Maden Ocakta olan ocakta kalır
Ocakta yaşanan ocakta kalır denilip
Susturulmuşum
Gördüğün yanlışları dile getirmeye
HERKESE GÜZEL HAFTALAR DİLERİM
Öder borcunu
Yazılmaz deftere kitaba çünkü yoktur karşılığı
Doğarken biçilmiş ceza her şey mustehak diye
Ömer uşak (Hacızari)
Vardiya bitti,hava karardı,kahveler boşaldı
Herkes geldi bir eksikti o dönemedi evine
Kara tahta beyaz önlük tebeşir yaka
Köy sehir kasaba mezra kurt kuş sesleri
Evinden yurdundan çok uzaklarda
Bir eğitim neferi aydınlık nöbetcisi
Uçuşurken önünde küçücük melekler
Sabahın erken saatlerinde yürüyüşün başlayacağı noktaya ulaşmak için evden çıkmaya hazırlanırken yağan yağmur yürüyüş cesaretimi kırmıştı. Sabahın mahmurmluğunu üzerinde atmamışımlığın da etkisiyle bu sabah yürüyüşe gitmemeye karar vermiştim. Yürüyüş gurubumuzun liderlerinden birisine kararımı bildirmek için telefon ettiğimde biraz memnunsuzkuk biraz kızgınlık sesi hissettiğim bir ses tonu ile olur gelmeyebilirsin, cevabını aldım.
Telefonu kapattiğımda, bu gibi durumlar için kararınızı en az iki gün önceden haber veriniz, çünkü sizin yerinize gelecek kişileri bu geziye katılmasına engel oluyorsunuz uyarıları kulağımı çınlattı. Kararımı değiştirip akşamdan yapmış olduğum hazırlıklar sayesinde evden çıkmam uzun sürmedi. Sırt çantamda bir öğünlük yemeğim, 1 litre su kabım, 0,50 litrelik termusumda çay ve yağmurluk ile yirmi beş dakikada yaya olarak toplanma yerindeydim. Yürüyüş için bizi bekleyen minibüste koltuğuma oturdum. Yürüyüş sorumlusu arkadaş son kontrolleri yaparken belki de beni var diye konuyu açmıştı, arkadaşlar yürüyüş sabahı yürüyüşe katılacak arkadaşlar telefon ediyor eee yağmur yağdığı için yürüyüşe gelemiyecem hastayım yorgunum, misafirim var v.s gibi sebebler ile yürüyüşe katılmayacaklarını bildiriyorlar. Daha önce söylediğim gibi yürüyüşü iptal ettiğinizi en az iki gün önceden bildirin dedikten sonra araç hareket etti.
Yürüyüş güzergahı köyümüzün yakınından başlayacak köyün içerisine girmeden rota devam edecekti. Köylü çocuğu olduğum halde yeni katıldığım bu yürüyüşler ile doğanın güzelliğini ve gezilmesi gerektiğini bu yürüyüşler ile fark etmiştim. Araç yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuk için hareket etmişti. Yol güzergahında bir kaç tane daha yürüyüş arkadaşımızı ve bu yürüyüşte bize rehberlik yapacak eskiden çobanlık yapmış bir arkadaşı alarak alarak köyümüzün yakınındaki yaya olarak yürüyüşe başlayacağımız noktaya varmıştık. Yürüyüş hedefimiz olan yerlere çocukluğumda bir kaç kez gitmiştim ama, zamanın büyüklerimizin hayvan aramak için dağ yolundan komşu köylere gitmek herkesin aşağı yukarı bildiği yollardan.
Biz yürüyüşe başlar başlamaz orman içine girmiş sık ağaçlar orman gülleri v.s kısa uzun çeşit ve görselin bol olduğu yerler. Bu yürüyüşlere ortalama 30 50 kişi katılır yürüyüşün eski müdavimleri hariç kimse birbirini tanımaz yürüyüş kurallarına elimizden geldiğince uyarak yolumuza devam ederiz. Önde bir görevli yürüyüş gurubunun ortasında bir görevli birde artçı dediğimiz en arkadan gelen bir görevli vardır. Yaş sınırlaması olmadığından onlu yaşlardan seksenli yaşlarda çeşitli meslekler ve yaş gurupları ile yürünür.
Yürüyüşe başladığımız zaman içerisinde rotamızın içindeki benim küçükken bildiğim yerlere tahminen varmamız lazım. Yokuşu çıktığımızda sağa sola bakıyorum tanıdık yerlere hala gelemedik. Herkes bir öndeki arkadaşını takip ederek yürüyor. Yolumuz birden aşağı yöne doğru hatırı sayılır bir dik bir konum ile inişe gecti. Biraz merak, biraz gırgır şamata biraz resim çekme ile geçen süre içinde nerede olduğumuzu bazan merak bile etmiyoruz. Çünkü bu rota daha önceden bir kez yürünüp guruplar öyle bu rotadan yürütülüyor. Kaybolmak gibi bir korkumuz yok.Tabi bu arada düşen kalkan ayağını elini bir yerlere çarpan yürüyen yürüyemeyen ağrısı sızısı başlayanlar, dereden tepeden geç derken ben ağaçlar arasından ekilmemiş bir arazi gördüm. Burası varılması planlanan yere benzemiyor, ama yabancı da değil, biraz daha dikkatli baktığımda evimizin hemen yanıbaşında öte yüz dediğimiz tarladayız. Evimizin yukarısındaki şimdilerde orman olmuş tarlaların sınırları içindeyiz biraz daha yukarılara gittiğimizde bizim açma dediğimiz kendi tarlamıza geldik. Dedemin veya babamın veya amcalarımın tarlaları yaban domuzlarından korumak için zamanında küçük bir agacaı kazık görevi görmek için gövdesine çaktıkları dikenli teller koskocaman bir ağacın ortasında kalmış, Geçen zamanı insanın yüzüne vuruyor bunca zamandır neredesiniz diye. Tabi insan ister istemez geçmişine gidiyor, Kara saban ardındaki günlerini, mısır tarlasını yaban domuzlardan korumak için geceleri tarlada yattığı günleri, tarlanın sınırına akşamdan bağlanıp sabah serbest bırakılan bekçi köpeklerini, en çokta çocukluk günlerini. Suyu ve düzlüğü olan bir yerde mola verip öğle yemeğimize başlamadan önce gurup sorumlusu arkadaşlar, kesinlikle burada çöp bırakmayın ateş yakmayın gibi uyarılarının yanında tuvalet ihtiyacı için erkekler sağ tarafa bayanlar sol tarafta çiçek toplayabilir diyerek beleş WC lerimizin yerini de öğrenmiş olduk.
Herkes yemeğini yedikten sonra yolumuza devam ettik. Uzaktan bir köyün tarlalarını gördük. Bizim köy dahil bu bölge maden ocaklarında çalışan işçilerin yoğun olduğu bölge. Her köyde köy halkının yüzde yetmiş seksen oranında taş kömürü ocaklarında maden işçisi yada emeklisidir. Üç dört nesildir madencilik ile uğraşırlar. 1870 li yıllarda Osmanlı imparatorluğu döneminde 1.nci mükellefiyet kanunları ile 1940 li yıllarda cumhuriyet döneminde. Civar köylerden muhtar kayıtlarından tespit edilip ile zorla maden ocaklarında çalıştırılmışlardır. Bir ay iki ay köylerine dönemediği olmuş. Askerliklerini isteyen acemi birliği sonrasında maden ocaklarında çalışarak hem vatani görevlerini yapmış oluyor hem çalışarak ailelerine destek olmuşlardır. Bu ağır yükün sancıları kuşaktan kuşağa gelmiştir.
OCAKBAŞI
Köyde en fazla civciv tavuk amcamın olurdu, yaz kış fark etmez her boyda civcive tavuğa horoza kadar kümesten eksik olmazlardı. Niyazi amcam da köyün hemen hemen tamamına yakını gibi madenciydi. Köyümüz orman köylüsü olduğu için maden ocaklarında domuzdamı ustasıydılar. Ancak sakatlık hastalık yaşlılık gibi durumlarda yer altında hafif işlere verirlerdi. Amcam da bu yüzden sanırım kapıcı mesleğinde çalışıyordu. Maden ocaklarında kapıcının görevi hava akımı olan Ana yollarda hava spilikasyonunu önlemek için devamlı kapalı durması gereken kapıyı kapalı tutmaktı. Oradan geçmesi gereken başta tonluk arabalar olmak üzere diğer maden makinalarının gelişinde gidişinde kapıyı açıp kapatmaktı..Herhalde maden ocağında da yorulmuyordu ama yinede bir ay çalışıp bir ay köyde kaldıkları için köyde kaldığı boş gurubunda yaz kış ocak başında oturur çok gerekmedikçe sokağa dahi çıkmazdı. Hanımı zekiye yengem becerikli bir kadın olduğu için amcama pek yapacak iş bırakmazdı. Amcam en fazla eskiyen kazma balta saplarını yeniden yapar takardı başka bir iş yaparken hatırlamıyorum.
Bir evin yarısı onların yarısı bizimdi dışar dediğimiz bu günkü salonun ortasında herhangi bir bölünme yoktu, birbirimize gelip gidebiliyorduk.
İki katlı olan köy evlerimizin altı hayvanlar için sayat ve damdan oluşuyor herkesin damı sayadı ayrıydı ortasından bölüktü. Hayvanlarımız bir birine karışmıyordu. Günün birinde kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum, amcam iki evin ortasında küfe, sepet örnek için ara yer dediğimiz yerde eskimiş olan balta ve kazmalara sap takıyordu. Ben yanındayım kendine lazım olacak malzeme varsa benden istiyor ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Kazavu rende balta törpü cam kırıkları falan babamla Ortak kullanılan sandık ta olanı sandıktan, olmayanı bulup getiriyorum. Amcam bir ara elinde kazavu varken sigara yaktı, o güne kadar hiç sigara içmemiştim. Babam kendimi bildim bileli sigara içmiyordu abilerimin birisi sigara içiyor ama ben görmemiştim benden 6 7 yaş büyük delikanlıliga geçiş dönemindeydi amcamın oğlu ve diğer akranları sekiz on kişi vardılar hepside giyimine kuşamına dikkat eder saçlarını uzatıp pirgantil yağı sürer saçlar parlak olurdu. Hepsi de on kıza aşık olur fakat birisinin haberi olmazdı. Abim gizli gizli sigara içtiği için eve sigara getirmiyor yada bir yerlerde saklıyor olmalıydı. Yani bizim evde sigara yoktu. Amcam sigarayı Yakınca aklıma nereden esti ise, belki herkesin içtiği sigara nasıl içilir merak ettiğimdendir. Önceden düşünmediğim halde amcamın Yeni yakmış olduğu sigarayı kapıp arkama bakmadan sokağa kadar kaçtım. O sigarayı tam olarak içtim mi attım mı bilmiyorum, fakat ilk fırt çektiğimde öksürük tuttuğunu genizim ve gözlerimin yandığını unutmadım. Sonraki günlerde amcamın beni azarlamasını bekledim üç beş gün yanına yaklaşmadım daha doğrusu onu görmedim. Zaten kendisi de meydana çıkmadığından boş gurbu bitene kadar birbirimizi görmedik
Maden ocaklarında o kadar zor şartlarda çalışıp o kadar göçük tehlikesi yaşayan, gruzu faciaları dan kıl payı kurtulan amcamın köydeki bu hali herkesi üzüyordu. Son zamanlarda çift sürmeye bile gitmez olmuştu, amcamın hanımı üç kızı ile herşeyin üstesinden gelen güçlü kuvvetli sağlam iradeli bir kadındı. Amcan maden ocaklarından emekli olduktan sonra emekli ikramiyesini alamadan 50 yaşını bitiremeden vefat etti. Hastalığının ne olduğunu bilemedik. Yıllar sonra diğer amcam biz ölen amcamın çocukları hep birlikte köyün biraz dışarısında bir havuz başında bir keçi kesip piknik yapmış güzel vakit geçirmiştik, akşamına Zekiye ablayı midesine gelen ağrı yüzünden köyün tek araci pikap ile apar topar hastaneye kaldırdık. Hastanede safra kesesinden amaliyat oldu, iyileşme süresi geldiği halde bir türlü iyileşenedi. Vefat ettiğinde o da 65 yaşında falandı bir aile köyümüzün yolundan sonsuzluğa uğurlandı
Öyle işte
Biraz gül biraz bahçe
Tiyatro şiir sinema
Gecenin karanlığı
Kırlar bayırlar
Öyle kaldı
Kucak açmıştık
Geçmişin boşluğuna
Satırlar hep boştu
Bu yüzden
Can cana yaşıyorsanız bir dünyada
Adem ile Havva dan çoğalma
Neler değişti zamanla
Kardeşi kardeşe çevirdik düşmana
Ayırmışlar uzaklığa yakınlığa boyaya
Oruç tut
Öğleden sonraya kalan hastane muayene tahlil ve doktorla randevum için beklemek zorunda İdim. Hastane çevresinden uzaklaşmadan sağa sola biraz gezindikten sonra, kaybolurum korkusuyla hastanenin halka açık yazlık kantin bölümünde biraz vakit geçirdim. Vakit biraz ilerlemiş mesai saatine az kalmıştı. Ben hem bir şeyler yemek için hem de hastaneye biraz daha yakın olmak için hastanenin yan duvarlarına bitişik masalardan birine oturdum. Masa en az sekiz on kişi alacak kadar büyüktü, tost ekmeği ve çayı alıp ücretini ödeyip öğle yemeğimi savuşturmuş oldum. Ben karnımı doyurur doyurmaz garson tost ekmek için aldığım tepsiyi alıp masayı temizledi. Çok vakit geçmeden 12.13 yaşlarında bir çocuk ile birlikte babası masanın öbür ucuna selam verip oturdular. Ben babanın selamını alıp afiyet olsun dedikten sonra gırgır şamata olsun diye çocuğa dedim ki e şimdi Benimde karnım acıktı ne olacak dedim? Çocuk kalkıp kantinden ne istersen alacaksın dedi ben cevaben ya param yoksa? dedim. O zaman evine gideceksin dedi. Tamam da evim uzakta dolmuş param Yok yürüyerek gidemem dedim.. bana o müthiş önerisini söyledi BU GÜN ORUÇ TUT bu konuşma arasında baba yerinden kalkıp bana yemek almaya davranıeken hem konuşturuyordu abi kusura bakma diye kabul etmedim
Muharrem Akman




-
Metin Solak
-
Metin Solak
Tüm YorumlarEvet insana keşke seneler önceki durum hiç değişmeseydi olmasaydı şu teknoloji meknoloji dedirtecek dizeler tebrikler efendim
Allah böyle acılar göstermesin birdaha. Dmuyarlı yüreğinize sağlık