KÜL VE RÜZGÂR
Doruklarında paslı ayaz,
Vadilerinde duman gezen
Bir eski zaman ülkesisin.
Şafak sökmeden yürüyen
Yorgun çobanların nefesi,
Karanlığı omzunda taşıyan
Sessiz ırmakların kardeşi.
Adını her söyleyişte
Bir taş yerinden oynar sanki.
Çünkü sen,
Haritaların unuttuğu
Ama rüzgârın ezberlediği
Derin bir hatırasın.
Peşinde tüccarları vardır
Demirin,
Bakırın,
Toprağın altında uyuyan
Bütün karanlık servetlerin.
Masalarda bölüşürler seni,
Cetvellerle ölçerler dağlarını.
Bir avuç rakam uğruna
Bir ömürlük türküyü sustururlar.
Sonra çocuklar düşer
Yarım kalmış oyunların içine.
Bir uçurtmanın ipinde kalır
Göğe verilmemiş bütün cevaplar.
Anneler bekler.
Kapılar bekler.
Sönmüş ocakların külünde
Bir sıcaklık kırıntısı bekler.
Ama sen,
Kırılmış dallarından bile
Yeşermeyi bilen ağaç gibisin.
Ne kadar ağır geçse gece,
Sabahın bir yerinde mutlaka
Bir serçe konar yaralarına.
Dünya döndükçe,
Küllerin arasından yükselen
İnatçı bir kıvılcım gibi,
Kendi adını yeniden
Kendi sesinle söylersin.
16.05.1996
Ali Fırat DicleKayıt Tarihi : 12.08.2026 08:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!