Meyhane ağır ağır doluyordu.
Kapılardan akşam sızıyor,
masaların üzerine bırakılan her kadeh
sessizliği biraz daha çoğaltıyordu.
Önüme iki kadeh koydular.
Biri benimdi;
öteki, çoktan gitmiş birinin.
Dokunmadım ona.
İnsan,
yokluğa el sürdüğü zaman
onu gerçekten kaybettiğini anlıyor.
Bazı ayrılıklar kapıdan çıkıp gitmez;
bir sandalyeye oturur,
karşında sessizce yaşlanır.
Uzakta bir şarkı çalmaya başladı.
Sözlerini bilmiyordum.
Ama bazı ezgiler
hatırlanmak için söylenmez;
insanın kendinden sakladığı yere
birdenbire dokunur.
O anda
çok eski bir bahçe geldi aklıma:
yarı aralık bir kapı,
taşın üzerinde silinmiş harfler,
duvara yaslanmış kurumuş dallar...
Zamanın her şeyi götürdüğünü sanırken
bazı izleri neden özellikle bıraktığını
ilk kez düşündüm.
Belki geçmiş,
geride kalan bir zaman değildi.
İçimizde henüz tamamlanmamış
ne varsa oydu.
Bir masada kahkaha yükseldi.
Başka bir masada
bir adam başını ellerinin arasına aldı.
Aynı çatı altında
biri hayata tutunuyor,
biri vazgeçmenin eşiğinde
sessizce bekliyordu.
Herkes kendi hikâyesinin
hem tanığı
hem mahkûmuydu.
Belki kalabalıklar bu yüzden iyi gelir insana.
Kendimizi unutmanın en kolay yolu,
başkalarının hayatına bakmaktır.
Benim hikâyemin sonu yoktu.
Yalnızca bir cümlesi eksikti.
Yıllardır içimde taşıdığım
o cümleyi söyleyemedim.
Çünkü bazı sözler
söylenmek için değil,
insanın içinde büyüyüp
bir gün sahibini değiştirmek için vardır.
Söyleyemediğin bir kelimenin ağırlığını
bazen söylediğin bütün sözlerden
daha uzun taşırsın.
Belki susmak,
kelimenin yokluğu değildi.
Hakikatin henüz
dile sığmayacak kadar büyük olmasıydı.
Kadehi kaldırdım.
İçimde bir şey kırıldı mı,
yoksa çoktan kırılmış bir şey
yerine mi oturdu,
bilemedim.
İnsan,
hangi acının kendisini değiştirdiğini
çoğu zaman sonradan anlıyor.
Meğer özlem sandığımız şey
bazen kendimize dönüşümüzmüş.
Birini kaybettiğimizi sanırken
onunla birlikte
kendimizdeki bir zamanı da kaybedermişiz.
Sen değildin artık
içimde duran.
Senden sonra bende kalan
ve sana benzediği için
uzun zaman senden sandığım
bir tarafımdı.
İnsan bazen
sevdiği kişiyi değil,
onun yanında olduğu hâlini özlermiş.
Gece ilerledikçe
meyhane seyrekleşti.
Sesler çekildi duvarlardan.
Sandalyeler birer birer
masaların altındaki karanlığa gömüldü.
Son ışıklar titrerken
insanların yüzlerinden
günün bütün yorgunluğu geçiyordu.
O gece ilk kez
kendimden kaçmadığımı fark ettim.
Meyhaneler insanı sarhoş etmez yalnızca;
bazen kendine kurduğu
bütün bahaneleri de dağıtır.
Bir kadehin dibinde
unutmak istediğin yüzü değil,
kendini görürsün.
İnsan sevdiğinden değil,
kendisinde eksilen yerden kaçar.
Nereye giderse gitsin,
hangi kapıyı açarsa açsın,
hangi şarkının ardına saklanırsa saklansın,
gecenin sonunda
kendi içindeki masaya döner.
Çünkü insanın
dünyada dolaşabileceği kadar
uzak bir yer vardır;
ama kendinden çıkabileceği
hiçbir yol yoktur.
S.GÖL
Seyrani Göl
Kayıt Tarihi : 14.08.2026 14:42:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!