Muharrem Akman Şiirleri - Şair Muharrem ...

Muharrem Akman

Olmasa

Şaka gibi zamanlarda şaka gibi olaylara
Gizli saklı değil gözümüzün içine baka baka
Mucize gibi şaşırıyoruz nasıl yaşadığımıza
Yetmiyor artık umutlar, bakamıyor yarınlara

Devamını Oku
Muharrem Akman

Sabahın erken saatlerinde yürüyüşün başlayacağı noktaya ulaşmak için evden çıkmaya hazırlanırken yağan yağmur yürüyüş cesaretimi kırmıştı. Sabahın mahmurmluğunu üzerinde atmamışımlığın da etkisiyle bu sabah yürüyüşe gitmemeye karar vermiştim. Yürüyüş gurubumuzun liderlerinden birisine kararımı bildirmek için telefon ettiğimde biraz memnunsuzkuk biraz kızgınlık sesi hissettiğim bir ses tonu ile olur gelmeyebilirsin, cevabını aldım.
Telefonu kapattiğımda, bu gibi durumlar için kararınızı en az iki gün önceden haber veriniz, çünkü sizin yerinize gelecek kişileri bu geziye katılmasına engel oluyorsunuz uyarıları kulağımı çınlattı. Kararımı değiştirip akşamdan yapmış olduğum hazırlıklar sayesinde evden çıkmam uzun sürmedi. Sırt çantamda bir öğünlük yemeğim, 1 litre su kabım, 0,50 litrelik termusumda çay ve yağmurluk ile yirmi beş dakikada yaya olarak toplanma yerindeydim. Yürüyüş için bizi bekleyen minibüste koltuğuma oturdum. Yürüyüş sorumlusu arkadaş son kontrolleri yaparken belki de beni var diye konuyu açmıştı, arkadaşlar yürüyüş sabahı yürüyüşe katılacak arkadaşlar telefon ediyor eee yağmur yağdığı için yürüyüşe gelemiyecem hastayım yorgunum, misafirim var v.s gibi sebebler ile yürüyüşe katılmayacaklarını bildiriyorlar. Daha önce söylediğim gibi yürüyüşü iptal ettiğinizi en az iki gün önceden bildirin dedikten sonra araç hareket etti.
Yürüyüş güzergahı köyümüzün yakınından başlayacak köyün içerisine girmeden rota devam edecekti. Köylü çocuğu olduğum halde yeni katıldığım bu yürüyüşler ile doğanın güzelliğini ve gezilmesi gerektiğini bu yürüyüşler ile fark etmiştim. Araç yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuk için hareket etmişti. Yol güzergahında bir kaç tane daha yürüyüş arkadaşımızı ve bu yürüyüşte bize rehberlik yapacak eskiden çobanlık yapmış bir arkadaşı alarak alarak köyümüzün yakınındaki yaya olarak yürüyüşe başlayacağımız noktaya varmıştık. Yürüyüş hedefimiz olan yerlere çocukluğumda bir kaç kez gitmiştim ama, zamanın büyüklerimizin hayvan aramak için dağ yolundan komşu köylere gitmek herkesin aşağı yukarı bildiği yollardan.
Biz yürüyüşe başlar başlamaz orman içine girmiş sık ağaçlar orman gülleri v.s kısa uzun çeşit ve görselin bol olduğu yerler. Bu yürüyüşlere ortalama 30 50 kişi katılır yürüyüşün eski müdavimleri hariç kimse birbirini tanımaz yürüyüş kurallarına elimizden geldiğince uyarak yolumuza devam ederiz. Önde bir görevli yürüyüş gurubunun ortasında bir görevli birde artçı dediğimiz en arkadan gelen bir görevli vardır. Yaş sınırlaması olmadığından onlu yaşlardan seksenli yaşlarda çeşitli meslekler ve yaş gurupları ile yürünür.
Yürüyüşe başladığımız zaman içerisinde rotamızın içindeki benim küçükken bildiğim yerlere tahminen varmamız lazım. Yokuşu çıktığımızda sağa sola bakıyorum tanıdık yerlere hala gelemedik. Herkes bir öndeki arkadaşını takip ederek yürüyor. Yolumuz birden aşağı yöne doğru hatırı sayılır bir dik bir konum ile inişe gecti. Biraz merak, biraz gırgır şamata biraz resim çekme ile geçen süre içinde nerede olduğumuzu bazan merak bile etmiyoruz. Çünkü bu rota daha önceden bir kez yürünüp guruplar öyle bu rotadan yürütülüyor. Kaybolmak gibi bir korkumuz yok.Tabi bu arada düşen kalkan ayağını elini bir yerlere çarpan yürüyen yürüyemeyen ağrısı sızısı başlayanlar, dereden tepeden geç derken ben ağaçlar arasından ekilmemiş bir arazi gördüm. Burası varılması planlanan yere benzemiyor, ama yabancı da değil, biraz daha dikkatli baktığımda evimizin hemen yanıbaşında öte yüz dediğimiz tarladayız. Evimizin yukarısındaki şimdilerde orman olmuş tarlaların sınırları içindeyiz biraz daha yukarılara gittiğimizde bizim açma dediğimiz kendi tarlamıza geldik. Dedemin veya babamın veya amcalarımın tarlaları yaban domuzlarından korumak için zamanında küçük bir agacaı kazık görevi görmek için gövdesine çaktıkları dikenli teller koskocaman bir ağacın ortasında kalmış, Geçen zamanı insanın yüzüne vuruyor bunca zamandır neredesiniz diye. Tabi insan ister istemez geçmişine gidiyor, Kara saban ardındaki günlerini, mısır tarlasını yaban domuzlardan korumak için geceleri tarlada yattığı günleri, tarlanın sınırına akşamdan bağlanıp sabah serbest bırakılan bekçi köpeklerini, en çokta çocukluk günlerini. Suyu ve düzlüğü olan bir yerde mola verip öğle yemeğimize başlamadan önce gurup sorumlusu arkadaşlar, kesinlikle burada çöp bırakmayın ateş yakmayın gibi uyarılarının yanında tuvalet ihtiyacı için erkekler sağ tarafa bayanlar sol tarafta çiçek toplayabilir diyerek beleş WC lerimizin yerini de öğrenmiş olduk.
Herkes yemeğini yedikten sonra yolumuza devam ettik. Uzaktan bir köyün tarlalarını gördük. Bizim köy dahil bu bölge maden ocaklarında çalışan işçilerin yoğun olduğu bölge. Her köyde köy halkının yüzde yetmiş seksen oranında taş kömürü ocaklarında maden işçisi yada emeklisidir. Üç dört nesildir madencilik ile uğraşırlar. 1870 li yıllarda Osmanlı imparatorluğu döneminde 1.nci mükellefiyet kanunları ile 1940 li yıllarda cumhuriyet döneminde. Civar köylerden muhtar kayıtlarından tespit edilip ile zorla maden ocaklarında çalıştırılmışlardır. Bir ay iki ay köylerine dönemediği olmuş. Askerliklerini isteyen acemi birliği sonrasında maden ocaklarında çalışarak hem vatani görevlerini yapmış oluyor hem çalışarak ailelerine destek olmuşlardır. Bu ağır yükün sancıları kuşaktan kuşağa gelmiştir.

Devamını Oku
Muharrem Akman

OCAKBAŞI

Köyde en fazla civciv tavuk amcamın olurdu, yaz kış fark etmez her boyda civcive tavuğa horoza kadar kümesten eksik olmazlardı. Niyazi amcam da köyün hemen hemen tamamına yakını gibi madenciydi. Köyümüz orman köylüsü olduğu için maden ocaklarında domuzdamı ustasıydılar. Ancak sakatlık hastalık yaşlılık gibi durumlarda yer altında hafif işlere verirlerdi. Amcam da bu yüzden sanırım kapıcı mesleğinde çalışıyordu. Maden ocaklarında kapıcının görevi hava akımı olan Ana yollarda hava spilikasyonunu önlemek için devamlı kapalı durması gereken kapıyı kapalı tutmaktı. Oradan geçmesi gereken başta tonluk arabalar olmak üzere diğer maden makinalarının gelişinde gidişinde kapıyı açıp kapatmaktı..Herhalde maden ocağında da yorulmuyordu ama yinede bir ay çalışıp bir ay köyde kaldıkları için köyde kaldığı boş gurubunda yaz kış ocak başında oturur çok gerekmedikçe sokağa dahi çıkmazdı. Hanımı zekiye yengem becerikli bir kadın olduğu için amcama pek yapacak iş bırakmazdı. Amcam en fazla eskiyen kazma balta saplarını yeniden yapar takardı başka bir iş yaparken hatırlamıyorum.
Bir evin yarısı onların yarısı bizimdi dışar dediğimiz bu günkü salonun ortasında herhangi bir bölünme yoktu, birbirimize gelip gidebiliyorduk.
İki katlı olan köy evlerimizin altı hayvanlar için sayat ve damdan oluşuyor herkesin damı sayadı ayrıydı ortasından bölüktü. Hayvanlarımız bir birine karışmıyordu. Günün birinde kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum, amcam iki evin ortasında küfe, sepet örnek için ara yer dediğimiz yerde eskimiş olan balta ve kazmalara sap takıyordu. Ben yanındayım kendine lazım olacak malzeme varsa benden istiyor ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Kazavu rende balta törpü cam kırıkları falan babamla Ortak kullanılan sandık ta olanı sandıktan, olmayanı bulup getiriyorum. Amcam bir ara elinde kazavu varken sigara yaktı, o güne kadar hiç sigara içmemiştim. Babam kendimi bildim bileli sigara içmiyordu abilerimin birisi sigara içiyor ama ben görmemiştim benden 6 7 yaş büyük delikanlıliga geçiş dönemindeydi amcamın oğlu ve diğer akranları sekiz on kişi vardılar hepside giyimine kuşamına dikkat eder saçlarını uzatıp pirgantil yağı sürer saçlar parlak olurdu. Hepsi de on kıza aşık olur fakat birisinin haberi olmazdı. Abim gizli gizli sigara içtiği için eve sigara getirmiyor yada bir yerlerde saklıyor olmalıydı. Yani bizim evde sigara yoktu. Amcam sigarayı Yakınca aklıma nereden esti ise, belki herkesin içtiği sigara nasıl içilir merak ettiğimdendir. Önceden düşünmediğim halde amcamın Yeni yakmış olduğu sigarayı kapıp arkama bakmadan sokağa kadar kaçtım. O sigarayı tam olarak içtim mi attım mı bilmiyorum, fakat ilk fırt çektiğimde öksürük tuttuğunu genizim ve gözlerimin yandığını unutmadım. Sonraki günlerde amcamın beni azarlamasını bekledim üç beş gün yanına yaklaşmadım daha doğrusu onu görmedim. Zaten kendisi de meydana çıkmadığından boş gurbu bitene kadar birbirimizi görmedik
Maden ocaklarında o kadar zor şartlarda çalışıp o kadar göçük tehlikesi yaşayan, gruzu faciaları dan kıl payı kurtulan amcamın köydeki bu hali herkesi üzüyordu. Son zamanlarda çift sürmeye bile gitmez olmuştu, amcamın hanımı üç kızı ile herşeyin üstesinden gelen güçlü kuvvetli sağlam iradeli bir kadındı. Amcan maden ocaklarından emekli olduktan sonra emekli ikramiyesini alamadan 50 yaşını bitiremeden vefat etti. Hastalığının ne olduğunu bilemedik. Yıllar sonra diğer amcam biz ölen amcamın çocukları hep birlikte köyün biraz dışarısında bir havuz başında bir keçi kesip piknik yapmış güzel vakit geçirmiştik, akşamına Zekiye ablayı midesine gelen ağrı yüzünden köyün tek araci pikap ile apar topar hastaneye kaldırdık. Hastanede safra kesesinden amaliyat oldu, iyileşme süresi geldiği halde bir türlü iyileşenedi. Vefat ettiğinde o da 65 yaşında falandı bir aile köyümüzün yolundan sonsuzluğa uğurlandı

Devamını Oku
Muharrem Akman

Öyle işte

Biraz gül biraz bahçe
Tiyatro şiir sinema
Gecenin karanlığı
Kırlar bayırlar

Devamını Oku
Muharrem Akman

Öyle kaldı

Kucak açmıştık
Geçmişin boşluğuna
Satırlar hep boştu
Bu yüzden

Devamını Oku
Muharrem Akman

Rıfat müdürüme

Ne kemre kokusu ne avuz tadı at tepmesi
Görmemiştir çocukluğunda hiç birisini
Köpek ısırması evlek evlek mısır ekmesini
Beklememiştir yayguda buğdayı keşkeği

Devamını Oku
Muharrem Akman

Romana devam 12
"Başkanın CANLARIM kışlık paltolarınızı botlarınızı azığınızı hazırlayın öyle gelin" dediği gün gelmişti. Evinizden üst başımıza bulabildiğimiz kalın giysileri giyip botu olan botu olmayanlar çizmelerini giyerek, bir Aydan fazladır yürüdüğümüz gibi sabah Saatlerinde evimizdem çıkıp toplanma yerimizde buluşmaya başladık. Her gün yürüdüğümüz arkadaşlardan daha fazla sayıda kalabalıktık, vakit geldiğinde sendikanın önüne doğru yürümeye başladık,
İŞÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ, madenler bizimdir kapatılmaz MADENCİNİN FENERİ SÖNMEYECEK vb slagonlar atarak yürüyorduk. Arkadaki mesafeden dolayı merkezdeki toplanma yerine varmadan konvoyumuz durmuştu, kalabalıktan daha fazla gitmemize imkân yoktu, Başkanın konuşma yaptığı yerden ara ara sesler geliyordu ama ne denildiğinide fazla duymuyorduk, bu durumda fısıltı gazetesi devreye giriyor kulaktan kulağa duyduğumuza göre otobüsler alana yaklaşıyor tünellerin oradan geçmişler ikinci makastan otobüslerin kuyruğu başlamış yüzlerce otobüs bizi bekliyormuş, az sonra yola çıkacağız, çıkmayacağız gibi haberleri alıyor, duyduklarımızı birbirimize aktaryorduk onların da ne kadarı doğru ne kadarı yanlış kimse bilmiyordu dünyanın en hızlı Yayılan haber kanalı olarak kabul edilen dedikodu, kanalıyla sendika yönetiminden haber alabiliyorduk aldığımız haberlerin doğruluğundan emin değildik. Tek yapacağımız şey beklemektedi, bu arada bazı arkadaşlar sabırsızlanıp yüksek sesle yönetime hadi bir an önce karar verin gideceksek gidelim gidemeyeceksek evlerimize geri dönelim diye bağırıyordu ama sesini ancak iki metre yakınındakiler duyuyordu, tabi bizim meydandan Grev komitesindeki arkadaşların durumumdan haberimiz olamazdı zaten ben şahsen başkanı ve yönetiminden hiç birisi ile tanışıklığımız yoktu. Sadece birkez grev başladığının İlk günlerinde sendika binasına neden gittiysem sendikanın yönetim katındaki başkanın odasına tanıdığım bir arkadaş ile girip orada bulunan yedi sekiz arkadaş ile kısa süreli muhabbet ortamına katılıp bir çay içmiştim başkanı yakından sadece bu kadar görmüşlüğüm vardı, bölgemizin şube başkanını yardımcılarını çat pat tanıyordum, kalabalıktaki arkadaşların durumu da aynı şekilde olduğunu sanıyordum. Bizim derdimiz adam gibi iş yerlerinde çalışıp ele güne muhtaç olmadan geçinebilmekti. Bu arada alana geleli bir saat olmuştu ön taraflardaki hareketlilikten ne olduğunu anlamadık ama az sonra başkan megafonla konuşma yapmaya başladı slagon olarak BAŞKAN SENİNLE ÖLÜME DE GİDERİZ İŞTE BAŞKAN İŞTE SENDİKA GELİYOR GELİYOR MADENCİLER GELİYOR gibi slagonlar atılmaya başlandı ve en sonunda slagon olarsk GEMİLERİ YAKTIK GERİ DÖNÜŞ YOK slagonu ile kalabik ile birlikte herkes gibi yürümeye başladık, yolda giderken sağımızdan solumuzdan geçen tanıdığınız tanımadığmız arkadaşlardan öğrenmeye çalıştığımız kadarıyla bizi getirecek otobüslerin şehre girilmesine girilmemiş onun için bir süre yürüyüp otobüslere öyle binecegimizdi

Devamını Oku
Muharrem Akman

MADENCİ FENERİ SÖNMEYECEK
İŞTE MADENCİ İŞTE SENDİKA
MADEN OCAKLARINDA CAN GÜVENLİĞİ
Yürüyüşten evlerimize döndük ama grevin bitip bilmediğini henüz kimse bilmiyordu,grev gözcülüğü nöbetim nizamiye girişindeki geçitteydi, nöbet tuttuğumuza göre demek ki grevde iki tarafın anlaşması kesin bir sonuca bağlanmamıştı, ama akşam sabah biteceği belliydi, Atölye geçidin hemen yanı başında Zait 25 denen ocağın bakımı için amirleri birilerini görevlendirmişler çalışıyorlardı, bant ve silo başında ustaların çalışmasını olduğumuz yerden görüyordum, müdahale etmek aklıma bile gelmedi hatta mudahele edebileceğimi bile bilmiyordum. Kulübede ki güvenlik görevlisi ile içeride muhabbet ediyorduk, grev komitesinden iki tane arkadaş gelip bana senin görevin burada ne diye sordular, ve çalışanlara neden müdahale etmiyorsun dediler ben onlar bakım onarım ekibi dediysem de ne olursa olsun "grev hâlâ sonuçlanmadı grevin bittiği resmen açıklanana kadar kimsenin iş sahasına girmesine çalışmasına izin vermeyeceksin" dediler, beraber çalışan işçilerin yanına gidip, her ne yapıyorsanız kim emir verdiyse işinizi bırakıp iş yerini terk etmeleri için rica ettiler işçi arkadaşlar itiraz etmeden işi bırakıp gittiler. O gün grev boyunca tuttuğum ikinci nöbetimdi bir nöbetim daha vardı onu tuttum bir tane nöbetimi tutamadım. Yaptığımız grevin bittiğini ertesi günü iş başı yapacağımız haberi gelmiş 39 gün sonra işimizin başına dönmüştük. Grevden sonra ücretlerimizde hatırı sayılır bir artış oldu, herkes işinde gücünde rutin hayatımıza devam ettik. Bizimle birlikte,ekonomisinin büyük bir çoğunluğu işçi maaşlarına bağlı olarak işleyen kent ekonomisine büyük bir rahatlama gelmiş, yavaş yavaş özel araç sayıları artmaya başlamıştı. Yakın civardaki işçiler işverenin olumlu bakmamasına rağmen işçi yurtlarında yatmayı bırakıp kiraladıkları araçlar ile köylerine kasabalarına gidip geliyorlardı. (pasolu) zaten bu sıralarda Bulgaristan'ın Türk soydaşlarımıza etnik baskı yapıyor bunun sonucunda ülkelerini terk etmesine sebep oldu tarihi boyunca kendi soydaşlarımızın ve diğer milletlerin sığınacak limanı gibi ülkemize büyük göç dalgaları başladığı için işçi yurtları boşaltılıp yerine bu soydaşlarımız yerleşmişti. Balkanlar'da git gi milliyetçilik hisleri kabarıyor seslerini yüksetmeye başlamışları. Gittikleri mesafe 80 km den fazla uzaklıkta olan bile vardı bu mesafe şimdiki yollar göz önünde tutulur ne var bunda denilebilir ama zamanın yol ve araç, durumuna baktığımızda iki, iki buçuk saatlik zaman demekti, üstelik araç her evin önüne gelmiyor merkezi bir yerde bekliyordu, araca ulaşmak için ortalama 20 dk 40 dk arasında yaya olarak yürüme mesafesi demekti, bu eziyete rağmen guruplu işçilerin çoğunluğu evlerine gidip geliyordu. Köydeki bizim evimiz ise anam babam öldükten sonra kapısını açan yoktu ancak düğün bayram cenaze olduğu zaman en fazla üç beş gün kalıp dönüyorduk, maden ocaklarında dört kardeş daimi işçi olarak çalışıyorduk, büyük ağabeyim guruplu olarak çalışıyo ama onunda evi ayrıydı. Evimiz yalnız olduğu için tarla ve bahçe bostanlarımız ekilip biçilmiyor, avlası sınırı evleği kayboluyor kaybolmak üzereydi. isyeri ile ev arasında geçen zaman çok fazla olduğu için işçiler, yeteri kadar dinlenemiyor dolayısıyla iş verimliliğini etkiliyordu.Bir hafta sonu izinimde köyüme pasolu araçlar ile gittim, akşam evimde kaldıktan hava ağarmadan çiseleyen yağmur altında arabanın bulunduğu merkez mahalleye doğru yola çıktığımızda hem üşümüş hem biraz da ıslanmıştık, aracın içine girdiğimizde koridor tarafındaki koltukların hepsi dolu cam kenarında ki koltuklar ise hepsi boştu, önce anlam veremedim ama araç hareket ettiğinde cam kenarlarından içeri giren rüzgardan o kadar çok etkilendim ki iş yerinde öğleye doğru çalışamaz derecede halsizlik vurunca amirlerime söyleyip dışarı çıkıp acil pollikinlik desteği almak zorunda kaldım. Grev sonrası işçilerin arasında sözleşmeden aldığımız hakların çok güzel olduğunu söyleyen de vardı hiç memnun olmayan da hatta şimdiki ücretin çok üstünde maaş isteyen arkadaşlar da vardı. Mahallemizin eski madencilerinden baş madenci büyüğümüzün, kalem kağıt ile hesap yapıp yürüseniz de yürümeseniz de verilecek zamlar bu maaşlarımız bu olacak diye söylediği rakamlar hemen hemen aynıydı. İş yerlerinde disiplin giderek kayboluyor ama kimse de müdahale etmiyordu, ama sözleşme zamanlarında söz konusu işçi ücretleri olduğu zaman, kurum zaten yılda şu kadar zarar ediyor seneye zarar şu kadar olacak sonraki senelerde şu kadar v.s diyerek, üzerine el altından işçi çıkartma özelleştirme kapatılma söylemleri yayılarak piskolojik baskıdan geri kalınmıyordu. Gücünü çeşitli çevrelerden alan çok kişinin işe gelmeden yevmiye aldığını hatta iş yerine hiç uğramamış kişilerin bile kurumdan emekli olduğu söyleniyordu, Sendika konferans salonunda kurumun sorunları tartışırılırken, STK'lar siyasetçiler muhtarların esnaf odalarının meslek örgütleri sendikalar,halkın v.s katıldığı geniş çaplı katılımda devletimizin bir bakanı kurumdan azımsanmayacak rakamı işe gelmeden maaş alanların olduğunu söylemişti, bunun yanında iş yerinde verimli olmayan mesleği dışında rahat mesleklere geçip yan gelip yatmak ile yevmiye alanlar cabasıydı. Ama kurumun nazik durumları olduğu zaman maden ocağında kelle koltukta kazma kazan domuzdamı çeken arında ilerleme yapan yol marangozluğu yapan elinden mortüfükumoru, kazmayı, baltayı düşürmeyen işçi ile aynı statüde yer alıyordu. İş yerinde deli lakaplı bir arkadaşımız çalıştığı alandan uzaklaşmış yanımıza gelmişti, sıkıntısı olduğu belliydi ne olduğunu sorduğumuzda yanında çalışan amelesine ambar kapağını açıver dediğinde bana kapağı aç diyemezsin kapağı açar mısınız diyeceksin diye kafa tuttuğunu anlatmaya başlamıştı. Ortalıkta bunca söylemler varken bir de bu gibi vakalarda çalışanların moralini bozuyordu. Çocuklar yetişmiş birisi lise birisi Orta okulu bitirmiş başka okul okumamışlardı, çoktandır maden ocaklarına bizim zamanımızdaki gibi maden ocaklarına fazla işçi de alımı yoktu 55 000 maden işçisinin sayısı 30 000 ler civarında idi görünürde işçi alımı yoktu aslında 24 Ocak 1980 alınan ekonomik kararlar çerçevesinde alınan 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrası uygulanan kararlardı. Yaptığımız yürüyüş ve zamanın hükümeti aleyhine atılan slagonlar ve verilen demeçlerin de tabiki etkisi vardı. Asıl sorun herkesin bildiği fakat dile getirmek istemediği kendim de dahil amiri memuru işçisi yer altı yer üstü işçisinin yeterince iş disiplinine sahip olmamasıydı, ve malesef siyasetçilerin buna seyirci kalmasıydı.Hangi görüşten iktidar gelirse gelsin İlk önce kurumdaki delege ve üyelerinin istek ve taleplerini çözümlemek oluyordu, bir alamete doğru gidiyorduk. İşçi servisi yapan trenler kalkmış yerine kamyon ve otobüsler konmuştu ama çoğu yerleşim yerlerininki iptal olmuştu eskiden dağıtılan elbiselik kumaş kuru kumanya gibi sosyal haklarımız da yok olmuştu, sonun başlangıcı durağına gelmiş süreç başlamıştı şehirde panel ve açık oturumlar oluyur üniversitelerin rapor üstüne raporu muhalefet partileri iktidar partilerinin vaatleri havada kalıyordu.

Devamını Oku
Muharrem Akman

Grev sonrasında sendika barikatı açtırıp yürüyüşe devamı etmediğimiz için ve grev zamanında yapılan maddi yardımlarım akıbeti için eleştiri alıyordu, hiç bir zaman kimse buna doğru cevap veremediği gibi yetkili kişiden hiç bir cevapta gelmedi grevde makam aracı olarak ortaya atılan zamanın pahallı otomobillerden biri olan jaguar marka otomobili layık gören hatta yetmez helikopter alalım diyen işçi profilinden, şimdi hesap Soran bir profil oluşmuştu, gerçekten büyük miktarlarda olduğu söylenen bu paralara ne olmuştu.
Oturduğumuz kahvede camın kenarındaki küçük dört köşe masada pişti oynayan iki arkadaş saatine bakınca kağıtları bırakıp işe geç kalacağım diye çay paralarını ödeyip kahveden hızla çıkmıştı
Akşam yemekleri yenip çay içmek için hazırlanan belde kiminin hafif şiddette kiminin şiddetli duyduğu gümleme sesiyle evlerinden dışarı fırlamış hiç kimse birbirine bir şey sormak ihtiyacı duymadan sesin geldiği kuyuların olduğu yere doğru gitmeye başladık henüz kimse bir şey bilmiyor patlamanın ne olduğunu öğrenmek için işyerine gidiyorduk patlama sesinin duyan herkes bizim gibi işyerine doğru gelmeye başlamış biz geldikten hemen sonra ortalık ana baba gününe dönmüştü, artık ocakta ne olup olmadığını öğrenmek için en güvenilir yerden haber almayı birilerinin bir açıklama yapmasını bekliyorduk, Maden ocağında GRUZU patlamış olmalıydı ama bu kadar sesin nereden geldiğini kimse doğru dürüst açıklayamıyordu, ocak içinden kimse doğru dürüst haber alamıyordu, kuyular çalışmıyor telefon ile haber alınamıyor herkesin aklına yattığı bir şekilde bir şeyler söylüyor Ocakta yakını olanlar çaresizce ortalıkta dolaşıyor o acı sonu kimse aklına bile getirmek istemiyordu aradan bir saat geçmeden iş yeri etrafı iğne atsan yere düşmeyecek duruma gelmiş malesef haberler hiç te iç açıcı değildi içeriden iyi haberler gelmiyordu. Artık kuyu etrafında olanların çığlıkları yükselmeye başlamıştı ilk şok atlatılmış içeriden tek tük sağ salim çıkan işçilerin olduğu söyleniyordu biz artık kuyu başına yaklaşmamızın imkanı yoktu daha kenarlardan olayı izlemeye çalışıyorduk gece yarısı olmuş Kuyubaşındaki kalabalık bağırış çağırış devam ediyordu insanların bir an önce yakınlarının akıbetini öğrenme çabaları malesef ya cevap bulmuyor ya rahmetli haberi ile son buluyordu bizim köyden iki kişi aynı vardiya da idi bir tanesinden haber alınamamış bir tanesinin hastanede olduğu haberi gelmişti, artık kimsenin yapacak bir şey kalmadığını yavaş yavaş evlere dağılmaya başlamış ben de eve gelmiş yatmıştım. Sabah olunca olayın bir FACİA olduğu artık aşikardı hayatını kaybedenlerin sayısı belli değil kimsede kesin sayıyı bilmiyordu bacalardan yer yüzüne açık alev yükselmeye başlamıştı artık ocakta canlı işçi kalmasının imkanı yoktu şehir hepten susmuş bir vardiya işçi yok olmuştu sonraki günlerde cenazeler çıktıkça köylerine gönderiliyor acı ve gözyaşı hiç dinmiyordu dünya ve Türk televizyonları yayınlarını hep Maden işçilerinin yaşadığı faciayı anlatıyor du. Hayatını kaybedenlerin sayısı verilmiyor ama, bu güne kadar yaşadığımız en büyük grizu faciasına doğru gidiyorduk, maden ocaklarında meslek gruplarının köy köy Kariye Kariye aynı insanlar yaptığı için o akşam vardiya da olanlar hep aynı köyün Ayn kariyenin insanları idi dolayısıyla bir köyden sekiz kişi on beş hatta daha fazla madenci hayatlarını kaybetmişti, araçlar durmadan köylere cenaze taşıyor arkalarından binlerce kişi onları dualarla uğurluyordu 2 yıl öncesindeki grev zamanında olduğu gibi yine ülke ve dünya gündemine oturmuştuk bu sefer acı ve gözyaşı ile
..hastanede çalışan Bir arkadaşımın anlattığına göre zamanın başbakanının anlattığına göre olayın İlk günlerinde hastaneye inceleme ve başsağlığı için gelmiş burada başbakanı gören bir şehit yakını neden buradasın gibilerinden hakaret etmiş yanındaki korumaları o yöne doğru hareketlenince hemen müdahale etmiş acıları büyük tepkisini göstersin.. tam 263 fener tamamen sönmüş göklere süzülmüştü her birinin ayrı bir hikayesi vardı ruhları şad olsun.
Acının tarifi yoktu Facia sonrası ocaklarda açık alev yangın devam ediyor kimi havalandırma kuyularından soba borusunun alevi gibi duman bazan da kıvılcımlı ateş çıkıyordu, ocakları söndürmek için milyonlarca metreküp su basılmaya başlandı yeterli su basıldığında kuyuların kafes iniş çıkışlarında kullanılan ağızları dahil kapatılıp üzeri çamur ile hava almayacak şekilde sıvanarak kaplandı, içeride hâlâ hayatlarından Umut kesilen ulaşılamamış işçilerin cesetleri vardı. Su başımı bitip yangın söndükten sonra su boşaltma işlemi bitince bu arkadaşların cesetlerine ulaşıldı en son çıkan bizim köyün maden şehiti idi
Kazanın büyüklüğü kazanın oluş sebeblerini yazan çizen çok kişi oldu cok tv programları yapıldı hepside kazanın oluş sebeblerini açıklıyor maske ihalesinim

Devamını Oku
Muharrem Akman

ROMANA devam 10

Görüşmeler uzadıkça belirsizlik ve umutsuzluk içine düştüğümüzden, yürüyüşlerde her geçen gün çoğalıyorduk, sabah saatlerinde başladığımız yürüyüşlerimiz hiç bir taşkınlık olmadan sürüp gidiyordu. İki saatlik yolculuk boyunca konvoydan çıkıp kenarda çifte telli oynayanlar halaylar horonlar, çeşitli hareketler yaparak şaplabanlık yapanlar artık sıradanlaşmış normal olaylardı. Bu sefer sendika önündeki dar sokakta değilde şehrimizin miting alanında toplanacaktık, işverenin işçilere zam vermeme inadı, Sendikanın ise grevimizin ülke çapında hatta dünyada büyük yankı uyandırıp büyük destek gördüğünden aldığı cesaret ile, grevi isteklerimiz kabul edilene kadar sürdürmeye kararlıydı. Her yerden gıda ve maddi yardım geldiği söyleniyordu ama şu ana kadar sendika üyelerine maddi anlamda yardım yapmamıştı, gıda ihtiyaçlarımızı sendikanın kurduğu kooperatiften yapıyor verilen çek yapraklarına meblağı yazıp öyle yaptığımızdan gıda ihtiyacında bir sıkıntı yoktu,ara sıra zeytin yağı pirinç gibi gıdalar yardım olarak dağıtılıyordu,ama onları da bazan duyuyor bazan duyamıyorduk yada yetmiyordu. Şimdilik kimse de bunu yüksek sesle dillendirmiyor, grevin bir an önce sonuçlandırılmasını istiyorduk. Miting meydanına geldiğimizde yine ortalık tıklım tıklım doluydu, başkanın yanında yine kalabalık bir grup ile konuşmaya başlamıştı, tabi biz onların kim olduğunu yarınki gün gazetelerden ve TV haberlerinden öğreniyorduk. Mahallemizde akşam oturmaları devam ediyor birbirimize misafirliğe gittiğimizde bir baş madenci büyüğümüz bir akşam aldı eline kalemi kağıdı, bak siz boşuna yürüyorsunuz sana grev sonrası alacağınız ücreti söylüyorum dedi, harici işçiler şu kadar ocak işçileri şu kadar ben şu kadar maaş alacağım deyip yaz bir kenara dedi, Sendika Başkanı'nın bu dönem yapılan toplu iş sözleşmesinde isteklerinin kabul edilmesi için gösterdiği kararlılık tabiri caizse ezber bozmuştu Dünya'nın en tehlikeli mesleklerinden birisi olan, madencinin sesini Dünya'ya duyurmayı başarmıştı birlikte başarmıştık. Hiç bir gün aksatmadan devam eden Sendika önünde dar sokaktaki buluşmamız devam ediyordu. Başkan'ın gelmeyin yoruldunuz arasıra dinlenelim dedikçe biz yarında YARINDA BURADAYIZ diye tempo tutuyorduk. Başkan görüşmeler için biryere gittiği günlerin dışında her gün buradaydı, olmadığı zamanlarda bir yardımcısı aynı pencereden çıkıp elinde megofonla başında CANLARIM HOŞ GELDİNİZ olmayan kısa bir konuşma yapıp gelişmeleri aktarıp evlerimize dağılıyorduk. Bu gün konuşmacı bize yarın ve sonraki gün başkanın görüşmelerde bulunacağını bu meydana daha kalabalık gelin başkan önemli açıklamalarda bulunacak deyip biz evlerimize dağıldık. uzayan görüşmelerden İşveren kanadında da çatlaklar oluyor ki bize slagon olarak SİLKEKE BAŞKAN DÜŞECEKLER GELİYOR GELİYOR MADENCİLER GELİYOR gibi slagonlar attırıyorlardı. her gün değişen slagonlar ile meydanları inletiyorduk. Başkan iki günlük görüşme sonrası gelip önemli kararlar açıklayacağını yürüyüşün devam edip etmeyeceğini görüşmelerin son şeklinin bize kendisinin açıklayacağını söylemişti, biz hiç aksatmadan yine sendikanın önüne geliyor, gelişmeler hakkında İlk ağızdan bilgi alıyor evlerimize dağılıyorduk, yine kahvelerde oyun oynayıp öyle evlerimize dağılıyor çalışıyor gibi ikramiye zamanı geldiğinde ikramiyeler ödeniyordu maaşımızın çalıştığımız gün kadar olanı veriliyordu. Avans isteyenlere avans bile veriliyordu, ama ne olursa olsun belirsizlik insanları karamsarlığa sürüklüyordu. Bu sabah mahallemizde yürüyüşün için toplanması gereken yerde her zamankinden erken ve kalabalıktık, yürüyüş kolunda slagonlar atarak trafiği engellemeden, yolun gerektiği yerde sağ tarafından gerektiği yerde sol tarafından yürüyerek kent meydanına geldik kalabalık hınca hınç doluydu, kadın, erkek, esnaf, işçi STK temsilcileri, Meslek örgütleri MTA tüm Zonguldak pür dikkat sendika başkanını dinliyordu. Başkan kalabalık karşısına çıktığında her zamanki canlarım hoş geldiniz diyerek konuşmasına başladı, görüşmelerin malesef çıkmaza girdiğini çözüm için hep birlikte sesimizi duyurabilmek için bir mitingimizi Ankara'da yapmaya karar verdik deyince BAŞKAN SENİNLE ÖLÜME DE GİDERİZ diye slagon atmaya başladık GELİYOR GELİYOR MADENCİLER GELİYOR, ANKARA ANKARA DUY SESİMİZİ BU GELEN MADENCİNİN AYAK SESLERİ diye slagon atmaya devam ediyorduk. Başkan şimdi evlerinize gidin kışlık pantolon ceket ve botlarınızı hazırlayın bizden haber bekleyin dedikten sonra hepimiz evlerimize dağıldık.

Devamını Oku