En son,
Ne zaman bir çiçeğe dokundun?
Ne zaman kokusunu çektin?
Ciğerlerine mor sümbülün…
Bedenimin yönlendirdiği,
Ayaklarımın alıştığı,
Gün doğarken,
Güneşten altın gerdanlıklar
Takıyorum
Boynuma…
Güneş ışınları,
Isıtırken bedenimi
Ufuklarımız,
Kör duman içinde.
O gökyüzü,
Kıyısız...
O dağlar,bulutlar,
O koskocaman denizler,
rengarenkti
güne yeni doğan umutlarım
bir çınar ağacı altında
maviyle başladı sevdalıklarım
gök mavi, yer mavi
dudaklarından dökülen
Cılkı çıkmıştı yaşamın
Gün geçtikçe
Serpilip gümrahlaştı yoksulluk...
Boğazımda acı bir yaşam güncesi,
Batıp duruyor,
Ve gözlerimde,
Gece soğuk,
Hava buz gibi...
Ve her yer zifiri karanlık
Etrafım darmadağın
Benim gibi tıpkı,
Biraz orada...
Kendimizle yüzleşmeliyiz.
Üzdüğümüz, incittiğimiz,
Üzüldüğümüz, incitildiğimiz,
İnsanları ve olayları affetmeliyiz.
Birbirine değen cisimler,
Hareket edince
ağırlaşır iyiden iyiye
dünyaya açılan pencereler
kapandı kapanacak derken
kepenkler
bir tatlı hoş duygu
bir yumuşaklık ve hafiflik
Eski bir,
Japon inancına göre,
Bin turna kuşu yapan birinin,
Bir dilek dileme hakkı,
Oluyormuş.
Ve turnaların,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!