Bu yaşam, tükettiğimiz bir ömür oldu…
Bitmeyesiye gölgelik zamanlarının ardında kalan eskimiş bir beden, yıpranmış bir ruh, vazgeçilemeyen yaşamın içine saklanmış anılar zinciri ve sahipsiz kalmış bir ruh halinin yalnızımsı düşünceleri, vazgeçilemeyen sevdanın tüm güzellikleri ile bedene düşmüş yorgunluklarının ardında kalan bir hiçlikle bitmeli artık bu sevdadan kalan yıkıntıların sabrı…
Yeni bir hayatın örtebileceğini sanmadığım sevinçler bile olsa yeni yaşamda, artık dur denmeli senli geçmiş tüm zamanlara…
Neden gittiğini değil, neden kalmadığını merak ettim…
Ölmek bir kurtuluş muydu, yoksa yaşamak için bir şartlanma mı getiriyordu korkusu…
BELKİ DE BİR ZAVALLILIKTI BU DÜŞÜNCE.
Kalanın, üzüleceği düşüncesi korkusu mu, yaşama dört elle sarılma sevdamız.
OYSA YAŞAM, UYUŞTURULMUŞ YILLARI HEDİYE EDİYORDU BİZE SUSARAK…
Dağ başıydı,
Duman,duman kar akıyordu toprağa…
Öksüz kuzu ağlıyordu yalnızlık çavlayanına,
Bacadan bir kör duman çıkıyordu…
Ak sisler vardı tepelerden aşağıya uzanan,
Karardı baca kokularıyla alınan nefes.
Aşk teslim olmuştur,
bedelini ödediği hayata…
Ve kendine, diğerini boş vererek…
ELLERİNİ KALDIRMIŞ TESLİM OLMUŞTUR HAYATA…
Ben bu oynaşta yokum, bak başının çaresine,
demekle HAYATINI GAZLAR VE HAYATI İPLEMEZ…
Bazen yalnızlaşırız kendimize… Kendi kendimize…
Bir el tutup, bir bakış ararız, puslu, sisli, zamanların içinden…
Kapılır gideriz bir düşünce selinin ardındaki karartılara…
Bir hesaplaşmadır, aslında zamana karşı belki de bir bencillik savaşıdır farkındasızlıkla düşündüklerimiz…
Hep kendimizi haklı çıkarırız hep kendimizdir başrol düşüncesindekiler…
Kaybettiklerimizle, elde edemediklerimiz, çarpışıp durur… Zihnimizde…
Sesinin ardındaki,
şeytanın kahkahalarını duyuyorum…
Ve ben;
her kâbus gecesinin sabahında,
şükrediyorum yeniden doğuşuma…
Kendi bensizliğimden kurtuluşuma,
Bugün cumartesi, birkaç yıldır sevmem Cumartesileri. Hep sevinçleri, coşkuları taşırken, şimdi hüzün yüklü. Ne oldu bana, neden bu pürtelaş hüzün bedenimde? Daha fazla girdapta dolanmaya gerek yok. Aracım geldi aklıma, ona doğru koşar adım, sanki kavuşuyoruz direksiyonla…
Telefon, telefon etmeliyim veya mesaj…
Gel demeliyim, hadi geçerken alayım seni!
Ve yol…
Kaç parçaya bölünecekti bu ruhsal düşünceler, kaç parça ben olacaktım, ayrı ayrı bedenlerle, hangi bedenim bana ait olacaktı ruhsal öz duruşumla?
Bittim artık, sevgili, bittim son cümlelerimle, bu bezginlikle acınası duruma düştüm…
Yoruluyorum gecede, yoruyorum geceleri, sahipsizliğin kurşunu yırtıyor bedenimi, düşüyorum artık…
Zorluyorum tüm bakışlarımı karanlıktan kurtarmak için. Sımsıkı kasıyorum bedenimi üşüme sancılarından, neredeyse bakışlarım üşüyecek artık ve ben bu yorgunlukla son adımlardayım hayata doğru…
Kaç ben var ruhsal bozuklukla ortada dolanan ve hangi bedenim yakışıyor aslolan ruhuma?
Yüzüme bakıyordun. Hesapsız, korkusuz ve de karanlık bakışlarla... Sana söylediğim son cümleyi düşünüyordun... Belki de ürpererek...
“Canım yanıyor” demiştim sana,
“canım yanıyor ve yangın yerinde dolaşıyor gibi hissediyorum kendimi” demiştim sana...
Ansızın gelen bu cümle sahipsiz kalmış uzun bir müddet...
Sanki boşlukta donmuştu, dar nefesimle çıkan harfler, her kelimenin tüm harfleri donuk kalmıştı salınımları ile asılı duruyordu sanki senin bakışlarında...
Biliyor musun bahar geldi ya,
depreşti yine hüzün çıkmazları…
anılarda hiç yoktan yolculuk başladı,
yine…
Rüzgârlarla yarışıyor sanki düşüncelerim,
her çıkmaz sokağın sonunda,




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m