Dağın yamacına dizilmiş taş konaklar,
Penceresi oyma, kapısı asırlık.
Sarı kesme taşlar asırları taşır,
Midyat ayakta, yıkılmadan, eğilmeden.
Dar sokakları labirent, taş döşeli,
İki omuz değiyor duvara geçerken.
Arnavut kaldırımı bilir giden geleni,
Kaybolursun, şehir seni bulur sonunda.
Çarşıda tık tık işler telkâri ustası,
Gümüşü iplik gibi çeker parmağında.
Eşsiz taş işçiliği her kemerde, her motifte,
Dua gibi yükselir ustanın nefesi.
Mor Gabriel’den yükselir inanç turizmi,
Kapısı açılır bin yıllık manastırın.
Süryani çanı, minareden ezan sesi,
Aynı taş avluda kardeşçe buluşur.
Süryani konuşur, Arap selam verir,
Kürt türkü söyler, Ezidi dua eder.
Bin yıldır aynı ekmek bölünür sofrada,
Farklı dil, farklı inanç, tek yürek Midyat.
Akşam Estel’den Mezopotamya görünür,
Güneş batar, taşlar alev alır usulca.
Midyat fısıldar: “Ben kimseyi ötelemedim”,
Taşım sağlam, gönlüm geniş, bin yıl daha.
Kayıt Tarihi : 31.05.2026 18:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!