Anlattım…
Ama anlamadılar beni.
Anlamak da istemediler zaten.
Sözümü böldüler,
yarama kendi elleriyle merhem sürdüler;
Dedim ki:
Güzel olan,
sadece sensin.
Bunu bir ömür söylerim sana.
Sen usanırsın,
Artık
ne sen benim hikâyemsin,
ne ben senin beklediğin son.
Adını rüzgâra bıraktım.
Aşk nedir, bilmem.
Ama seni tanırım.
Sen beni tanıyor musun peki?
Ayna olmak varken
Benim aşkım öyle sıradan değil,
ayna değilim ben;
aynaların aynasıyım.
Sen bana oyun kurarsın,
ben oyunun ipini keserim.
Ayna nedir, bilir misin?
Çoğu insan için ayna, sureti gösteren bir camdan ibarettir. Saçını düzeltir, yüzündeki çizgilere bakar, kendinde beğenmediği bir yeri düzeltir ve yoluna devam eder. Oysa insan aynaya yalnızca yüzünü görmek için bakmaz. Bazen insanın aynaya bakması, kendi hakikatiyle karşılaşmasıdır. Asıl mesele de tam burada başlar. Çünkü insan yüzünü görmekten korkmaz; yüzünün ardında sakladığı kendisini görmekten korkar.
Gönül bir aynadır. Fakat her gönül aynı şekilde yansıtmaz. Paslanmış bir gönül, hakikati değil, kendi pasını gösterir. Nefsinin gölgesinde yaşayan insan, dünyayı olduğu gibi değil, kendisinde taşıdığı ölçü kadar görür. Kimi insan herkeste kötülük arar; çünkü kötülüğü önce kendi içinde büyütmüştür. Kimi herkese şüpheyle yaklaşır; çünkü güvenmeyi çoktan unutmuştur. Kimi de sevgiyi bile bir mücadeleye çevirir; çünkü sevgiyi teslimiyet değil, kaybetme korkusuyla öğrenmiştir.
Canım yanıyor;
derûni derinden...
Hem de hiç istemeden,
hiç hesapta yokken
âşık oldum sana.
Bilirim cemâlin gören, dîvâne olur dağa çıkar
Seni seven yetimler hep, ârif ü irfâna çıkar
Gâh gelirler uzaklardan, görmeğe seni cânân
Gâh yorulup yollarında, ten ü cânı nâçâr çıkar
Bizi böyle yakma ey aşk,
derûnî derûnî harâb ediyorsun bizi,
külümüzü savuruyor,
ruhumuzu dahi bizden çalıyorsun ey aşk.
Sensiz gecelerin yorgunluğu çökerken üzerimize,
Ey gönül Kâbe’min biricik gülü,
bahçemde öten minik serçem...
Hoş geldin sevdâlım,
ruh-i revânım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!