vazgeçilmez kılıyoruz bu bakışmaları. Haklısın, bizi kendisinde tutmak için yol boyunca oyunlar kuruyor anılar.
Yanılsama bu; bir düş ve belki de bir giz’in dilinin çözülüşü.
Halil Cibran’ın söyledikleriyle şu anki gerçeğimiz birbirine ne değin yabancı!
“Sözcükler ne dili, ne de kendilerine kanat takan dudakları yanlarında götürebilirler. Yapayalnız dağılırlar boşluğa ve yapayalnız ararlar yaşamın gücünü. Yapayalnızdır güneşe doğru uçan kartal, yanında yuvası yoktur.”
Sahi dilimizde kaç sözcük var, kaçını ortak kullanıyoruz? Birbirimizden ödünç sözcük alıp onları birbirimize ödünç vermeye ne zaman başladık? Kaybettiğimiz sözcükler için yanıp yakıldığımız günleri anımsıyor musun sen de?
Ya yollar? Seninle hangi yollardan geçmedik ki!
Azıcık aralıklı kalan perdeden günün ilk ışıkları gülümseyerek giriyor odama. Gün, çağırdığım bir çocuğa benziyor; aydınlık yüzlü, sevimli, umutlu.
Ufka bakıyorum. Minnacık bir kuştan farklı değil bekleyenleriyle kucaklaşmaya can atan yolcuları limana taşıyan gemi.
Hazır güneşi bulmuşken mavi dalgaları yara yara o yöne doğru mu gitsem? Düş benimkisi. Ne ki bilmem kaç milyon yıldan beri denizin ortasında kendi yazgısıyla duran şu irili ufaklı adalara ne demeli? Yanılmış olamam; yakınlaşan gemi değil, adalar yakınlaşıyor o gemiye…
Kozasını yırtan ipekböceğiydin
Görücüye çıkarken
Göz kırpıyordu parmakların yüreğime
.
Başucumda süzülen endamından
Karıncalandı tenim




-
Serap Saylam Şen
-
Fahri Çinçik
-
Xalide Efendiyeva
Tüm YorumlarMuhteşem şiirin usta kalemini yürekten kutluyorum saygılarımla
Dayanılmazlıkların yüklerini taşır..bir tebessüm karşılığına..
imgeler kondurur içinden
kayıtlara geçmemiş şiirlerin..o aranan. arzulanan tebessüm
dev dalgaların arasında gün ışığı...yaladıkca sevdalı yürek atışını..başlar yaşamsal adımların en soylusu..
değerli dostum sayın ...
Kül oldu zaman
Kül oldu deniz.
Çözemedim beyaza iz bırakan dolambaçların zincirlerini
Hayatın labirenti