Sen kalbimi aldın gittin
Geriye bir tek ceset kaldı
Ateş,-i aşkla yaktın gittin
Yandım söndüm külüm kaldı...
Ne yapacağımı şasırdım
Gizem küplerini açıp bakarsın,
Kimi sevgi taşır, derya misali.
Kendi narına da yanıp yakarsın,
Kimi nefes tüketir, rüya misali.
Derinlik her kulun harcı değildir,
El ele tutuşup, hiç gezemedik senle yollarda,
Ne sevişebildik ne kavga edebildik, karanlık kuytu yerlerde
Acı bir kahve içipte, andımızın baş harfini aramadık fallar da,
Adın benim gizli sevdam olarak kalsın hep akıllar da...
Sevdanın en karası, adın gibi sevdan da gizli kalsın içimde,
Gök kubbe sarsıldı, yer yerinden oynadı o gün,
Etten kale ördü imanlı göğüs, her bir mühür.
Boğazın sularında boğuldu emperyalist düğüm,
Vatandır bu toprak, kutsaldır; geçilmez o gördüğüm.
Siperde can verenler, sanma ki ayrı düşer,
Göklerden silinsin yıldızın izi
Güneş doğacaksa sensiz doğmasın
Kör etsin bu sevda her iki gözü
Senden başkasını gönlüm görmesin
Yüreğim mühürlü, anahtar sende
Bizi hor gördüler, ayrı saydılar,
Alevi Sünni diye, cana kıydılar.
Sözde törelerle, hüküm yaydılar,
Vazgeçmedik bir an, sevdamızdan biz.
Zorla kopardılar, benden o yarı,
Göklerin sükûtu inerken yere,
Yağmurun yaprağa vuslatı gibi.
Toprak diz çökerken bu müjdelerle,
Güneşin bağrına hasreti gibi.
Damlalar yaprakta zikre dalarak,
Gök rahmeti kesip, gün görününce,
Yük olur ellere, yağmur dinince.
Şemsiye fırlatılır, iş bitince;
Menfaat dünyası, vefa pek ince.
Dost sanma her yüzü, yüzüne her geleni,
Gökteki Ay, bin yaranın yasıyla eğilir,
Yerdeki taş ki kanlıdır, hangi sessizliği bilir?
Kolunda paçavra değil, şanlı bir kefen şimdi,
Namlu izi bir mühürdür; bekler o asil vatan.
Sınır ki teldi, namustu; şimdi bir zillet kapısı,
Gökten süzülen ışık, toprağın bağrına düşer,
Bir avuç toz uyanır, kendi derdine düşer.
Dünya koca bir hanmış; gelen geçer, konan göçer,
İnsan bu dar kapıdan, sonsuzluk umup geçer.
Q
Dağlar sükut içinde, denizler derin bir ah,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!