Sus dedi adam ansızın,
sus…
Sağ elinin işaret parmağını burnunun ucuna
götürerek…
Sus dedi…
Ne zaman açsam gözlerimi,
yalnızlık rüyalarımdan,
sen takılıyorsun dudaklarıma…
Ve
bir cümlenle mırıldanıyorum…
Bir şarkı buldum kendime…
Giden aşklara,
kaybolan sevdalara dahil…
Bir yalnızlığa,
bir sessizliğe,
Gecelerim savrulmuş rüyasız düşüncelerime...
Urganlar kopsa senin yüreğine doğru düşse yüreğim...
Bir şiirin düşse yüreğime senin yoluna koşarken gözü kapalı...
Gözlerinin yeşilinde kaybolmak, mavisinde denizin nefes almayı yeniden öğrenmek gibi bir şey...
Yoklukların karanlığından gelen ses ki bilmeli, O sese muhtacım...
Bir gün bir şeyler olur;
her şeyini kaybettiğini görürsün.
Avucunda tuttuğun gül yapraklarının,
solduğunu görürsün yüreğin sıkışır.
Dalındayken bakmağa sakındığın,
Düşünmediklerimiz, aklımıza gelmedikler ve de tahmin etmediklerimizdir asıl canımızı yakan...
O da olduktan sonra, bu da oluyormuş der, geçer gideriz ve onun da değeri bu kadarmış deriz daha sonra...
Duvara benziyor bu, O da yıkıldıktan sonra, ah, ah, ben ne yaptım deriz...
Ahlarla, vahlarla geçen zaman kareleri düşüncede sıralandığı anlardır ki insanın çözülüşüne uzayan yaşamımız olur...
Ona çeyrek kala, on, onu çeyrek geçe ve on buçuk zaman dilimleri ki son kaç yılımın en kahırlı geçen üç çeyrek zaman dilimi...
İşte o andan itibaren başladı hayata sobelenmelerim ve de tutsaklıkla kendimi arayışım ki son nefese süren bir sürtünme başladı hayatımla...
Uçuruma bir metre vardı belki de seni tanıdığımda...
Senden sonrası ise
karanlık diplerde kaldım,
tüm nefes almalarımla...
Aldanılmış düşünceler,
bastırılmış duygular,
gizlide kalmış hevesler,
saklanmak istenen kendi kendine utançlar,
neresi, nereye yetecekti bu hayatın ki farkında olmadan ezilip geçilmişiz en güvendiğimizce... Sanki bir sonsuz yaşam varmışçasına basıp geçmişiz hayatın köprülerinden... Neyin neresi yetecekti, biz köşe başlarında sorduğumuz sevgiliden alınan cevaplar değil miydi şaşkınlığımızı arttıran ve nihayet devşirme bir akılmış sanki taşıdığımız gibi her önüne gelen duyguya inanmışlık ki artık bir yerde tükenmeliydi bu yanılgılar ve inadına inanmış gibi yapamayıp, basmak gerekti korkuların ve de arsız isteklerin bam teline...
Bir yerde tükenmeliydi aslında tüm bu karmaşık düşüncelerin isteksiz duruşu, yoksa tükenip gittikten sonra ardımızda binlerce soru kalacaktı bizimle beraber… Sevgi güven duvarı mıydı veya güven köşebaşısı mıydı ki gözlerim kapalı inanmışlığın sonu nerede bitecekti…
Boşa adanmış hayatlar çıkmaz mı karşımıza?
İnsan gözlerini kapattığında, karanlık bir boşlukta, beyninin kuytularından fırlayıp çıkan boşa adanmış hayatları görünce, işte o zaman duracakmış gibi çarpan kalbini hisseder… Ve sürüklenir gider mazgallara doğru… Sessizce hem de çaresizlikle…
Tutunacak hiçbir şey bulamadan… Yanında sevgiye dair hiçbir anıya saygı duyamadan…
İhanet edenler kaçarlar, kaçak olurlar hep aşka.
Hani anılar çamur bataktı, yanılmışım mı?
Göğüslerinin altında ağlıyor,
yüreğim,
göz yaşlarım dizlerime düşüyor,




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m