Fakirin, ezilenin
dili olmaz, dini olmaz, ırkı olmaz,
bir tek açlığı vardır,
bir tek zinciri.
Zenginler bilir bunu,
Gecenin içine çökmüş bir odadan
yazıyorum sana, genç şair;
şiir önce sessizlikte filiz verir,
kimse duymadan, kimse alkışlamadan,
kendi kalbini sarnıç gibi dinlemeden
hiçbir söz hakikate yaklaşmaz.
Bir ses kaldı geceden,
yarısı deniz, yarısı hüzün.
Bir şehir uykusuz bekler adını, şiirler
bile susmuş bu gece —
Biz, tozlu yolların çocuklarıydık,
Bir mendil gibi dalgalanırdı umut elimizde,
Senin gözlerinde gök vardı,
Benim yüreğimde kavga.
Söz bıraktım kalbine,
Cemre..
Cemre..
Hiçbir zaman vermediğin şu eksik olan az şey yüzünden
Saklıdan kayda geçtiğim tek hatıran yoktur.
Dağ Dili- Harold Pinter : Dağ Dili. Olduğu gibi Kürtçe yasağını imlemektedir. Bilinmez bir ülkede yaşayan, Dağ’lı bir ana tutuklu oğluyla görüşme sırasında kendi ana dilinden başka bir dili ’bilmediği’ için konuşamaz. Görüşme sırasında kendi dilinde ancak, ’Ekmek getirdim’, ’Elma getirdim’ diyebilmiştir. Gardiyan’ın sertliğine maruz kalır. Sonra da ölür."Dinleyin şimdi. Sizler dağdan geldiniz. Dinliyor musunuz beni? Sizin diliniz yok, ölmüş. Yasak. Burada sizin dağlı dille konuşma izni yok. Kendi adamlarınızla kendi dilinizle konuşma yok. Yasak.Anlaşıldı mı? Konuşamazsınız kendi dilinizle. Kanunen yasak. Resmi dil neyse onu konuşursunuz. Burada bir tek o dile izin var. Kendi dağlı dilinizle konuşmaya kalkarsanız, çok fena ceza yersiniz. Askeri emir böyle. Kanun. Sizin dil yasak. Ölmüş, yok. O dilden konuşma izni yok. Sizin dil diye bir şey yok artık. Var mı diyeceği olan?"
Oyunu hikayesi buydu..
1985 yılında Amerikalı oyun yazarı Arthur Miller ile birlikte Türkiye’yi ziyarete geldi. Siyasi baskılara uğramış, sırf yazdıklarından ötürü hapse girmiş kişilerle tanıştı. Aynı yıl BİR TEK DAHA (One For Road) isimli kısa oyununu yazdı. Türkiye’deki baskılar ve Kürt dilinin yasaklanmasına dair gözlemlerinin verdiği esinle Pinter 1988’de bir başka kısa oyunu olan DAĞ DİLİ’ni (Mountain Language) kaleme aldı.
DAĞIN, DENİZİN VE HALKIN TÜRKÜSÜ
Biz buradayız,
Dağların kınalı gölgesinde,
Toprağın kara alnında ter gibi yanıyoruz,
Ve bir çocuğun göğsünde saklı
Dengesiz insanlar, rüzgârın oyuncağı,
Bir ayakları yerde, öteki gökte asılı.
Kahkahaları fırtına, gözyaşları sel olur,
Denge ararlar durur, ama hep kayarlar uçurumdan. Sabah kalkar, kahve fincanı elinde titrer,
Akşam iner, yastık ıslanır sessizce.
Toprak ağlar, bir çobanın sesiyle, çorak bir ovada,
Çingeneler sustu, kaval kırıldı bir kayada.
Dağ taş kanar, göğsünde bir hançer izi,
Bu memlekete bir ağıt ki biter mi derdimiz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!