Gönül ağacı bu, nazlı bir fidandır başta,
Sevdalar yesertir, açar tomurcuklar aşka.
Kimi taptaze sürgün, kimi yalan gibi çürüktü,
Fırtınada dal kıran, zamansız yaprak dökenfi,
Es deli rüzgârım, es salla gönül ağacımı coşkuyla,
Varsın dökülsün ne varsa, yıkılsın ağaçım gerekirse köküyle...
Gönül bağın açma her gelen yele,
Sırrı ifşa etmek hiç düşer mi dile?
Aşk şarabı sunan o badeyi al eline,
Her kadehte bin bir divaneler var...
Bu âlem misali bir rüyadan ibaret,
Gönül bahçemde bir veda rüzgarı,
Savurdu her çiçeği, yaktı her anı.
Şimdi ben, kim bilir hangi uzak diyardayım,
Sen, her yüzde beni arayan bir yabancı.
Sözlerimde saklı kalan o son yemin,
Gönül bahçemizde açan tek gülsün,
Sabahın nurusun, şafağın izi.
Ne zaman baksam o eşsiz renge,
Unuturum birden kederi, sızı.
Ela gözlüm, ömrümün en tatlı dizesi.
Gönül heybesinde ağır bir sızı,
Dile gelse kelam, yetmiyor Nurgül.
Güneşin bağrında saklı bir buzun,
Ateşi sönüyor, bitmiyor Nurgül.
Gözlerin ufkuma çekilen mil mi?
Gönül dağlarımı duman bürüdü,
Yaş döktü gözlerim, sevdam savruldu.
Kimi zaman hüzün, kimi zaman aşk vurdu,
O gün bu gündür, hayatım çileyle doldu.
Ozan mustafa yanık bağlama çaldı,
Gönül defterime titrek bir el uzandı,
Sözlerim gecikti, harflerim yorgun.
Oysa içimde bir volkan yanardı,
Senin adınla uyandı bu derin vurgun...
"Geç kaldım," diyor, şimdi bu yarım kalan mısra,
Gönül fermanı dinlenir bir yerde,
Herkesin durağı, aradığı yerde.
Herkes mutlu olduğu yerde kalsın…
Benden gidenin payı, kalana kalsın.
Ben kapattım kapıyı, usul ve sessizce,
Gönül han değil, dergahtır,
Her gelene açılmaz kapısı.
Bir kez eşiğinden içeri adım attı mı,
Dönmek olmaz, haramdır vedası.
Gönül aşk, ateşiyle yanan bir ocak,
Sırlara açılan kutlu bir bucak...
Gönül heybem doldu sönmez bir ahla,
Gezdim gurbet eli kara sabahla.
Yorgun ruhum dertleşirken eyvahla,
Yollar bitmek bilmez, her adım cefa.
Q
Yaz baharım geçmeden hazan vurdu bağıma,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!