Acemi aşık
Kim bilir şimdi hangi bahçedesin
Çağırsa dudaklarım seni
Sabahların aynasında
Büyük bahçelerin gülü gibi koklasam
Kürsüde bir ses, yankısı kırık,
Sözler dökülür, içi bomboş, gerçek tıkır tıkır.
El sallayanlar, alkış tutanlar,
Bir aynanın önünde, kendinden korkanlar.
Ahmed Arif tınısıyla
Kalkıp gelsen şimdi,
Bir çiğ tanesi düşse kirpiğime,
Açsam yüreğimi sana,
Memleket gibi geniş,
Aşk evlenmeden güzeldir, derler ya...
O yasak meyvenin tadı, o gizli bakışların ateşi,
Nikâh masasında söner mi gerçekten o heyecan?
Nazım gibi tutkulu, ateşli bir başlangıçla:
Gözlerinle başlar her şey, bir bahar gibi patlar içimde,
Aşkı arar gözüm her mısrada saklı,
Gönlüm sorar: “Nerde o ateş, o yemin?”
Kâğıt üstünde solmaz gül mü kalır aslında,
Yoksa sadece mürekkep mi kanar hecesinden?
Bir bahar günü derler, yaz sıcağında yanar,
Aşk, bir kadının sesinde başlar
Henüz söylenmemiş bir şarkının ilk nefesiyle
Gözlerinde bir çağ taşır
Baharlar ve ırmaklar akar içinden.
Tövbemi etsem sevdama
Nasıl dayanayım ben sana
Çobanın kavalında bestemı
Yoksa tango eşleğinde dansmı
Aslı ay gibi beyaz yüzlüm
Esmer tadında ceylan gözlüm
Zihnimde çoğalttığım sevdam
Rüzgarına kapıldığım
Gün, bir bıçak gibi keser sessizliği,
Kanayan ufukta solar eski bir nakış.
Gözkapaklarımda taşırız geçmişi,
Her kirpik, bir zincir; her düş, bir yankı, bir kılavuz.
Rüzgâr, dalların teninde bir sızı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!