Öyle bir acı ki dağlar sinem'i
En adi volkanlar eritir gövdemi
Dile gelip de kalemin yazmak için reçetemi
İlle ki hastan mı olmam gerekir
Yar deyi deyi geçerim divane
Getirmek gerek gayrı, Bizansı dize getiren
Sultan Alparslanı at sırtında dört nala Malazgirtten.
Getirmek gerek gayrı, yedi düvelin haçlılarını
Dize getiren Selahattin Eyyubiyi Kudus ten,
seni serpeceğim
Ateşin üzerine su serper gibi
yanmasın derken
daha çok tüter gibi
seni vereceğim.
İşte gidiyorum, kırıklıklarım.
Sevinçlerim, kavgalarım, gülüşlerim.
Dönüpte, düşünmeden hayellerimden
Hayat vermek için yaşattıklarımdan
Gidiyorum işte,Nefessiz,
Kıymetin görmeden.
Ah deli gönül, dinletemedim ben sana
Sevgili girerde gece kana
Eğer kastın varsa bu cana
Al ızdırap çiçeğim onuda sen al
Büsbütün dalında sararırda güller
Gözlerinin biri yol gösterici kutup yıldızıdır
Benim gibi yüreği deniz olmuş, yönünü sana dönmüşlere.
Bir diğeri ilham membağı Süheyla yıldızıdır.
Yüreği buruk, kelimelerini dağ edip yıkılmamak için dağına dayanan hisli şairlere..
Bir kainat saklı; alfabesi yoktur okumasını bilene
Bak Ömer’e bir idi bin oldu
Saydın mı hiç Fethi’leri,
Tüm ocaklar Fethi’lerle doldu
Analar bin Eren’ler doğurdu
Gördüm şimdi gözüm yaşardı
Ömerleri, Fethileri, Erenleri
Yok yok yokluğuna susadım
Sen gittin dönüpte ardına bakmadan
Sensizlik, senden öteymiş anladım
Sorma neden ağlar şimdi gözyaşım
Şimdi ağlarda gözyaşım
Önceden kanatlarım vardı
gökyüzü benimdi…
Şimdi gözyaşlarım var
Bir de okyanuslarım..
Gülelim biz hep böyle
Söyleyelim bin yıllık türkümüzü
At üstünde ölüme meydan okuyan şiirlerimizi
Yelelerine tutunsun rafan atların
Dört nala giderken anlatsın ozanlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!