Muharrem Akman Şiirleri - Şair Muharrem ...

Muharrem Akman

Bizde uykudan sonra şöyle yatakta gerinip
Termostatlı odalarda yastığı yorganı unutup
Sabahın keyfini çıkarmak istemez miyiz mesela
Buyrulmak istemez miyiz bol çeşitli kahvaltıya...

Bizde günde üç öğün yemek yeriz unuttunuz mu?

Devamını Oku
Muharrem Akman

Saraybosna 4

İki üç gündür Mostar köprüsü ne gitmek için araştırma yapan gurbunuzun gençleri en sonunda bize müjdeyi verdiler. Makul bir fiyata bizi Mostara götürüp getirecek araç ile anlamışlar. Mostar köprüsü hepimizin bildiği gibi, Bosna Hersek'in Mostar şehrini tam ortadan bölen Neretva Nehri'nin üzerindeki yaşlı bir yapıdır Mostar Köprüsü ...1566 yılında mimar Sinan'ın öğrencisi mimar Hayrettin tarafından yapılmış. Bosna Hersek iç savaşında yıkılmış tekrar Türk müteahhitleri tarafımızdan yapılmıştır. Köprünün iç savaş sırasında yıkıldığını öğrenince herkes gibi üzülmüştük, savaştan önce ismini çocukluk yıllarında duymuştuk, Balkan Türkleri radyolarımızdan bol bol dinlerdik özellikle Piriştina radyosunda çok güzel türküler yayımlanıyordu. Hareket saati geldiğinde 21 kişi otobüste hazırdık bir arkadaşımız bizimle gelmeyip pansiyonda kaldı, otobüs şehrin güney batı istikametine doğru ilerlerken yine bildik görüntüleri ile karşımıza çıkıyor, kendisini yabancı bir şehir gibi hissettirmiyordu, hatta bizim çoktan terk ettiğimiz bu yüzden orman olan tarlalarımız gibi buralardaki tarlalarda ormanlık alanların ortalarında kalmış ot ağaç basmamış açık yerleri ile, geçmişte tarla olduklarının son görüntülerini veriyorlardı. Yanlarındaki küçük küçük tarla beklemek için veya ürün koymaya yarayan sayvan dediğimiz ahşap barakakar, buraların eskiden bir tarla olduğunun ispatı idi. Şehri terketmek üzereyken önümüzdeki görünen bir sanayi bacasından çıkan dumanların şehrin yakınındaki tesisin, otobüs şoförümüzden ülkenin en büyük demir çelik fabrikası olduğunu öğrendik. Güzel bir yol güzergahında hiç bir şekilde zarar verilmemiş doğanın içinden seyahat ediyorduk, dere kenarlarından geçerken gördüğümüz yüksek gerilim elektrik trafolarıni besleyen kabloları için tüneller açılarak dağın içinden buraya taşındığını zannediyorum. Bir buçuk iki saat süren yolculuğumuzda kimi yerleşim yerlerinde cami, kimi yerleşim yerlerinde kilise gördük ve Hıristiyan mezarlarının parlayan siyah mermerleri tertemiz kabristanlar içinde olduğunu görüyorduk, belki müslüman mezarlıkların durumu da aynıdır ama hiç yakından görmek fırsatı olmadı. Mostar şehrine indiğimizde dümdüz bir cadde boyunca binaların kimisi restore edilmiş, kimisinin restorasyon çalışmaları devam ederken, cadde boyunca bankalar ve çeşitli market ve alışveriş merkezleri var. Okulun meydanında burada yaşamış ünlü kişilerin büstleri yerleştirilmiş içlerinden iki tanesi Türk kökenli, caddenin bir yerinde ülkemizi temsil eden TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZİN ATEŞLİĞİ tabiki insana güven hissi veriyor. Ana caddenin kenarından aşağıya doğru dar bir yoldan inmeye başlayınca, burasının da tarihi dokusunun korunduğunu hissediyorsunuz, bir iki tane yeni bina var ama diğer yerleri olduğu gibi kaldırımların taşları bile orjinal hali ile kendini belli ediyor, dar patikadan aşağı inerken sağa sola sıkıştığı kadar dükkanlar tarihi eşya satanlar yerel elbise yiyecek içecek satan yerler ve burada da Türkçe konuşan bir dondurmacıya daha rastladım, yine nereli olduğunu sordum aldığım cevap MEKODONYALI olduğunu öğrendim tabiki bu arkadaşa nasıl Türkçe konuşuyorsun denedim çünkü bizim gibi Türk'tüler. Mostar köprüsünü görmek için, biraz daha aşağıya inip, cami avlusunun üstünden geçen düz yolu geçmemiz gerekecekti, sağımızda solumuzda boş bulunan yerlerde çeşitli satıcıları ve daracık yolun köprüye doğru akın eden ziyaretçileri ile köprünün üst kısmını görmüş olduk. Altındaki nehir ile köprünün arasında bayağı yükseklik var yolun korkuluk niyetine yapılan duvarın üzerine çıkarak köprünün ilk resmini çekmiş olduk, köprü ırmağın üzerinden iki yakayı birbirine bağlayan Kemer köprü sistemime göre ecdadımızın yaptığı bu köprü yıkıldıktan sonra tekrar ülkemiz tarafından yenilenmiştir. Köprünün karşıya geçiş tarafının rampasına adımlarımı atarken insanın ruhu ister istemez geçmişte demir atıyor buraya neden geldik neden buraları bıraktık diye, evet bir çok cami çeşme köprü yapmışız ama Avrupa'nın sömürgeci devletleri gibi ne dilleri ne yeraltı servetleri ile işimiz olmamış, sadece kutsal dinimizi buralara getirmişiz. Köprünün en yüksek yerinden nehrin üzeri yaklaşık, 20 metre yükseklik Hırvatistan ve Bosna yi birbirine bağlamış, yüzyıllardır İslam mimarisi ata yadigarı olarak görev yapmış, 1993 yılında Hırvatlar tarafından yıkılınca ülkemiz tarafından yeniden inşa edilmiştir. Köprünün karşı yakasına geçip Hırvatistan tarafına ininince, köprünün kenarlarında yürüyüp köprüden sanki atlayacak gibi yüzünü nehrin kenarına çevirerek atlayacak gibi yapıp insanları heyecanlandırıp meraklandırıyordu. Aşağıda nehrin yanında durdugumz sürece atlayan olmadı daha fazla beklemeden başka yerleri gezmek için yukarı doğru yürümeye başladık. Köprünün Boşnak tarafındaki gitmediğimiz ara yol üzerinde gezerken, son sıralardaki dükkanlardan birisine kitabımı çat pat Türkçe bilen, hediyelik eşya satan dükkancıya hediye vermeyi isteyince çok memnun olan satıcı ile hatıra fotoğrafı çektirip oradan ayrıldım. Gelirken uğrayamadığımız caminin avlusunda oturup su içtik, kenarlarında oturabileceğimiz yerlerine dinlenip arkadaşları beklerken caminin tarihi hakkında bilgi edinmeye çalıştık, ben önceden abdestimi alıp içeri girmistim bu seferde arkadaşım içeri gitmeyi ecdadımızın ruhlarına dua edip namaz kılmayı teklif edene kadar yine kendimizi evimizde hissettik, taki abdestimizi alıp namaz kılmaya girmeye caminin kapısına yöneldiğimizde caminin görevlisi içeriye girmenin ücrete tabi olduğunu namazımızı arka bölümdeki açık alanda kılabileceğimizi söyledi , bunun üzerine biz Türk olduğumuzu dolayısıyla bu camiyi bizim dedelerimizin yaptığını söylesek de değişen bir şey olmadı. Bir garip duygular içinde arka bölümde namazımızı kılmak zorunda kaldık. Cami Osmanlı Mimarisinin 16 yy yapımı tamamen ahşaptan yapılmış bir cami bulunduğu alan düzlük avlusunda burada vefat edenlerin kabirleri var nur içinde yatsınlar . akşama doğru otobüsün bizi bekleyecek olduğu yere gidip otobüsümüz ile JARZLE'ye döndük.
Bu akşam burada son gecemizdi, yarın uçak kalkış saatinden iki saat önce falan Saraybosna ya gelip burayıda görmek istememiz üzerine, sağolsun başkan otobüs kalkış saatini ona göre ayarlayıp, bizede sabah erkenden kendimizi ayarlamanız gerektiğini söyledi, zaten hepimiz iki evde kalıyorduk bu gece kaldığımız evin bahçesinde geç vakte kadar muhabbet ettik yatma vakti gelince herkes yataklarına çekilip JARZLE' macerası sona ermişti. Sabah saatlerinde hepimiz valizlerimizi hazırlayıp, otobüsün gelmesini bekledik otobüs gelene kadar burada bize yardımcı olan JARZLE'li adam ile vedalaşıp üst tarafımızdaki evde kalan bayanları da alıp buruk bir şekilde bir haftadır güzel vakitler geçirdiğimiz, bir zamanlar aynı imparatorluğun bayrağı altında yaşadığımız yerlerden ayrılıyorduk.Bosna havalimanından geldiğimiz yoldan geri dönüş yaparken gelirken mola verdiğimiz yerde yine ihtiyaç molası verdik, su ve yiyecek bir şeyler alıp yolumuza devam ettik. Bosna Hersek'e yaklaşırken gelirkenki yol güzergahımiz değişmiş Bosna merkezine varana kadar geçtiğimiz şehir içinde ZİRAAT bankasının buradaki şubesini de görmüş olduk, SARAYBOSNA ya geldiğimizde araçtan indiğimiz yerde buluşmak üzere iki saat lik gezme müsaadesi başlamamış oluyordu.. İlk izlenimim modern bir şehir olmanın yanında sanki İstanbul'un tarihî bir caddesine gelmiş gibiydik, dar sokakları tabure uzerinde oturup muhabbet eden insanlar pideciler börekçiker, hediyelik eşya dükkanları dondurmacılar, kumaş dükkânları girdiğimiz mekanlar, satış yapacak kadar Türkçe biliyor bazıları hiç bilmiyordu, bir dükkanın önünde dondurma satan eski Osmanlı kıyafeti giymiş dondurmacının yanına gidip kitabımı hediye edeyim derken, burada çalışan genç kızın Krd Ereğlili dedesi madenci üniversiteli bir kızımız olduğunu öğrendim, hem gurupu kaybederim korkusuyla hem fazla meşgul etmiyeyim diye yanında fazla kalamadan kitabımı imzalayıp yanından ayrıldım. Osmanlı'dan kalma büyük bir tarihi camii öylece korunmuş ama herhangi bir tamirat ve bakım da görmemiş olduğu gibi duruyor herhalde zamanında yaşayan bir cemaati çıkıp gelse camideki tek değişikliğin eskimiş ve yaşlanmış hali dışında pek bir yabancılık çekmez, dondurmacının hemen karşısındaki yine Osmanlıdan kalma bir cami etrafı restarosyon çalışmaları için kapatılmış olmalı fazla bir bilgi sahibi olamadık, Saraybosna'ın modern yüzü ile tarihî dokusu ile görüp vakti geldiğinde otobüsümüze binip havaalanına doğru yola çıktık. Havaalanına giderken belki ilk ve son olarak yaşadığım yurt dışı macerası sona ermek üzereydi, havaalanına geldiğimizde 1990 1993 yıllarında etrafında ağır silahlar yerleştirilip hiç bir uçağın iniş kalkışına izin verilmeyen pisti zaman zaman bombalanan hiç bir yardım için dâhi olsa iniş izni verilmeyen Avrupa'nın göbeğindeki insanlık dramının en önde gelen şahitlerinden Saraybosna hava limanı gayet sakin bir şekilde karşımızda duruyordu. Havaalanına giriş işlemlerini bittikten sonra uçak piste yanaşmış merdivenleri yere indirmiş bekliyordu, bu sefer koltuğum cam kenarındaydı, korku ve heyecan yine vardı ama uçağımız kalkışa geçip bulutlar üzerinde dolaşırken pamuk yığını haline bulutları üstlerinden seyretmenin zevkini yaşamış oldum. Sebiha Gökçen havalimanında bizi evlerimize getirecek otobüs bekliyordu.

Devamını Oku
Muharrem Akman

Yer küre silkinir uzanır gökyüzüne,içinde sen
Basın göğe erişir sanırsın seçim arifesinde
Bin bir türlü vaadler sunarlar dört bir koldan
Ulaşılmaz dediğin hayaller sanki yani başında

Hal hatır sormalar gülümseyen yüzler

Devamını Oku
Muharrem Akman

Yanardı vücudumuz çalışırken ocaklarda
Ağzımız burnumuz boğazımıza kadar Dolardı kömür tozuyla
Ayağın başına bir hortum atmışlar
Yere düşmez dolaşır elden ele
Gideririz hararetimizi bir nebze
Şimdiki madenciler cennette

Devamını Oku
Muharrem Akman

SEN ALDIRMA

Ağzı burgulu çuvalla
Doldurup yılları anılarla
Atıldı bu gece sokağa
Düşünmeden haksızca

Devamını Oku
Muharrem Akman

Sen bizim....

Bir sancımız var bizim
Kulağımıza küpe,
Yüreğimize rütbe..
Ocak

Devamını Oku
Muharrem Akman

Sen bu dağlarda yaşamamışsın ki gülüm
Tarih yazmışsın kendi dalında bilmeden
Ekip biçerken mahsulünü tarlada. zamanında
Yada bir tomruk dağında, manda arkasında

Bir buzağının doğumuyla şenlenen yuvan

Devamını Oku
Muharrem Akman

Seni beni

Bitiremedik seni beni eli
Yeşertemedik İçimizde sevgiyi
Yiğitlik sandık hep didişmeyi
Kardeşce yaşamak güzel di

Devamını Oku
Muharrem Akman

SEN GİDERKEN

Sokaklara sor,giderken neler alıp getirdiğini
Üstün körü kapatılmış,pencere ardındaki sandalyeye
Virane dükkanlar bilir yokluğunu birde kaldırımlar
Çürütür birden çıplak geldik çıplak gidiyoruz lafını

Devamını Oku
Muharrem Akman

Ufak tefek üflesen yıkılacak denilen üzerinden aynı ceketi yaz kış çıkarmayan bir adamdı. Belki de ihtiyarlık çağına bile girmişti ama küçük cüssesi ile arkasından bakıldığında çocuk profili veriyor du. Çalıştığı hızar atölyesinde ne zamandır çalıştığını ne kendisi ne patronu biliyordu. Sağdan soldan ya bu adama nasıl ekmek veriyor bu patron diye laflar patronun kulağına gidince önce okkalı bir küfür edip sonra onlar gibi yüz adama değişmem Yusuf'u diyerek Yusuf'un hakkını teslim ettiğini duyuyorduk . Zaten atölyenin kenarına yatacak yerini de ev niyetine kullanıyor hem çalışıp hem gece bekçili yanı sıra etrafın temizliğini de üstlenmişti . Küçük çapta fabrika sayılabilecek iş yerinde bazen 15 bazan bazan 30 za kadar çıkabilen işçi sayısı Beş'e Altı'ya kadar düşebiliyordu. Orman işletmesinden gelen tomruklarmal sahibinin isteğine göre tahta kalas beşe on beşe beş veya üçe üç olarak kesiliyor civar illere en cok ta Ankara İstanbul a sevk ediliyordu
Köyümüzün ilk kamyon sahillerinden başta muhtar olmak üzere beş altı aile de bu görevi üstlenmişti. Sonraları bu kamyonlar köy ile kasaba arasında yolcu taşımacılığı yapmaya başladı. Yusuf çok sık olmasa da ayda yılda bir kere köyüne giderek ana babasıyla hasret giderir hem köy özlemini gidermiş olurdu. Kereste atölyesinden izini sadece köyüne gitmek için alırdı. Çoğu zaman 10/12 km yolu yürüyerek gidip gelen Yusuf kasabanın pazarı olan günlerde kamyonlara yolcu olarak binerdi.
Köyünde erkeklerin tamamına yakını bir ay maden ocaklarında çalışır bir ay köyde dinlenip tekrar maden ocaklarna çalışmaya giderlerdi. Gençliğine adım atarken her köylüsü gibi o da maden ocaklarında çalışma hayali kurarken, bir yandan da akranları ile beden olarak aynı gelişmeyi göstermeyince, kendi kendine üzülüyor ama kimseye de derdini açmıyordu taki askerlik çağına girince askere alınmayıp askerlik yapmaya uygun değildir raporu alana kadar... Artık madencilik hayali yok olmuş köyde ailesi ne iş gösterirse onunla meşgul oluyordu. Zaten maden ocaklarında büyüklerinden duyduğu anlattıkları o kadar iç açıcı şeyler değildi... Bir keresinde babasından Gruzu patladığını 32 işçinin ocakta yanarak can verdiğini duymuş o günden sonra ne zaman maden ocakları ile ilgili konuşma olsa korkudan oradan hemen uzaklaşırdı... Tomruk arabalarının yolcu taşıma sırası gelen kamyon kasasında yerini aldığında anası için aldığı bir iki parça Öteberiyi yanından bırakmadığı çuvaldan yapma torbasını kasa ile ayakları arasına sıkıştırdı. Köyden pazara gelenlerin tamamı kamyona binince şoför kamyon kasasına çıkıp yolcu ücretlerini toplarken sıra Yusuf'a geldiğinde ondan aldığı tam yolculuk4 parasının üzerini vermedi, bu 3. ncü olarak başına geliyordu, ne sesini çıkarabildi, ne parasını isteyebildi. Parasının üstünü geri alabilmek için kendi kendine tam yolcu parası verdi köyün so kadar gidecek sonra altı yedi km geriye gelecek öyle de yaptı.. son mahallede kamyondan inen Yusuf kimsenin kendisine soru sormasına fırsat vermeden eline torbasını alıp bildiği dağ yolundan kestirme olarak köyüne doğru yürümeye başladı..

Devamını Oku