Ağaca çıkarken kırdığın dallar,
İnerken tutunacak el aratır.
Gönül heybesinde gizli vedalar,
İnsanı kendine kul aratır.
Telaş etme hele, vakit daralmaz,
Ağır bir uykudasın, yatağın dar bir kıyı,
Soluğun bir fısıltı, kayıp bir gökyüzü yayı.
Kırmızı güllerin sükûtu, havada bir ağıt,
Sensiz geçen her salise, ruhuma kör bir kayıt.
Gönlümün kafesi yırtık, açılan bir geçit,
Yıllardır bir ağıt yakar gezerim,
Yedi telli sazım, küskün telinde.
Gurbet ocağında zehir süzerim,
Gurbete Giden Son Yolcu elinde.
Bir koca şehrin dertli evladıyım,
Bir çocuk ağlıyor
Bı haber dünyadan
Acıyor ağrıyor diyemiyor,
Biçare baba, yanıyor anne
Yanmış kül olmuş
Ciğerler olmuş harabe
Sen şehidim dedin ben boynumu büktünm
Yaktın yüregimi karalara bağlattın beni
Kendi yazdığın mısralara gözyaşı döktüm
Yaktın ciğerimi Atilla, ağlattın beni...
Benim dostlarım ya gazı ya şehit oldu
Yüzlerinde çeşit çeşit maskelerle gezdiler
Yavaş yavaş iğne ile kabrimizi kazdılar
O riyakar bu yalancı diye diye kalbimizi bozdular
Allah'tan korkmaz kuldan utanmaz olmuş insanlar...
Canın oluyor yanında, uzaklaşınca ayrı,
Seven sevdiğini ayarsız severek boğdu
Yarı ziynet bilmedi muz gibi soydu
İnançsız gönüller doymaz nefise kaydı
Söz kalu belada kaldı, unutuldu ahde vefa
Boyalı cilalı yüzler pırıl pırıl parlıyor
Ajandanda bir dipnottu varlığım,
Geniş vaktinde bitmedi darlığım.
Zerre yerim yokmuş sahte dünyanda,
Bir serapmış meğer o hayranlığım.
Tatil sabahları kapında köle,
Aklı bende olmayanın yorgunluğudur bu,
Gündüz varlığını görmezden gelen karanlık.
Gönül hanesinde tek başına duran bir kuyu,
Boşluğun sesi yankılanır, adı: Umursamazlık.
Ne başa taç etsen de fayda eder, ne şiir yazsan,
Aklım da bir fısıltı, ince ve sinsi ses,
Ruhumu kuşatan gölgeli bir nefes.
Tenime uzanan her mantıklı söze,
Bedenimde yangın, kor olur o güzel döşe.
Yine gelmiş, kaderi mühürleyen günah zamanı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!