Seni,
ruhumun kırıntılarında ayıklarken
gözüm,
yazdığın son mektuba ilişti.
Bir yuva yapalım, yakut kafesli
Hoş seda bağrında keyif çatalım
Viran bağın muhabbeti, bir teli
Aynı güzellikten aşka katalım
Şu yalan dünyadan gidelim öte
Es gönlünce, bana gel
Bir haber ver esen yel
Hastayım, getir bana
Saracak füsunlu el
Dağılmış gülücükler
Ya sabır, ya sabır...!
Ben boş tencere...
Yoksula ekmek yerine taş yediren;
ülke hazinesini soyan,
yalan konuşan,
Göklerden ölüm seyirterek bakıyorsa
İnadına gönüllerden sevgi yerine zulüm yağıyorsa
Kimse sevinmesin boşuna
Sonra ürkek yıldızlar karanlığa saklanıyorsa
Güneş ışık vurmaktan korkuyorsa
Bu can bende değil ey gençlik çağı
Gönülsüz yaşama gel bel bağlama
Güçlü isen yıktım deme bu dağı
Son sahibim ölüm deyip ağlama
Köhnemiş toprakta biran var olsak
Bu can çeker Camuşlu toprağını
Sadık dostluk kuran kırı özledim
Kavrul sen yüreğim tütsün dumanı
Gelin huylu edep, arı özledim
İki gözüm çeşme olmuş küpünde
Asla bu devirde çocuk olmak istemem.
Yaşama hevesim kırılıyor
Şu masumiyet yüzlü çocukları görünce...
çılgı çıkmış kavonoz dipli dünyanın...
İnsanlık dibe vurmuş.
Üzülmenin bini on para etmez!
mevsim bahar demeye dilim varmaz,
iyi biliyorum.
mevsim karakıştı
kararmış karakıştı
gördüğün kötümser dünyanın içi boştu.
Şahit olsun meçhul
gülmek acıların,
sevinmek kederin,
özlemek üzüntülerin,
bir adım önündeyse
hayale kapılmaya gerek kalmaz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!