I.
Karanlık bir nehir akar göğsümde sessiz,
Taşlar dile gelir, fısıldar bir eski sözü giz.
Rüzgarın eli değdiğinde yapraklar titrer,
Her biri anlatır, unutulmuş bir çağın izlerini iter.
Gökyüzü mor bir tül, yıldızlar dikenli taç,
Toprak uyanır alın teriyle,
Çatlak eller dokunur sessizce,
Bir tohum düşer, umut taşır,
Zincirler kırılır, gün doğar hece hece.
Fabrikalar yankılanır çelik sesiyle,
Bize “çingene” diyorlar,
Dilleri paslı bir bıçak gibi,
Kesmeye alışmış yaralarımızı…
Evet bayım,
Çingeneyim!
Ey insan, gölgen uzar, sen küçülürsün,
Aynada kendini arar, bükülürsün,
Bir bahar vaat eder çiçekler, yalan,
Eyvah! Tanrıçalar çıldırdı bu gece,
Ay, saçlarını koparıp göğe fırlattı.
Deniz tanrıçası köpükleri yaktı,
"Şeb-i hicrân ile yandı dil-i bî-çâre benim,
Gözüm yaşı döker ol bahr-i ummân pâre benim.
Sinemde bir âh ki nâr-ı muhabbet gizlidir,
Her nefeste çıkar ol şûle-i cân âre benim.
Gecenin kör saatlerinde
Dudakların kızıla boyanırdı
Şarap tadında nefesin
Ayaz ince ısırıklarla yüzleşiyor
Gecenin karanlığında
Biliyorum;
geleceksin serin bir akşam üstü
ilk ağarmış saçlarımı göreceksin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!