Hangi sevap seni beklese
günahları süzersin
Bütün tövbelerini önüme sersen affetmem
Doksan dokuz yaramın yüzü sensin!
Yanlış devirmiş bu...
Zor sözleri sevdim ben
Kolay nakaratlar sizin olsun
Bir merhabayla seviştiniz
Bu kadar samimi olacak kadar ne içtiniz?
Kırmızı çizgileriniz vardı sözde
Sen
Cenabet gecelerimin Destursuz sabahı
Kabuslarımın Karabasanı
Bismillah demeden oturduğum sofram
Arkandan ağladığım ekmek ufağı!
Biz ne seviyorum diyenler gördük
İncinmiş yanımızı saklayıp
kalana ekmeğimizi
gidene kalbimizi böldük
Kimselere yetmedi sevdamız
Günlük güneşlikti ilk merhaba
Sonra yüreğimize vurdu sevdanın boranı...
Herkes kaybetti
Bire hiç verdi mutluluğun oranı!
Sakıza gücü yetmeyen
ama umutları çikolata
Fakir çocukların dizlerinde yarayım...
Tarafıyım mutsuzlukların
Kim kaybetse ondan yanayım
Daha çabuk sarhoş olup
geçmişi unutabilmek için tercih ediyorsam
rakıda SEK’i
Bil ki kalbim,
asi asil mutsuzluğumun öteki teki!
..........................................
Üzerindeki eski kıyafetleri yıllardır okunmamış kitaplar gibi toz içinde, vücudunun parçası haline gelmiş, aksak bacağına yaverlik eden yorgun ve titrek ellerinin tuttuğu bastonuyla yanına bir ihtiyar yanaştı.
-Hayırdır evladım,kimi yolcu ettin? Kız meselesi mi yoksa?
-Boş ver be amca.
İlk duyduğunda bu hikâyeden çok etkilenmişti Tarık. Ne acıdır ki onu da dramatik bir son bekliyordu.
Varoş mahallelerin ufuksuz, çaresiz yoksulluğunda sırt sırta vererek birlikte büyümüşlerdi Tarık ile Tolga. İlk aşk ilk kavga ilk iş derken hayat dostluklarını daha da sağlamlaştırmıştı. Askerlik zamanına kadar hiç ayrılmadılar birbirilerinden.
Hayata dar pencereden baktıkları toyluk ve yokluk dönemlerinde ilk merak salıp yaptığı iş müzisyenlikti Tarık’ın. Mahallesinde sokak düğünleri olduğu zamanlar, oynayanlara takılan ala turaları çocuklar almasın diye toplayıp çalgıcılara teslim eder, karşılığında harçlık alırdı.Bir müddet sonra org çalmayı öğrenme isteğiyle para biriktirmeye başladı. Biriktirdiği paraların bir kısmını ayırıyor, ilk aşkı, ilk cinsel birlikteliği, ilk seni seviyorum dediği Esra’ya hediyeler alıyor, ara sıra ilişkilerine dair hayaller kurduklarında, "Bak göreceksin. o klavyeyi satın alıp çalmayı öğreneceğim ve herkes tarafından aranan bir müzisyen olacağım. Kim bilir belki bizim düğünümüzde bile ben çalarım" diyordu.
Kız da sırılsıklam âşıktı. Her buluştuklarında daha önce heyecandan dizlerini titreten kimse olmadığı için, aşkın tam karşılığı Tarık olmalıydı. Zira ona ilk değer veren kişi Tarık’tı. Yaşadığı ve yüreğinde hissettiği garip duyguları daha önce hiç tatmamıştı.
Tarık’ın askere gideceği gün gelip çatmıştı. Toplanan kalabalıkla tek tek vedalaştıktan sonra, sıra sevdiği kıza geldiğinde, sımsıkı sarıldığı sırada, askerde harcaması için eşi dostu tarafından cebine sokulan paraların hepsini kızın çantasına usulca bırakmıştı. Ne de olsa yakında Esra’nın üniversite sınavı vardı ve kazanırsa kimselere muhtaç olmasın, zorluk çekmesin istiyordu.
Şimdi Ne olacaktı? Yaptığı şeyden pişman olup vicdan azabı mı çekmeliydi? Yoksa verdiği karara saygı duyup hiçbir şey olmamış gibi hayatına yeniden yön mü vermeliydi? Sürekli duygularıyla hareket eden biri olduğu için kızdı kendine. Neden verdiği kararlar onu daha da karamsarlığa itip ikilemde bırakıyordu? Aldığı tüm kararlar, “Yeter ki sonuca varayım” düşüncesiyle, aslında nihayete erdiremediği ruhunu daraltan kararsızlığının eseriydi. Kendi rutinine esir olmuştu, her yeni gününü düne benzer sıradanlıkta yaşıyordu sürekli. Yanından geçen birine selam vermek dahi ürpertiyordu içini. Öylesine bunalmış hissediyordu ki her nefes alışında sanki Sahra Çölü’nün sıcaklığını ve tozlarını çekiyordu ciğerlerine.
Kafeden çıkar çıkmaz telefonun rehberine girip kişi listesinden dertleşebileceği arkadaşlarına baktı. Her seferinde birilerini seçip aramak üzereyken aniden oluşan sebepsiz isteksizlikle vazgeçti. Nereye gittiğini önemsemeden küçük adımlarla meçhule yürüyor, sürekli gönderdiği mailin olası sonuçlarını hesaplayıp nihayetsiz kalıyordu.
-Ooo kimler gelmiş? Hey! Neşesiz adam sana söylüyorum.
-Ne, bana mı seslendin?
Nasıl oraya geldiğinin farkına bile varamamış, kafasını kaldırıp etrafa baktıktan sonra her zamanki bara geldiğini anlayınca kalp atışları hızlanmış, heyecanlanıp tüyleri diken diken olmuş, akıl sağlığından şüphe ederek ürpermişti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!