Muharrem Akman Şiirleri - Şair Muharrem ...

Muharrem Akman

Yer küre silkinir uzanır gökyüzüne,içinde sen
Basın göğe erişir sanırsın seçim arifesinde
Bin bir türlü vaadler sunarlar dört bir koldan
Ulaşılmaz dediğin hayaller sanki yani başında

Hal hatır sormalar gülümseyen yüzler

Devamını Oku
Muharrem Akman

Yanardı vücudumuz çalışırken ocaklarda
Ağzımız burnumuz boğazımıza kadar Dolardı kömür tozuyla
Ayağın başına bir hortum atmışlar
Yere düşmez dolaşır elden ele
Gideririz hararetimizi bir nebze
Şimdiki madenciler cennette

Devamını Oku
Muharrem Akman

SEN ALDIRMA

Ağzı burgulu çuvalla
Doldurup yılları anılarla
Atıldı bu gece sokağa
Düşünmeden haksızca

Devamını Oku
Muharrem Akman

Sen bizim....

Bir sancımız var bizim
Kulağımıza küpe,
Yüreğimize rütbe..
Ocak

Devamını Oku
Muharrem Akman

Sen bu dağlarda yaşamamışsın ki gülüm
Tarih yazmışsın kendi dalında bilmeden
Ekip biçerken mahsulünü tarlada. zamanında
Yada bir tomruk dağında, manda arkasında

Bir buzağının doğumuyla şenlenen yuvan

Devamını Oku
Muharrem Akman

Seni beni

Bitiremedik seni beni eli
Yeşertemedik İçimizde sevgiyi
Yiğitlik sandık hep didişmeyi
Kardeşce yaşamak güzel di

Devamını Oku
Muharrem Akman

SEN GİDERKEN

Sokaklara sor,giderken neler alıp getirdiğini
Üstün körü kapatılmış,pencere ardındaki sandalyeye
Virane dükkanlar bilir yokluğunu birde kaldırımlar
Çürütür birden çıplak geldik çıplak gidiyoruz lafını

Devamını Oku
Muharrem Akman

Ufak tefek üflesen yıkılacak denilen üzerinden aynı ceketi yaz kış çıkarmayan bir adamdı. Belki de ihtiyarlık çağına bile girmişti ama küçük cüssesi ile arkasından bakıldığında çocuk profili veriyor du. Çalıştığı hızar atölyesinde ne zamandır çalıştığını ne kendisi ne patronu biliyordu. Sağdan soldan ya bu adama nasıl ekmek veriyor bu patron diye laflar patronun kulağına gidince önce okkalı bir küfür edip sonra onlar gibi yüz adama değişmem Yusuf'u diyerek Yusuf'un hakkını teslim ettiğini duyuyorduk . Zaten atölyenin kenarına yatacak yerini de ev niyetine kullanıyor hem çalışıp hem gece bekçili yanı sıra etrafın temizliğini de üstlenmişti . Küçük çapta fabrika sayılabilecek iş yerinde bazen 15 bazan bazan 30 za kadar çıkabilen işçi sayısı Beş'e Altı'ya kadar düşebiliyordu. Orman işletmesinden gelen tomruklarmal sahibinin isteğine göre tahta kalas beşe on beşe beş veya üçe üç olarak kesiliyor civar illere en cok ta Ankara İstanbul a sevk ediliyordu
Köyümüzün ilk kamyon sahillerinden başta muhtar olmak üzere beş altı aile de bu görevi üstlenmişti. Sonraları bu kamyonlar köy ile kasaba arasında yolcu taşımacılığı yapmaya başladı. Yusuf çok sık olmasa da ayda yılda bir kere köyüne giderek ana babasıyla hasret giderir hem köy özlemini gidermiş olurdu. Kereste atölyesinden izini sadece köyüne gitmek için alırdı. Çoğu zaman 10/12 km yolu yürüyerek gidip gelen Yusuf kasabanın pazarı olan günlerde kamyonlara yolcu olarak binerdi.
Köyünde erkeklerin tamamına yakını bir ay maden ocaklarında çalışır bir ay köyde dinlenip tekrar maden ocaklarna çalışmaya giderlerdi. Gençliğine adım atarken her köylüsü gibi o da maden ocaklarında çalışma hayali kurarken, bir yandan da akranları ile beden olarak aynı gelişmeyi göstermeyince, kendi kendine üzülüyor ama kimseye de derdini açmıyordu taki askerlik çağına girince askere alınmayıp askerlik yapmaya uygun değildir raporu alana kadar... Artık madencilik hayali yok olmuş köyde ailesi ne iş gösterirse onunla meşgul oluyordu. Zaten maden ocaklarında büyüklerinden duyduğu anlattıkları o kadar iç açıcı şeyler değildi... Bir keresinde babasından Gruzu patladığını 32 işçinin ocakta yanarak can verdiğini duymuş o günden sonra ne zaman maden ocakları ile ilgili konuşma olsa korkudan oradan hemen uzaklaşırdı... Tomruk arabalarının yolcu taşıma sırası gelen kamyon kasasında yerini aldığında anası için aldığı bir iki parça Öteberiyi yanından bırakmadığı çuvaldan yapma torbasını kasa ile ayakları arasına sıkıştırdı. Köyden pazara gelenlerin tamamı kamyona binince şoför kamyon kasasına çıkıp yolcu ücretlerini toplarken sıra Yusuf'a geldiğinde ondan aldığı tam yolculuk4 parasının üzerini vermedi, bu 3. ncü olarak başına geliyordu, ne sesini çıkarabildi, ne parasını isteyebildi. Parasının üstünü geri alabilmek için kendi kendine tam yolcu parası verdi köyün so kadar gidecek sonra altı yedi km geriye gelecek öyle de yaptı.. son mahallede kamyondan inen Yusuf kimsenin kendisine soru sormasına fırsat vermeden eline torbasını alıp bildiği dağ yolundan kestirme olarak köyüne doğru yürümeye başladı..

Devamını Oku
Muharrem Akman

Can cana yaşıyorsanız bir dünyada
Adem ile Havva dan çoğalma
Neler değişti zamanla
Kardeşi kardeşe çevirdik düşmana

Ayırmışlar uzaklığa yakınlığa boyaya

Devamını Oku
Muharrem Akman

Oruç tut

Öğleden sonraya kalan hastane muayene tahlil ve doktorla randevum için beklemek zorunda İdim. Hastane çevresinden uzaklaşmadan sağa sola biraz gezindikten sonra, kaybolurum korkusuyla hastanenin halka açık yazlık kantin bölümünde biraz vakit geçirdim. Vakit biraz ilerlemiş mesai saatine az kalmıştı. Ben hem bir şeyler yemek için hem de hastaneye biraz daha yakın olmak için hastanenin yan duvarlarına bitişik masalardan birine oturdum. Masa en az sekiz on kişi alacak kadar büyüktü, tost ekmeği ve çayı alıp ücretini ödeyip öğle yemeğimi savuşturmuş oldum. Ben karnımı doyurur doyurmaz garson tost ekmek için aldığım tepsiyi alıp masayı temizledi. Çok vakit geçmeden 12.13 yaşlarında bir çocuk ile birlikte babası masanın öbür ucuna selam verip oturdular. Ben babanın selamını alıp afiyet olsun dedikten sonra gırgır şamata olsun diye çocuğa dedim ki e şimdi Benimde karnım acıktı ne olacak dedim? Çocuk kalkıp kantinden ne istersen alacaksın dedi ben cevaben ya param yoksa? dedim. O zaman evine gideceksin dedi. Tamam da evim uzakta dolmuş param Yok yürüyerek gidemem dedim.. bana o müthiş önerisini söyledi BU GÜN ORUÇ TUT bu konuşma arasında baba yerinden kalkıp bana yemek almaya davranıeken hem konuşturuyordu abi kusura bakma diye kabul etmedim

Muharrem Akman

Devamını Oku