Muharrem Akman Şiirleri - Şair Muharrem ...

Muharrem Akman

MADENCİ FENERİ SÖNMEYECEK
İŞTE MADENCİ İŞTE SENDİKA
MADEN OCAKLARINDA CAN GÜVENLİĞİ
Yürüyüşten evlerimize döndük ama grevin bitip bilmediğini henüz kimse bilmiyordu,grev gözcülüğü nöbetim nizamiye girişindeki geçitteydi, nöbet tuttuğumuza göre demek ki grevde iki tarafın anlaşması kesin bir sonuca bağlanmamıştı, ama akşam sabah biteceği belliydi, Atölye geçidin hemen yanı başında Zait 25 denen ocağın bakımı için amirleri birilerini görevlendirmişler çalışıyorlardı, bant ve silo başında ustaların çalışmasını olduğumuz yerden görüyordum, müdahale etmek aklıma bile gelmedi hatta mudahele edebileceğimi bile bilmiyordum. Kulübede ki güvenlik görevlisi ile içeride muhabbet ediyorduk, grev komitesinden iki tane arkadaş gelip bana senin görevin burada ne diye sordular, ve çalışanlara neden müdahale etmiyorsun dediler ben onlar bakım onarım ekibi dediysem de ne olursa olsun "grev hâlâ sonuçlanmadı grevin bittiği resmen açıklanana kadar kimsenin iş sahasına girmesine çalışmasına izin vermeyeceksin" dediler, beraber çalışan işçilerin yanına gidip, her ne yapıyorsanız kim emir verdiyse işinizi bırakıp iş yerini terk etmeleri için rica ettiler işçi arkadaşlar itiraz etmeden işi bırakıp gittiler. O gün grev boyunca tuttuğum ikinci nöbetimdi bir nöbetim daha vardı onu tuttum bir tane nöbetimi tutamadım. Yaptığımız grevin bittiğini ertesi günü iş başı yapacağımız haberi gelmiş 39 gün sonra işimizin başına dönmüştük. Grevden sonra ücretlerimizde hatırı sayılır bir artış oldu, herkes işinde gücünde rutin hayatımıza devam ettik. Bizimle birlikte,ekonomisinin büyük bir çoğunluğu işçi maaşlarına bağlı olarak işleyen kent ekonomisine büyük bir rahatlama gelmiş, yavaş yavaş özel araç sayıları artmaya başlamıştı. Yakın civardaki işçiler işverenin olumlu bakmamasına rağmen işçi yurtlarında yatmayı bırakıp kiraladıkları araçlar ile köylerine kasabalarına gidip geliyorlardı. (pasolu) zaten bu sıralarda Bulgaristan'ın Türk soydaşlarımıza etnik baskı yapıyor bunun sonucunda ülkelerini terk etmesine sebep oldu tarihi boyunca kendi soydaşlarımızın ve diğer milletlerin sığınacak limanı gibi ülkemize büyük göç dalgaları başladığı için işçi yurtları boşaltılıp yerine bu soydaşlarımız yerleşmişti. Balkanlar'da git gi milliyetçilik hisleri kabarıyor seslerini yüksetmeye başlamışları. Gittikleri mesafe 80 km den fazla uzaklıkta olan bile vardı bu mesafe şimdiki yollar göz önünde tutulur ne var bunda denilebilir ama zamanın yol ve araç, durumuna baktığımızda iki, iki buçuk saatlik zaman demekti, üstelik araç her evin önüne gelmiyor merkezi bir yerde bekliyordu, araca ulaşmak için ortalama 20 dk 40 dk arasında yaya olarak yürüme mesafesi demekti, bu eziyete rağmen guruplu işçilerin çoğunluğu evlerine gidip geliyordu. Köydeki bizim evimiz ise anam babam öldükten sonra kapısını açan yoktu ancak düğün bayram cenaze olduğu zaman en fazla üç beş gün kalıp dönüyorduk, maden ocaklarında dört kardeş daimi işçi olarak çalışıyorduk, büyük ağabeyim guruplu olarak çalışıyo ama onunda evi ayrıydı. Evimiz yalnız olduğu için tarla ve bahçe bostanlarımız ekilip biçilmiyor, avlası sınırı evleği kayboluyor kaybolmak üzereydi. isyeri ile ev arasında geçen zaman çok fazla olduğu için işçiler, yeteri kadar dinlenemiyor dolayısıyla iş verimliliğini etkiliyordu.Bir hafta sonu izinimde köyüme pasolu araçlar ile gittim, akşam evimde kaldıktan hava ağarmadan çiseleyen yağmur altında arabanın bulunduğu merkez mahalleye doğru yola çıktığımızda hem üşümüş hem biraz da ıslanmıştık, aracın içine girdiğimizde koridor tarafındaki koltukların hepsi dolu cam kenarında ki koltuklar ise hepsi boştu, önce anlam veremedim ama araç hareket ettiğinde cam kenarlarından içeri giren rüzgardan o kadar çok etkilendim ki iş yerinde öğleye doğru çalışamaz derecede halsizlik vurunca amirlerime söyleyip dışarı çıkıp acil pollikinlik desteği almak zorunda kaldım. Grev sonrası işçilerin arasında sözleşmeden aldığımız hakların çok güzel olduğunu söyleyen de vardı hiç memnun olmayan da hatta şimdiki ücretin çok üstünde maaş isteyen arkadaşlar da vardı. Mahallemizin eski madencilerinden baş madenci büyüğümüzün, kalem kağıt ile hesap yapıp yürüseniz de yürümeseniz de verilecek zamlar bu maaşlarımız bu olacak diye söylediği rakamlar hemen hemen aynıydı. İş yerlerinde disiplin giderek kayboluyor ama kimse de müdahale etmiyordu, ama sözleşme zamanlarında söz konusu işçi ücretleri olduğu zaman, kurum zaten yılda şu kadar zarar ediyor seneye zarar şu kadar olacak sonraki senelerde şu kadar v.s diyerek, üzerine el altından işçi çıkartma özelleştirme kapatılma söylemleri yayılarak piskolojik baskıdan geri kalınmıyordu. Gücünü çeşitli çevrelerden alan çok kişinin işe gelmeden yevmiye aldığını hatta iş yerine hiç uğramamış kişilerin bile kurumdan emekli olduğu söyleniyordu, Sendika konferans salonunda kurumun sorunları tartışırılırken, STK'lar siyasetçiler muhtarların esnaf odalarının meslek örgütleri sendikalar,halkın v.s katıldığı geniş çaplı katılımda devletimizin bir bakanı kurumdan azımsanmayacak rakamı işe gelmeden maaş alanların olduğunu söylemişti, bunun yanında iş yerinde verimli olmayan mesleği dışında rahat mesleklere geçip yan gelip yatmak ile yevmiye alanlar cabasıydı. Ama kurumun nazik durumları olduğu zaman maden ocağında kelle koltukta kazma kazan domuzdamı çeken arında ilerleme yapan yol marangozluğu yapan elinden mortüfükumoru, kazmayı, baltayı düşürmeyen işçi ile aynı statüde yer alıyordu. İş yerinde deli lakaplı bir arkadaşımız çalıştığı alandan uzaklaşmış yanımıza gelmişti, sıkıntısı olduğu belliydi ne olduğunu sorduğumuzda yanında çalışan amelesine ambar kapağını açıver dediğinde bana kapağı aç diyemezsin kapağı açar mısınız diyeceksin diye kafa tuttuğunu anlatmaya başlamıştı. Ortalıkta bunca söylemler varken bir de bu gibi vakalarda çalışanların moralini bozuyordu. Çocuklar yetişmiş birisi lise birisi Orta okulu bitirmiş başka okul okumamışlardı, çoktandır maden ocaklarına bizim zamanımızdaki gibi maden ocaklarına fazla işçi de alımı yoktu 55 000 maden işçisinin sayısı 30 000 ler civarında idi görünürde işçi alımı yoktu aslında 24 Ocak 1980 alınan ekonomik kararlar çerçevesinde alınan 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrası uygulanan kararlardı. Yaptığımız yürüyüş ve zamanın hükümeti aleyhine atılan slagonlar ve verilen demeçlerin de tabiki etkisi vardı. Asıl sorun herkesin bildiği fakat dile getirmek istemediği kendim de dahil amiri memuru işçisi yer altı yer üstü işçisinin yeterince iş disiplinine sahip olmamasıydı, ve malesef siyasetçilerin buna seyirci kalmasıydı.Hangi görüşten iktidar gelirse gelsin İlk önce kurumdaki delege ve üyelerinin istek ve taleplerini çözümlemek oluyordu, bir alamete doğru gidiyorduk. İşçi servisi yapan trenler kalkmış yerine kamyon ve otobüsler konmuştu ama çoğu yerleşim yerlerininki iptal olmuştu eskiden dağıtılan elbiselik kumaş kuru kumanya gibi sosyal haklarımız da yok olmuştu, sonun başlangıcı durağına gelmiş süreç başlamıştı şehirde panel ve açık oturumlar oluyur üniversitelerin rapor üstüne raporu muhalefet partileri iktidar partilerinin vaatleri havada kalıyordu.

Devamını Oku
Muharrem Akman

Grev sonrasında sendika barikatı açtırıp yürüyüşe devamı etmediğimiz için ve grev zamanında yapılan maddi yardımlarım akıbeti için eleştiri alıyordu, hiç bir zaman kimse buna doğru cevap veremediği gibi yetkili kişiden hiç bir cevapta gelmedi grevde makam aracı olarak ortaya atılan zamanın pahallı otomobillerden biri olan jaguar marka otomobili layık gören hatta yetmez helikopter alalım diyen işçi profilinden, şimdi hesap Soran bir profil oluşmuştu, gerçekten büyük miktarlarda olduğu söylenen bu paralara ne olmuştu.
Oturduğumuz kahvede camın kenarındaki küçük dört köşe masada pişti oynayan iki arkadaş saatine bakınca kağıtları bırakıp işe geç kalacağım diye çay paralarını ödeyip kahveden hızla çıkmıştı
Akşam yemekleri yenip çay içmek için hazırlanan belde kiminin hafif şiddette kiminin şiddetli duyduğu gümleme sesiyle evlerinden dışarı fırlamış hiç kimse birbirine bir şey sormak ihtiyacı duymadan sesin geldiği kuyuların olduğu yere doğru gitmeye başladık henüz kimse bir şey bilmiyor patlamanın ne olduğunu öğrenmek için işyerine gidiyorduk patlama sesinin duyan herkes bizim gibi işyerine doğru gelmeye başlamış biz geldikten hemen sonra ortalık ana baba gününe dönmüştü, artık ocakta ne olup olmadığını öğrenmek için en güvenilir yerden haber almayı birilerinin bir açıklama yapmasını bekliyorduk, Maden ocağında GRUZU patlamış olmalıydı ama bu kadar sesin nereden geldiğini kimse doğru dürüst açıklayamıyordu, ocak içinden kimse doğru dürüst haber alamıyordu, kuyular çalışmıyor telefon ile haber alınamıyor herkesin aklına yattığı bir şekilde bir şeyler söylüyor Ocakta yakını olanlar çaresizce ortalıkta dolaşıyor o acı sonu kimse aklına bile getirmek istemiyordu aradan bir saat geçmeden iş yeri etrafı iğne atsan yere düşmeyecek duruma gelmiş malesef haberler hiç te iç açıcı değildi içeriden iyi haberler gelmiyordu. Artık kuyu etrafında olanların çığlıkları yükselmeye başlamıştı ilk şok atlatılmış içeriden tek tük sağ salim çıkan işçilerin olduğu söyleniyordu biz artık kuyu başına yaklaşmamızın imkanı yoktu daha kenarlardan olayı izlemeye çalışıyorduk gece yarısı olmuş Kuyubaşındaki kalabalık bağırış çağırış devam ediyordu insanların bir an önce yakınlarının akıbetini öğrenme çabaları malesef ya cevap bulmuyor ya rahmetli haberi ile son buluyordu bizim köyden iki kişi aynı vardiya da idi bir tanesinden haber alınamamış bir tanesinin hastanede olduğu haberi gelmişti, artık kimsenin yapacak bir şey kalmadığını yavaş yavaş evlere dağılmaya başlamış ben de eve gelmiş yatmıştım. Sabah olunca olayın bir FACİA olduğu artık aşikardı hayatını kaybedenlerin sayısı belli değil kimsede kesin sayıyı bilmiyordu bacalardan yer yüzüne açık alev yükselmeye başlamıştı artık ocakta canlı işçi kalmasının imkanı yoktu şehir hepten susmuş bir vardiya işçi yok olmuştu sonraki günlerde cenazeler çıktıkça köylerine gönderiliyor acı ve gözyaşı hiç dinmiyordu dünya ve Türk televizyonları yayınlarını hep Maden işçilerinin yaşadığı faciayı anlatıyor du. Hayatını kaybedenlerin sayısı verilmiyor ama, bu güne kadar yaşadığımız en büyük grizu faciasına doğru gidiyorduk, maden ocaklarında meslek gruplarının köy köy Kariye Kariye aynı insanlar yaptığı için o akşam vardiya da olanlar hep aynı köyün Ayn kariyenin insanları idi dolayısıyla bir köyden sekiz kişi on beş hatta daha fazla madenci hayatlarını kaybetmişti, araçlar durmadan köylere cenaze taşıyor arkalarından binlerce kişi onları dualarla uğurluyordu 2 yıl öncesindeki grev zamanında olduğu gibi yine ülke ve dünya gündemine oturmuştuk bu sefer acı ve gözyaşı ile
..hastanede çalışan Bir arkadaşımın anlattığına göre zamanın başbakanının anlattığına göre olayın İlk günlerinde hastaneye inceleme ve başsağlığı için gelmiş burada başbakanı gören bir şehit yakını neden buradasın gibilerinden hakaret etmiş yanındaki korumaları o yöne doğru hareketlenince hemen müdahale etmiş acıları büyük tepkisini göstersin.. tam 263 fener tamamen sönmüş göklere süzülmüştü her birinin ayrı bir hikayesi vardı ruhları şad olsun.
Acının tarifi yoktu Facia sonrası ocaklarda açık alev yangın devam ediyor kimi havalandırma kuyularından soba borusunun alevi gibi duman bazan da kıvılcımlı ateş çıkıyordu, ocakları söndürmek için milyonlarca metreküp su basılmaya başlandı yeterli su basıldığında kuyuların kafes iniş çıkışlarında kullanılan ağızları dahil kapatılıp üzeri çamur ile hava almayacak şekilde sıvanarak kaplandı, içeride hâlâ hayatlarından Umut kesilen ulaşılamamış işçilerin cesetleri vardı. Su başımı bitip yangın söndükten sonra su boşaltma işlemi bitince bu arkadaşların cesetlerine ulaşıldı en son çıkan bizim köyün maden şehiti idi
Kazanın büyüklüğü kazanın oluş sebeblerini yazan çizen çok kişi oldu cok tv programları yapıldı hepside kazanın oluş sebeblerini açıklıyor maske ihalesinim

Devamını Oku
Muharrem Akman

ROMANA devam 10

Görüşmeler uzadıkça belirsizlik ve umutsuzluk içine düştüğümüzden, yürüyüşlerde her geçen gün çoğalıyorduk, sabah saatlerinde başladığımız yürüyüşlerimiz hiç bir taşkınlık olmadan sürüp gidiyordu. İki saatlik yolculuk boyunca konvoydan çıkıp kenarda çifte telli oynayanlar halaylar horonlar, çeşitli hareketler yaparak şaplabanlık yapanlar artık sıradanlaşmış normal olaylardı. Bu sefer sendika önündeki dar sokakta değilde şehrimizin miting alanında toplanacaktık, işverenin işçilere zam vermeme inadı, Sendikanın ise grevimizin ülke çapında hatta dünyada büyük yankı uyandırıp büyük destek gördüğünden aldığı cesaret ile, grevi isteklerimiz kabul edilene kadar sürdürmeye kararlıydı. Her yerden gıda ve maddi yardım geldiği söyleniyordu ama şu ana kadar sendika üyelerine maddi anlamda yardım yapmamıştı, gıda ihtiyaçlarımızı sendikanın kurduğu kooperatiften yapıyor verilen çek yapraklarına meblağı yazıp öyle yaptığımızdan gıda ihtiyacında bir sıkıntı yoktu,ara sıra zeytin yağı pirinç gibi gıdalar yardım olarak dağıtılıyordu,ama onları da bazan duyuyor bazan duyamıyorduk yada yetmiyordu. Şimdilik kimse de bunu yüksek sesle dillendirmiyor, grevin bir an önce sonuçlandırılmasını istiyorduk. Miting meydanına geldiğimizde yine ortalık tıklım tıklım doluydu, başkanın yanında yine kalabalık bir grup ile konuşmaya başlamıştı, tabi biz onların kim olduğunu yarınki gün gazetelerden ve TV haberlerinden öğreniyorduk. Mahallemizde akşam oturmaları devam ediyor birbirimize misafirliğe gittiğimizde bir baş madenci büyüğümüz bir akşam aldı eline kalemi kağıdı, bak siz boşuna yürüyorsunuz sana grev sonrası alacağınız ücreti söylüyorum dedi, harici işçiler şu kadar ocak işçileri şu kadar ben şu kadar maaş alacağım deyip yaz bir kenara dedi, Sendika Başkanı'nın bu dönem yapılan toplu iş sözleşmesinde isteklerinin kabul edilmesi için gösterdiği kararlılık tabiri caizse ezber bozmuştu Dünya'nın en tehlikeli mesleklerinden birisi olan, madencinin sesini Dünya'ya duyurmayı başarmıştı birlikte başarmıştık. Hiç bir gün aksatmadan devam eden Sendika önünde dar sokaktaki buluşmamız devam ediyordu. Başkan'ın gelmeyin yoruldunuz arasıra dinlenelim dedikçe biz yarında YARINDA BURADAYIZ diye tempo tutuyorduk. Başkan görüşmeler için biryere gittiği günlerin dışında her gün buradaydı, olmadığı zamanlarda bir yardımcısı aynı pencereden çıkıp elinde megofonla başında CANLARIM HOŞ GELDİNİZ olmayan kısa bir konuşma yapıp gelişmeleri aktarıp evlerimize dağılıyorduk. Bu gün konuşmacı bize yarın ve sonraki gün başkanın görüşmelerde bulunacağını bu meydana daha kalabalık gelin başkan önemli açıklamalarda bulunacak deyip biz evlerimize dağıldık. uzayan görüşmelerden İşveren kanadında da çatlaklar oluyor ki bize slagon olarak SİLKEKE BAŞKAN DÜŞECEKLER GELİYOR GELİYOR MADENCİLER GELİYOR gibi slagonlar attırıyorlardı. her gün değişen slagonlar ile meydanları inletiyorduk. Başkan iki günlük görüşme sonrası gelip önemli kararlar açıklayacağını yürüyüşün devam edip etmeyeceğini görüşmelerin son şeklinin bize kendisinin açıklayacağını söylemişti, biz hiç aksatmadan yine sendikanın önüne geliyor, gelişmeler hakkında İlk ağızdan bilgi alıyor evlerimize dağılıyorduk, yine kahvelerde oyun oynayıp öyle evlerimize dağılıyor çalışıyor gibi ikramiye zamanı geldiğinde ikramiyeler ödeniyordu maaşımızın çalıştığımız gün kadar olanı veriliyordu. Avans isteyenlere avans bile veriliyordu, ama ne olursa olsun belirsizlik insanları karamsarlığa sürüklüyordu. Bu sabah mahallemizde yürüyüşün için toplanması gereken yerde her zamankinden erken ve kalabalıktık, yürüyüş kolunda slagonlar atarak trafiği engellemeden, yolun gerektiği yerde sağ tarafından gerektiği yerde sol tarafından yürüyerek kent meydanına geldik kalabalık hınca hınç doluydu, kadın, erkek, esnaf, işçi STK temsilcileri, Meslek örgütleri MTA tüm Zonguldak pür dikkat sendika başkanını dinliyordu. Başkan kalabalık karşısına çıktığında her zamanki canlarım hoş geldiniz diyerek konuşmasına başladı, görüşmelerin malesef çıkmaza girdiğini çözüm için hep birlikte sesimizi duyurabilmek için bir mitingimizi Ankara'da yapmaya karar verdik deyince BAŞKAN SENİNLE ÖLÜME DE GİDERİZ diye slagon atmaya başladık GELİYOR GELİYOR MADENCİLER GELİYOR, ANKARA ANKARA DUY SESİMİZİ BU GELEN MADENCİNİN AYAK SESLERİ diye slagon atmaya devam ediyorduk. Başkan şimdi evlerinize gidin kışlık pantolon ceket ve botlarınızı hazırlayın bizden haber bekleyin dedikten sonra hepimiz evlerimize dağıldık.

Devamını Oku
Muharrem Akman

Romans devam 11

O gün başkanın kışlık paltolarınızı botlarınızı hazırlayın dediği zaman çok da bir şey anlamamıştık, ama Ankara'da miting yapmamıza doğrusu Ankara'ya gideceğimize inanmadığımız için pek aldırış etmemiştik. Arkadaşımdan benim gibi düşünenler olduğu gibi büyük bir kararlılıkla gideceğiz diyenler de vardı, biz evlerimize gidip o günü beklemeye başladık, bir yandan da hayat devam ediyordu.Hanımlarımızın çoğu bizimle birlikte yürüyor, evde küçük çocuğu olanlar evde kalıyordu, henüz ilk okul talebesi olan çocuklar bile ara sıra yürüyüşlere geliyor, Orta okul ve lise talebesi çocuklar bazan kendileri bazan aileleri ile yürüyerek bir aydır bizi yalnız bırakmadılar, şehir hep birlikte grevdeydi. Bir yandanda Polonya da devam eden grevleri pür dikkat izliyorduk halkın leh VALESSA'YI yalnız bırakmadıkları gibi işçi sendikaları şehrin bir ucunda greve katıldıklarını için işten atılan liman işçileri için, Polonya nın öbür ucundaki işçiler arkadaşlarına destek olmak adına gıreve gidebiliyordu, işçiler ülke genelinde kenetlenmiş hükümete çoğu isteklerini kabul ettiriyorlardı, Bizim Sendikalardan ülkemiz içinden her yerden destek mesajları yağıyor ama hiç birisi süreli grevler başlatmamıştı. Sendika binasının konferans salonunda düzenlenen bir tiyatro etkinliğine sekiz yaşındaki kız çocuğumu da getirmiştim, bu etkinlik tatil günü olduğu ve henüz tiyatro gitme alışkanlığı gelişmediği için tiyatroya gelenler çok kalabalıktı. Zaten gırevin şehre getirdiği insan kalabalığı yetiyordu, görevliler biz birinci kata çıktıktan sonra 4.ncü kattaki konferans salonunda oynayacak tiyatro için, sadece çocukları içeriye alacaklarını söylediler. Bizden önce gelen arkadaşlarda merdivenlerden dönüşe geçmişler, biz merdivenlerin orta yerinde bir yerde kaldık ben çocuğu bırakmak istemiyorum , görevlilerin çocuğu bırak sen geri dön diyerek, komut vermesi arasında sıkıştım kaldım, kapıdan içeri girmek isteyenleri güvenlik bırakmıyor, benim ani karar vermem lazım sağdan soldan bir şey olmaz telkinleri ile, bir arkadaşımın kızının da orada olduğunu görünce ona birbirinize destek olun kızımı gözeltirsin dedim ama, çocuk benim çocuğumdan sadece bir yaş büyükmüş, boyu uzun olduğu için güven vermişti neyse çocuklar tiyatro salonuna çıktı, ben geri döndüm ama aklım çocukta kaldı, aşağıda sağa sola kalabalık içinde dolaşıp duruyorum, çünkü hepimiz çocuklarını tiyatroya göndermiş aşağıda tiyatronun bitmesini bekliyoruz. Meğerse çocuklar yukarı çıkana kadar aradan bayağı bir zaman geçmiş 4.ncü kata çıktıklarında tiyatro izdiham yüzünden iptal mi olmuş bizim çocuklar mı izleyemeden gelmiş ben çocuğu aşağıda görünce tiyatro seyrettin mi demeyi falan unuttum, sonradan baba biz o gün orada bir şey izleyemeden geri döndük dedi. Çarşı içinde çocuklar ile biraz daha dolaştıktan sonra, eve dönüp yemek yedikten sonra kahveye gitmek üzere evden ayrıldım, her kahvenin kendine özgü müşterisi vardı çok fazla bir gereklilik olmadıkça her zaman gitmiş olduğumuz kahveden başka bir kahveye gidip oturmazdık veya nadiren otururduk, kahveye gelince de herkesin kendine göre arkadaş gurubuda vardı, çay içerken, oyun oynarken, genelde aynı kişiler ile okey, pişti altmış altı oyunu, elli bir oyunu, tavla oyunu vs arkadaş gurubunun içinden birisi ile oynamayı tercih ederdik. Kulüp dediğimiz kahvelerde parasına kumar oynanır, çoğu işçi bir akşamda maaşını ikramiyesini verdiği gibi borçlu olarak masadan kalkardı, diğer kahvelerde ise arasıra bir paket sigarasına oyun oynayan olurdu, tabi o da oyunun sonunda kazananlar kazandığı sigaraları geri verip paraya çevirdiğinden, bir şekilde parasına kumar oynamak olurdu,Bir arkadaş bir gün ikramiye alınca kumar oynamak için kulübe giriyor, oyun esnasında kazanıyor, kaybediyor, kazanıyor derken kumarcının kumarcıdan beş kuruş parası kalmaz derler ya, gece yarısını geçtikten sonra bu tüm parasını kaybetmiş olarak kulüpten dışarı çıkıyor, karısının eve bir kilo süt getir demesi aklına geliyor, tabi o saate bile bir iki tane açık bakkal var, işçinin ikramiye aldığdan herkesin haberi var bu yüzden bakkaldan bir kilo süt ver, param yok sonra veririm demeyi gururuna yediremiyor. Eve girdiğinde hanımı süt aldın mı diye soruyor arkadaş başlıyor işte parayı aldım, şuraya verdim buraya verdim diye kem küm ederken, hanımı ya sana para aldın mı almadın mı diye soran yok, sana süt aldın mı almadın mı onu soruyorum diyerek lafını bitiriyor. Adam bunun üzerine beynimde bir şimşek çaktı deyip hatasının vahsmiyetini anlıyor, aldığı ikramiyenin en azından yarısını hanımına vermesi lazım çünkü o da verilmesi gereken borç yaptıkları yerlere verecek sabaha kadar kara kara düşünüyor. bir umut muhasebe müdürünün yanına gidip avans olarak para istiyor, muhasebe müdürü hayırdır sana dün para verdik doğru söyle paranı ne yaptın diyor, arkadaş müdüre akşam oynadığı paralı kumarda parasının tamamını kaybettiğini, Hanım'ının istediği bir kg sütü bile alamadığını, hem vicdanen çok rahatsız olduğunu hem de hanımına karşı mahcup olduğunu söylüyor. Müdür bunun doğru söylediğini ve gerçekten pişman olduğunu anlayınca sandalyede yer gösterip oturtuyor, şimdi sana aldığınız ikramiye kadar avans verip maaşından ikramiyenden azar azar keseceğim, ama bir şartım var burada bana bir daha kumar oynamayacağına söz vereceksin yemin edeceksin deyince, arkadaşın daha önceden kumar alışkanlığı var, biraz düşündükten sonra fırsat bu fırsat deyip kararını verip hemen müdüre yeminini veriyor, ve ekliyor Allah razı olsun Hanım'ımın o geceki olgunluğu ve Müdürümüzün anlayışı benim kumarı bırakmama sebep oldu diye ara sıra sohbetlerde anar durur. Başkanın CANLARIM kışlık paltolarınızı botlarınızı azığınızı hazırlayın öyle gelin dediği gün gelmişti

Devamını Oku
Muharrem Akman

Romana devam 13

CUMHURİYETİMİZİN İLK VİLAYETİ EMEĞİN BAŞKENTİ KARAELMAS DİYARI ZONGULDAK'TAN HERKESE SELAMLAR

İnsanlar varlık sebebini altından çıkan Maden kömürüne borçlu iki katlı şehrin her tarafından ve beş üretim bölgesinden, buram buram emek kokan tenleriyle madenci anıtının civarında toplanmıştı.
Büyük bir sorumlulukla Madenlerin dolayısıyla şehrin kaderini ilk ağız dan grev komitesindeki görevlilerden duymak için buradaydılar, onların talimatıyla Ankara'ya doğru ırmak misali akmaya başlamışlardı

Devamını Oku
Muharrem Akman

Yakında düğünü olacak adam oğlu için hazırlanan gelin odasını bile misafirler için kapılarını açan İlçeye gelmiştik, Bu davranış tesadüf eseri ülkenin sayılı gazetecilerin başına gelince ülke gündeminde uzun süre yer bulmuştur. İlçeye gelen belkide on bine yakın kişi yedi bin nüfuslu ilçenin kapılarına dayanmıştı, kahvehane, lokonta gibi yerlerde oturacak yer kalmadığı söyleniyordu, ben köylülerimin çalıştırdığı kahveye gelip bir sandalyeler oturdum, ara ara kahveye ilçe sakinleri gelerek üçer beşer misafir alıp evlerine getiriyordu, sanırım belediye hoparlörlerinden bu konuda duyuru yapılıyor du grev artık ölüm kalım meselesi haline gelmişti, sandalyem sobanın yakınlarında olduğum için dışarıya çıkmamıştım, yatacak yer sorun değildi en kötü ihtimal ile kahvede sabahlardım, çünkü ilçede kardeşim amca oğlum teyzelerim bir çok tanıdığım vardı, aslında kahvede oturarak sabahlamayı da istiyordum, geç vakit olunca bir arkadaş sağolsun beni alıp evine götürdü. Sabah merkeze doğru yola çıktığımızda, karşımıza çıkan apartmanların kapılarından, tali yollardan ana yollardan, ara yollardan,ara sokaklardan sağdan soldan her yerden işçi arkadaşlar çıkıyor birlikte merkeze doğru yürüyorduk. Belediye anonslarının yaptığı anonslarında etkisiyle tüm ilçe seferber olup bu gece hiç bir kişi aç açık kalmamıştı. Madenciye yiyecek içecek desteği için kurulan noktalara gelmeleri için anonslar yapılıyordu. Kalabalık içinde tanıdık birilerine rastlayan her kes bu gece nerede kaldıklarını sorarken verilen cevaplara bakılırsa kimisi evlerde rahat bir gece geçirdiğini söylerken kimi kahvede, kimisi halı mağazasında,kimi lokontada kimisi inşaat halindeki binaların içinde yakılan ateş çevresinde,kimisi apartmanların ortak kullanım alanlarında, Kahvelerde bir şekilde on binlerce kişi geceyi rahat geçirmişti, bunun ödülünü yürüyüş başladıktan sonra kasaba MADENCİ SİZİNLE GURUR DUYUYOR slagonlar eşliğinde almıştı. Kalabalık kasabayı terk edene kadar bu slagon devam etti, dünkü kalabalığın iki katı kalabalık ile yürümeye başladık diğer katılımcılar nereden geldiler nasıl geldiler hiç bir bilgimiz yoktu, artık yürüyüş e katılanların sayısının rakamla ifade etmek imkansızdı. Yürüyüşün uzunluğu km, lerce demek daha mantıklıydı yıllar sonra bu yürüyüş için yüz bin kişiydiler diye belgesel çekilecekti. Bu kalabalıkta bir arkadaşını aramak istersen bulmak imkansızdı, ancak tesadüfen karşılaşırsanız ne ala yürüyüş sırasında esnaf gönlünden ne koparsa gıda maddesi ve giyecek battaniye, kendi araçlarıyla kendileri dağıtıyor destek ve vefakarliklarını gösteriyordu. Dün gecenin soğuğu gitmiş Ocak ayının karakteristik soğuğu pek kendini göstermiyordu yol yürüdüğümüz için pek fazla soğuk hissetmiyorduk, yolun altına yemek yiyen köylülerimi görünce
Yanlarına gittiğimde hoş geldin "kaynanan seviyormuş" diyerek sofraya davet ettiler bir köşeye oturup karnımı doyurmaya başladım. Bizim gibi sağa sola oturmuş çok arkadaşımız yemek yiyordu, muhabbet esnasında oturduğumuz Kahvelerde oynadığımız oyunlarda kalan parti paraları için,garson para isteyince paramız olmadığı zamanlarda veresiye defterlerine yaz diyeceğimize "yazıva garta derdik" yürüyüş gurubunun ucu bucağı gözükmüyor dolayısıyla bizim burada geç kalma endişemiz de yoktu, yemekten sonra biraz daha dinlendikten sonra yürüyüşe katılıp yürümeye başladık. Yiine arasıra slagonlar atıyorduk yani grev görevlilerinin söylediği slagonlari tekrar ediyorduk söylendiği söylenen o nahoş slagon atılırken ben yoktum nerede söylendiğinden bile haberim yoktu. Hava soğuk olduğu için bazı arkadaşlar battaniyeleri kendilerine kaban yapmışlar üzerlerine öyle giymişlerdi. Yolumuzun üzerindeki tünelin önüne geldiğimizde görevlilerin yürüyüşü durdurduğunu, ön tarafta tünelin içinde yürüyeceklere çeşitli uyarılar yapıp guruplar halinde öyle gönderiyorlardı, tabiki çıra gazete kağıdı gibi yolumuzu aydınlatmak için bir şey yakmak yasaktı. trafik durdurulduğundan yük ve yolcu taşıyan şoför esnafından sonraki zamanlarda bayağı bir eleştiri almıştı. İçinde bulunduğum gurup tüneli geçtiğinde biraz daha yürüdükten sonra buranın arabayla geçerken ki haliyle yaya yürümenin farkını anlamıştım. Akşam konaklama yapacağımız beldeye gelmiştik, burası dün akşam kaldığımız yerin yarısı kadar yoktu, hem burası iç kesimlerde kaldığı için daha soğuk oluyordu, geceyi geçirmek için herkes başının çaresine bakmaya başladı. Ben kendime bir okulun sınıfında yer buldum, soba falan vardı ama henüz yakılmamıştı, bizlerde yerlerimize yeni yeni oturmaya başlamıştık. Hava kararmış lambalar yanmıştı, biraz vakit geçtikten sonra köylülerimden birisi beni arıyormuş, yanıma gelip haydi araçta yer var bu gece geriye dönüp sabah erkenden buraya geri geleceğiz deyince hem sevinip hem üzüldüm, önce gerek yok burada kalayım dediysem de fazla ısrar etmeyip yürüme geldiğimiz yolu pikap ile geri döndük. Arkadaş beni ve beraber geldiğimiz arkadaşları o gece evinde misafir edip yarın sabah söylediği gibi beraber erkenden işçi arkadaşların yanına geri getirdi, yürüyüşe geçmek için hazırlanan gurubun ardına takılıp yürümeye başladık ta ki önümüzün kesildiğini iş makinaları ve dozerlerin barikat kurduklarını ve vatanımızın kahraman askerlerince bizim daha fazla ilerlemeniz için emir aldıklarını öğrenmiş olduk. Tabiki askerimize karşı bir zor kullanma kimsenin aklına bile gelmesi imkansızdı , askerlerimizinde bize karşı zor kullanma gibi niyetlerinin olmadığını sonraki yıllarda duyacaktık. Biz yürüyüşe demekki geç kalmışız arka sıralarda yer aldığımız için askerlerin barikat kurduğu yere kadar gitmeden yürüyüş kalabalıktan kendiliğinden durmuştu Barikat kurulan yeri göremeden arkada bir yerlerde kalmıştık, ileriye gitmek imkanı olmadığı için kimse geri mi dönülecek burada mı konaklanacak bilmiyordu, şimdi hatırlayamadığım bir yolcu otobüsü Zonguldak'a gitmek isteyen gelsin diye aracı yanımızda durdurunca, yine gideyim gitmiyeyim ikilemi ile otobüse binip bu sefer evime geldim o gün evimde kaldıktan sonra demek ki benim gibi çok arkadaşımız varmış ki yarınki sabah yürüyüşe katılmak için tekrar arkadaşlarımızın yanına otobüsler ile geri geldik. biz döndükten sonra işçilerin bir kısmı barikatı aşıp E-5 karayoluna çıkıp geri çevirmişler, askerlerin girmeyin dediği yerlerde göz altına alınan arkadaşlar olmuş, biz bunları grevden sonra iş başı yaptığımız zaman işe gelmeyen arkadaşlarımız olduğunu görünce duyacaktık. İşçiler geceyi barikatın gerisinde ateş yakıp burada geçirmiş, birazı beldeye geri dönüp gelişmeleri izlemeye başlamış. Hükümetin bizimle ilgili bakanları ve başbakan buraya gelip sendika başkanı ve yönetimi ile görüşmeler yapılıp sonuçta Grevin bitirilmesi ve geri dönüş için karar alınmış.
Bu karara uymayan sendika muhalif grupları sözleşmenin yeterince anlaşılmadığı yeterli ücret ve sosyal hakların alınıp alınmadığı konusunda tereddütlerin olduğunu öne sürerek, sendikanın aldığı karara rağmen, geri dönmeyi ret edip mücadeleye devam edeceklerini ilan etmiş olacaklarki tabi biz bunları sonradan sonradan duyuyoruz, Sendika başkanı hava kararmak üzereyken belde deki meşhur konuşmasını yaptı kısaca sözleşme şartlarını daha sonra açıklanacak yürüyüşümüz burada bitmiştir herkes evlerine geri dönsün dönmeyen bizden değildir gibi laflar edip, iş başlama tarihi daha sonra açıklanacak deyip Tartışmalara son noktayı koydu bekleyen otobüsler ile biz aynı gün geri döndük


Devamını Oku
Muharrem Akman

Kışlık kömürü mü almak zamanı gelmiş kömür fişim ile gittiğim kömür harmanındaki kömür tevzi yerine gidebilmek için şefime söylediğimde kurum lojmanlarında oturan çoğunlukla başçavuş şef postabaşı konumda olanların kömürleri ile birlikte evlerimizin yanına kadar şirket araçları ile gelen Kömürler ile birlikte benim kömürüde gönderebileceklerini benim haberimi bekle diyerek yanından gönderdi. Şef'in söylediği gibi yakımlık kömürler bir hafta dolmadan geldi bir gün önce şef postabaşıdan bana haber gönderip yarın için kömür geleceğini işe gelmemi işe bir gün gelmediğim için hafta tatilimi çalışmak gerektiğini bunun içinde baş puvatöre şeflik makamından imzalı kağıt göndermek gerektiğinden izin günümde işe geldiğinde sabah şeflik masasına gelip hafta izini çalışmak istiyorum diye benim için hazırlanan dilekçe örneğini imzalamam gerektiğini söylediler,ben öğleye doğru kömür yıkılacak yere geldiğimde yakımlık kömür alacakların isim listeleri gelmiş önce kamyondan yere dökülen Kömürler bunun için ölçü olarak getirilen iki ucundan tutacağı olan 75 kg lik kazanlara doldurup her hak sahibi gelip bir yerde durduğu için onun yakınına dökülüyor listeden isimleri bulunup İmza için ayrılan kısımına imza attırılmaya çalışlıyor çünkü kömür almaya gelenler genelde evlerin hanımları çoğu İmza atmayı bilmediğinden çoğunlukla isimlerinin ilk harflerini olmadı imza yerine bir çizgi çektirip liste kapatılmış oluyordu. Benim kömürümde bir yere dökülmüş imzamı atmıştım bir katırcı bulup kömürü evin altında bir yere çektirmem lazımdı, vakitte epeyce ilerlediğinden ben içim içime sığmıyor kömürü taşıtmak için söylediğim tüm katırcılar benden önce söz verdikleri Kömürleri taşımadan benim kömüre başlayamayacağını söylüyordu en sonunda hâlinden, güngörmüş halden anlayan bir insan olduğu belli olan orta yaşı geçmiş bir katırcı bana yeğenim şimdi sen evine git hanımın kömürü yoldan evine çıkaracak kimse ayarlasın bir saate kadar senin kömüre başlarım kömüre biz burada olsak da olmazsak ta bir şey olmaz merak etmeyin dediğinde zaten üç kahve iki bakkalın görüş mesafesi olan yerde kimse hırsızlık yapmaya cesaret edemez di çok şükür buralarda hırsızlık olayı da pek olmazdı.Ben eve doğru giderken evde eksik olanlardan paramin yettiği kadar almak icin ekonoma ya girip ihtiyaçlarımi alıp acele eve geldiğimde benden haber bekleyen hanımım bir yandan elinden yere bıraktığım eşyaları alırken bir yandan kömürün akıbetini soruyordu,durumu anlattığım zaman iyi ben komşulara kömürün geleceğini söyleyim hazır olsunlar diyerek komşuların kapısına giderken ben kömürün yanına doğru yürümeye başladım. kömürün yanına vardığımda katırcı işini bitirmiş olmalıki kömürün yanında beni bekliyormuş bana yeğen baştan pazarlık yapalım kömürü falan yere kadar taşırsam şu fiyata taşırım oradan ötesine şu fiyat dedikten sonra ilk sefere beraber gideriz diyerek bir atını iki katırının sepetlerini doldurup beraber kömürü yıkacağımız yere kadar gittik söylediği fiyat fazla geldiği için kömür dökülecek yere gelen komşular sayesinde hatırı sayılır bir indirim yapıp kömürü belirlenen yere döktükten sonra kömürün diğer kısmını taşımak için geri döndüler iki katırı bir kişi çekiyor atı bir kişi çekiyordu,onlar gittikten sonra ben kendi çuvalları
İle kömür taşımaya gelen komşuların cuvallarina kömür doldurmak için kaldım çevreden kömürün geldiğini gören iki üç komşu daha gelince kömürü ikinci sefer getiren katırların ve atın ikinci seferleri gelene kadar birinci seferde döktükleri kömür bitmek üzereydi kömürün son seferlerinde vakit geç olduğu için gelenek görenek olarak yerleştiğiden isteyen bir iki yakımlık kömürü çuvalına doldurup gitti ama yarınki evin önündeki çay hamur işi ziyafete katılmak isteğe bağlı değil mecburdu zaten gelmeyen olursa gelenler tarafından önce, ses alacak mesafede ise çağrılır ses alamayınca kapısına çocuk gönderilir eğer evde olup ta hasta falan değilse evinde başka işlerim var bahanesi geçerli olmaz mutlaka çay içmeye gelirdi.İmrce kültürü buraya maden ocaklarında çalışmak için gelen kasaba şehir ve köylerden gelen ülkemizin ortak kültürüydü...

Devamını Oku
Muharrem Akman



Sendika seçim startı verildikten Sonra kendi programımıza uyamaz olmuştuk, bir çok arkadaş ile tanışmış olduk alakası alakasız kişiler gelip bir iki merhaba dan sonra yaklaşan seçimleri sorup hangi taraftan olduğumu öğrenmeye çalışıyor sonra kendisinde içinde bulunduğu grbu öne çıkarıp o grbu öne çıkarıp, iş yeri konusunda karşılaşacağımız her türlü sıkıntıları çözmeye çalışacaklarını v,s vaad edip oyuna talip olduklarını ve kararını bekliyorlardı.

Seçime girecek kaç grup varsa hiç birisi birinden propaganda yönünden geri kalmıyor türlü vaadleri ile insanın karşısına çıkıyorlar şube yönetimi merkez yönetimi için aday olanlar delege adaylarını belirleyip kendileri ve destek veren üyeleri ile toplu olarak kahveye lokontya gidiyor etraflarında ne kadar kalabalık varsa o kadar güçlü olduklarını belli etmeye çalışıyorlardı, tabi bu sırada nahoş olaylar olmuyor değildi her grba oyum senin diyenler oluyor kime rastlarsa onlar ile birlikte görünüp çayını içkisini içiyor yemeğini yiyip beleşten geçinmeye çalışıyordu tabi çekirge bir sıçrar iki sıçrar misali foyaları ortaya çıkınca istenmeyen kişi olarak belleklere yerini alıyor, bir daha o kişiler ile kimse fazla muhatap olmazdı, başka bir gün yanımdaki Arkadaştan oy isteyen bir başkan adayı ona benim yakınım da aday biliyorsun her hâlde onunla aramızın açık olduğunu da biliyorsundur, ama ona rağmen ben sana veya başkasına oy veririm dersem kendime saygısızlık yaparım diyende oluyordu. Nihayet seçimler yapıldı kazanan taraf belli olduktan sonra mahalle gezen yeni şube başkanının etrafında öyle bir kalabalık vardı ki pavyonların (işçi yurtları)
arkasından gelen kalabalık araba yolunu kaplamış belki eli yüz metre insan konvoyu vardı, başkanın ikametgah adresi burada olduğu için burası kutlamaların tavan yaptığı son duraktı.Havada kararmak üzere olduğu için herkes bir kahvehaneye gidip oturup toplu hâlde oturuyor çay oraletten fazla bira satılıyordu sonradan gelenler ile kahvehane içleri almaz oldu millet yol kenarlarında tabure oturak ne varsa oturup eğlenmesine devam etti bu durumu önceden sezen bir lokonta sahibi gerekli hazırlıkları yapmış rakı ve bira stoklamış akşamın ilerleyen saatlerinde başkanlar da evlerine gidince herkes kendi cebinden içmeye başlayınca adam aşağı yukarı hesabını bildiği için sattığı içkiye bakıyor bir hasılata bir gariplik seziyor ama yani kasasında az para var derken adamın birisi yanına gelip, ya demiş içkiyi sen buradan satıyorsun senin ahçın mutfakta satıyor deyince hiç sesini çıkarmıyor artık gece yarısını geçtikten sonra lokontyı kapatıp tam eve gidecekken

Devamını Oku
Muharrem Akman

Romana devam 6
Köyümüzün madelerden emeklilik hakkını kazananları tek tük de olsa çoğalıyordu, rahmetli babamın köye bıraktığı arıcılık kültürü zaman içinde yayılmaya başlamış herkes evinin önüne üçer beşer kovanı koyarak küçük de olsa gelir elde etmeye başlamıştı, fakat bir türlü ekonomik değeri olan doğu Karadenizde bolca yetişen fındık çay ceviz gibi ürünleri tarlalarımıza dikmeyi akıl edemedik. Amcamın kendi oğlu ile abimi karşısına alıp sırtınıza birer çuval alın elinize de birer keser alın artık ekilip biçilmeyen açmanın başından sonuna kadar keserle cevizleri toprağa gömün deyip beni dinlemediler diyerek sözünün tutulmadığını hayıflanarak anlatıyor sonra da o meşhur sözünü söylüyordu "bizim bulladan adam çıkmaz"
Maden ocaklarında son yıpranma dedikleri ikramiye ile malulen emekli olmuş bir amcamız evinin çatısında bulunan badavra tahtalarını söktürüp yeni yeni çatılarımızda kullanmaya başladığımız kiremit ile kaplatarak köyde bayağı bir sükse yapmıştı tavanın üstünde yetiştirdiūği BAYLIK dediğimiz çiçeği de yerinden güzelce yere indirmiş kiremit kaplı çatının üzerinde durmasını tehlikeli gördükleri için onu hemen evin önündeki fırının yanındaki yükselti bir yerde taşın üzerine yerleştirmiş tiler. Bu bitkinin çatılarda büyütülecek kadar değeri vardı elbette, bitkinin yapraklarının içinde bulunan beyaz renkte sıvı kulak ağrıları olanların kulaklarına sıkılır ağrısına iyi gelirdi, kasabanın Pazarı olan günlerde eskiden yürüyerek ve at sırtında gittiğimiz köyümüzün yolu üzerindeki köyden bir vatandaşın traktörü ile gidip geliyorduk, köy amcalarımızdan birisi maden ocağından çoluk çocuğu ile gelirken kasabadan köye gelmek için geç kalmış olacak ki kasaba ile köy arasında bir yerde şiddetli yağmura yakalanmış bir ağaç altına sığınarak yaktığı ateşin yanında sabaha kadar beklemiş, belkide bu yüzden köyü en erken terk edenlerin arasında idi bir gün amcalarının oğulları ile düven yonmaya yani çam ağacından düven yapmaya gitmişler amcalarının oğulları düvenin iki tarafınıda bitirdiği halde o daha bir tanesini bile bitirememiş onların yardımı ile düveni bitirip eve öyle gelmişler, o zaman da söylemiş "ben bu köyden ayrılacağım". Kasabadan aldıklarımızı evlerimize getirmek için yolumuz uzun olduğu ormandan tomruk çekmek için yapılan yol hafif bir yağmurda Traktör bile çamura saplanıp yolda kalıyordu bunun için yeni yol için müracaat etmiş henüz bir yol yapılmamıştı.. çocuklar büyümüş birisi liseye yeni başlamış birisi henüz orta okulda idi bizler se geçim derdi madendeki çalışma zorlukları çocukların okulu derken zamanın nasıl geçtiğini bilmiyorduk, köye gitme araları uzadıkça uzuyordu, şoför acemi yollar dar yeni aldığı pikapla köye gidecek olan emekli madenci büyüğümüz ve köy yolcuları kasabanın Pazarından köye dönerken traktörün önüne çıkan tilkiyi şoför güya yakalayacak tabiki yol zaten dar tilki can havliyle yoldan kaçıyor en sonunda ne olduysa pikap yoldan çıkıp dereye kadar yuvarlanıp duruyor Allah'ın takdiri kimse ölmüyor ama bir çoğu yaralanıp hastaneye kaldırıyor,hastane polisi olayın nasıl olduğunu soruştururken sıra aracın sahibi traktöre şoförlük yapan babasına geliyor baba "baş efendi biz köye gitmek için bindik traktöre, girdik köyün yoluna hava karardı kararacak yol boyu gidiyoruz alt yanımız dere, önümüze bir tilki çıktı tilki kaçıyor biz arkasından son sürat gidiyoruz, tilki yukarı gidiyor biz yukarı, tilki aşağı kaçıyor biz peşinden derken,en sonunda tilki yukarı kaçtı biz dereye uçtuk,atın bu pezevengi içeri."Diyor sonraki ifadelerinde davacı olmayınca bu ciddi trafik kazası çok şükür ucuz atlatılmış oluyor.
Askeri darbeyle elimizden alınan ücret kayıpları ardında yapılan toplu sözleşmelerde bir türlü istenilen refaha Ulaşılamamış sendikanın onca bağırış çağırış efelenmesine rağmen aldığı grev kararını uygulama aşamasının son gününün son saatlerinde işveren sendikası ile anlaşıp büyük bir hayal kırıklığı yaşatıyordu. Zaman zaman yapılan bir günlük işi bırakma işi yavaşlatmak amacıyla yapılan eylemlere şehirdeki demokrasi platformu STK ların verdiği destek de çare olmuyordu.İş yerlerinde yer altında madenlerde aldığımız ücret asgari ücret dolaylarındaydı ne guruplu çalışanların ne daimi çalışanların aldıkları maaş yetiyor,maaş aldıktan beş on gün sonra temel gıda ihtiyaçlarımızı karşılamak için bakkala, manava, kasaba, eğitim giderleri için kırtasiye dükkanına, hatta kahvede oynadığımız çayına kahvesine oynanan oyunlarda üzerimizde Kalan partilerin ücretlerini veresiye defterlerine yazdırıyorduk. Gittiğimiz kahvenin ocaklığında çalışan yeğenime benim haberim yokken diye ben dört arkadaşımla oyun oynarken şaka olarak 1.nci parti bitince garson yeğenimin yanına gidip bu parti amcanda kaldı diyor yeğen amcamda kalan parti bende diyor 2.nci parti yine yeğen ben veririm diyor 3.ncü parti de bende kaldı deyince yeter ya demiş benim günlüğüm bu kadar zaten bir daha oyun parası veremem diye tavrını koymuş, tabi benim bundan sonradan haberim oluyor. Geçen zamanlarda sendika yönetimi de değişmiş işçi haklarından iş güvenliğinden geçim derdinden bahsederken daha sert demeçler veriyordu ama biz daha önce böyle söylemleri çok duyduğumuz için bir kulağınızda girip bir kulağınızdan çıkıyordu
Ay başlarında borçlarımızı asgari düzeyde ödeyip evlerimize dönüyorduk verilen ikramiyeler de biraz olsun refahlıyor tekrar aynı borç sarmalının içine giriyorduk
Ekonomisinin yüzde yetmiş maden işçilerinin aldığı ücretten karşılayan şehir esnafının durumuda bizimle birlikte çöküyordu, bazı arkadaşımızı, tefecilerin eline düşüyordu bakkaldan aldığımız ürünleri deftere yazdığımız için pahalı da olsa almak zorunda kalıyorduk çoğu zamanda borçlanmızı vermediğimiz için ufak bir ihtiyacımız için geri çeviriliyor, hatta geciken taksit ler için dayak bile yenildiğini duyuyorduk. Bakkalların soba kuzine buzdolabı televizyonu veresiye defterine yazdığı dönemler bitmiş soframıza bir çeşit yemekten başka yemek konmaz olmuştu. Zeytin peynir bile artık lüks yiyecekler sınıfına girmişti çocukların beslenmesinde yiyecek olarak ev yapımı bohça börek patates kızartmasından başka bir şey yoktu. Dünyanın en tehlikeli en zor mesleklerinden birisi sayılan taş kömürü madenciliği de çalıştığımız hâlde bize reva görülen ücret buydu. Artık grevin ayak sesleri.Sendika toplu sözleşme görüşmelerinde bir türlü uzlaşma sağlanamadığını her bölge delegeleri ile işçilere duyuruydu, grev sözcüğü aramızda çok söylenmeye başladı ama biz hiç greve gitmemiş grev nedir bilmiyorduk..

Devamını Oku
Muharrem Akman

İşyerinde,kahvehalerde, evlerimizde grev nedir ne değildir greve gidilir mi gidilmez mi gidilirse ne olur gidilmezse ne olur tartışmaları ile zamanımız geçiyordu.
kulağımız hep sendikadan gelecek haberlerdeydi, Bu durum çalışma hayatına yansıyıp kimse işine gücüne doğru dürüst adapte olamaz olmuştu. Grev öncesi haklarımızın verilmesi için sendika tarafından arasıra basın açıklaması yapılıyor bir iki saatlik işi bırakma eylemleri yapıyorduk, İşçi ile İşveren arasında yapılan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri uzadıkça uzuyor taraflar arasında bir türlü uzlaşmaya varılmıyordu. Sendika sık sık bizden gelecek haberleri bekleyin, bizden başka kaynaklardan gelecek hiç bir habere itibar etmeyin diye gerek iş yeri ziyaretlerinde kendileri ve delegeleri aracılığıyla işçiye haber üzerine haber gönderiyordu, grev kararının uygulama tarihine daha biraz zaman vardı iş güç artık neredeyse ikinci planda kalmıştı, biz grev hazırlıkları yaparken işveren kanadında boş durmuyor, madenlerde çalışanlar bir işçinin iş yerine toplam maliyeti neyse o rakamı kamuoyuna açıklayarak kafaları karıştırıyordu bizim aldığımız ücret ile hiç alakası yoktu. Üstelik madenciler yeterli ücret alıyorlar deyip işçi sayısı şu kadar bir işçinin maaşı şu,toplam ödenen para şu kadar,buradan yaptığımız zarar bu kadar deyip uzlaşma arapsaçına dönüyordu. Bir işçi iş akdini imzaladığı gün ömründen beş on yıl vazgeçip her dakika ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı, maden ocağında verilen tertibi harfiyen yapan bir işçiden işveren nasıl zarar ediyordu. Parmak hesabı yapsalar bile hesap yanlıştı.Bir kazmacı ustasının günde amelesi ile en az 7/8 ton kömür kazıp zincirli konveyör bantlarına kaburgalı kürekler ile kürüyerek yer yüzüne gönderen işçinin kuruma nasıl zarar ettirdiğinin açıklaması yoktu. Bir ton kömür fiyatı ile bir ayda çıkardığımız kömür hesabını yaptığınızda işverenin işçiden zarar etmesi mümkün değildi, bu hesapta yanlışlık vardı. İşveren ise haklı olarak kurumda çalışan personel sayısı ile çıkan kömürü hesaplıyor çarpıp bölüp bir işçi günde şu kadar kömür çıkarıyor deyip adeta alay ediyordu, kurumdaki şişirilmiş kadro ile yapılan hesap kamuoyunu yanıltmak için bir oyundu, elimize geçen çıplak ücret giydirilmiş ücret gibi bir çok terimleri duyuyor, kömür işçisinden doğan zararı memleket esnafının verdiği vergiler ile kapatıyoruz gibi, hak etmediğimiz söylemler ile karşılaşıyorduk, Ramazan ayının son günlerinde olduğumuz için mahallemizde teravih namazını kıldıran hoca için para toplama zamanı gelmişti, bize yakın bir evde namaz kılındığı için bu görevi kendi kendime ben üstleneyim dedim, dedim ama cemaatten benden yaşça büyük bizimle beraber namaz kılan bir arkadaş, hayır parayı sen değil ben toplayacağım diyerek karşı çıktı, hala da niye itiraz ettiğini bilmiyorum, mahallenin yaşlıları camimiz biraz uzak olduğu için Terafiv namazına gidemediğinden Ramazan aylarında Terafiv namazını kıldırmak için hoca tutuyorduk, bu hem iyi hem kötüydü iyi tarafı iftar vaktinde oruç açıldıktan sonra üzerimize çöken ağırlık sebebiyle evde oluyor hatta birazda uyuyabiliyorduk, kötü tarafı Ramazan'ın manevi havasını camide değil evde yaşamaktı, arasıra Terafiv namazı için camiye de giderdik, namaz sonrası kahveler sahura kadar açık olduğu için bazen sahura kadar oturup kalırdık, Kulüp dediğimiz kahvelerde tombala oyunu oynatılır, dağıtılan kartlardaki numaraları okundukça birinci ikinci çinko ve tombala olana kadar çıt ses çıkmazdı, Yarın tatil günümüz olduğu için ben Terafiv namazından sonra girdiğim kahveden, bir parti okey oynamak için oturduğum masadan sahur vaktine eve zar zor yetiştim, malesef bu bayramda da köyüme gidemedik köye gidemediğmiz zamanlarda mahallemizde biz de kendi aramızda bazan 2 güne bazan 3 güne bölünerek bayram yapıyorduk, bayram namazı sonrası Kurban Bayramı ise kurban kesmeye değilse, bayram namazı sonrası, cami cemaati ile bayramlaşıp zaten bir caddeden oluşan sokağımızın üzerinde bulunan esnafları teker teker ziyaret edip esnafın kolonya şeker ikramı ve bayramlaştıktan sonra, kısa bir kahve ziyareti ile noktalayıp evlerimize giderdik. Köyde yaptığımız bayram yemeklerini aynen burada da yapıyor bayram ilan ettiğimiz evleri günde en fazla 3-5 hane birbirimize bayramlaşmaya gidiyorduk, gittiğimiz evlerde bizi köylerimizeki gibi bayram sofraları karşılıyor ama, ne yaparsak yapalım köyde yaşadığımız bayramların yerini tutmuyordu. Aldığımız bayram şekerlerinden ancak üç beş tane çoluk çocuğa dağıtabilirdik, çünkü bayramda millet köyüne, memleketine ya da sağa sola gezmeye gidiyor, biz çocukluğumuzdan başlayarak yaşadığımız bayramların hayali ile kendimizi avutuyorduk. Babamın kurumun işçilerine her yıl verdiği verdiği kumaşlardan diktirdiği koyu yeşil takım elbisesinin pantolonu ütülenmesi için koyduğu yatağın altından özel günlerde çıkartır, düğüne bayrama öyle giderdi bu her bayramda aklıma gelen hatıraların başında geliyordu, babam üstüne başına özen göstermesi ile anılırdı. Bayramın son günü öğleden sonra dönüşler başlar köylerden gelenle ve il dışına gidenlerin de dönmesi ile birlikte kadro tamamlamış olurdu bayramın son günü iş hayatı 16-24 vardiyası ile başlamış oluyordu. artık bizim için görünen köy olan grev tarihi, yavaş yavaş yaklaşıyordu ama hâlâ daha grevin olup olmayacağını idrak edemiyor son günlerde anlaşma sağlanacağını ümit ediyorduk. Günlümüz ile 600 gram kıyma alabiliyor evimizde fazladan bir yumurta yemenin bile hesabını yapıyorduk artık işçinin gözü kulağı kahvelerdeydi iş yeri temsilcilerinin sendikanın birinci ağızdan söylediği haberleri öğrenmek için evinden önce ilk uğrak yeri olmuştu, pavyonlarda (işçi yurtlarında) yatan işçiler, kurum içi telefonlardan pavyon amirlerinden bir şekilde haber alıyorlardı, Sendika başkanı ara sıra delegeleri aracılığıyla genel merkez binasının önünde toplantı yapıyor katılan işçi ve delegelere sözleşme hakkında bilgiler veriliyor onlar vasıtasıyla işçiler arasında bu bilgiler yayılıyordu. Önümüzdeki iki üç toplantı önemliydi genişletilmiş başkanlar toplantısı Uzlaşma komisyonu işçi ve işveren sendikası, bir arada yapılacak toplantıdan çıkacak sonuçlar artık grevin akıbetinin sonucunu belirleyecekti. Aynı zamanda Polonya'da gelişen işçi hareketlerinide elimizden geldiğince yazılı ve görsel basından izlemeye çalışıyorduk,Polonya'da küçük bir isyerinde başlayan grev, dayanışma hareketi adı altında tüm ülkeye dalga dalga yayılıyor , İşçiler tüm İsteklerini elde ettigi gibi sonradan dayanışma hareketinin lideri LEH VALESSA Polonya'ya devlet başkanı oluyordu, Grev kararımıza kamuoyunun desteği gün geçtikçe artıyor muhalefet kanadının büyük trajlı gazetelerin köşe yazarları ve ünlü sanatçılardan destek mesajları yağıyordu, kimse yer altında çalışan maden işçilerinin aldıkları bu ücreti reva görmüyor bir yandan da İşveren kanadının her fırsatta kurumun zararını ortaya sürmesi moralleri bozuyordu, kelle koltukta her gün ev halkıyla helaleşip işe gidip iş çıkışı, sağ salim yevmiyemizi alıp dışarı çıkmanın sevinci ve guruyla geçmiş olsun denilen işçilere bu gayret ve zorluklara rağmen gördüğü muamele büyük bir haksızlıktı.İşyerini nasıl zarar ettirdigimizi hatta ülkenin sırtında kambur olduğumuza bir türlü aklımız ermiyordu. Sendikanın önünde ilk slagon atılmıştı İŞÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ

Devamını Oku