Bir kadının gülüşüyle doğar sabah,
Işığa keser evin duvarları.
Bir annenin sevgisiyle bereket iner sofraya,
Lokmalar şükrün tadına bürünür.
Sevgiyle yaşayan bir Kadın varsa evin içinde,
Mutlu Olmadığını Söyleyen Kadına 'Geri Gel' Denilmez
Aşk, insan ruhunun en ince, en kırılgan dansıdır; bazen ahenkle süzülür, bazen bir adımın yanlış ritmiyle bütün melodi bozulur. Bir kadın o dansın ortasında durup, gözlerini yere indirerek, “Mutlu değilim,” dediğinde, o sözler bir anlık hezeyanın ürünü değildir. O söz, aylarca, belki yıllarca süren içsel bir yolculuğun, sessizce büyüyen bir farkındalığın yankısıdır.
Böylesi bir cümle, kalpten kopan bir sitem değil; bir ruhun kendi hakikatine uyanışıdır. Kadın, o an yalnızca bir ilişkiden değil, aynı zamanda kendi içindeki zincirlerden de özgürleşir. Ona “geri gel” demek, bu özgürlüğe ket vurmaktır; kendi korkularımızla, yalnızlığımızla yüzleşmek yerine onun yolunu kapatma çabasıdır.
***Narsist Bir Kadınla Hayat Kurmanın Bedeli;
Evlilik, insanın yeryüzünde bulabileceği en güvenli limanlardan biri olmalıdır. Fırtınaların ortasında, sığınılacak bir liman…
Gündelik hayatın ağırlığını hafifleten, insanı kendine yabancılaştıran dünyada yeniden “evinde” hissettiren bir bağ. Fakat bu liman, yanlış kişiyle paylaşıldığında fırtınadan korunmak yerine, bizzat fırtınanın kendisine dönüşebilir.
Zihin, istikrarsızlığı sevgi olarak değil, tehdit olarak kaydeder.
Tutarsız sevginin açtığı yara sessizdir; ama derinlerinizde, taşınması güç bir ağırlıkla yaşar.
İnsanı yıkan şey, büyük bir ayrılık değil çoğu zaman;
bugün dokunup yarın çekilen elin,
bir an değer verip bir sonraki an yüz çeviren bakışların,
Bir erkeğin omuzlarına yüklenen “Koca”lık, sıradan bir sıfat değildir. O, taşıması ağır bir taç, girilmesi çetin bir meydan, yürünmesi dikenli bir yoldur. Bu yol, yalnızca karşısındaki kadının güveniyle, saygısıyla ve teslimiyetiyle anlam bulur.
Çünkü erkeğin liderliği kabul görmüyorsa, o zaman omuzlanan yük ne kadar ağır olursa olsun, bir değer ifade etmez. Liderliğin reddedildiği yerde düzen değil, yalnızca kaos vardır. Ve kaos, damla damla, gün be gün erkeğin ruhunu kemirir.
Bugün birçok kadın, evlilik nimetlerinden faydalanmak isterken, eş olmanın sorumluluklarını geri plana atıyor. Korunmak, desteklenmek, evlilik statüsünün güvenliğini yaşamak istiyor; fakat aynı zamanda “özgür ve güçlü” olma perdesinin arkasına saklanarak, sorumluluğun tüm yükünü kocasına bırakıyor. Krizi senin çözmeni, faturayı senin ödemen, yarayı senin sarman bekleniyor.
I. BÖLÜM — GECENİN NABZI
Fethiye’nin kalbi, geceleri de atar.
Ama Paspatur’unki, başka çarpar.
Taş sokaklar, yüzyılların suskunluğunu taşır; duvarlar deniz tuzu ve eski hikâyeler kokar.
Rüzgâr, rakı ve pişmanlık taşır; her köşe bir hatıranın eşiği, her gölge bir itirafın bekçisidir.
ALİS
Patili küçük zıp zıp kızım Alice için
Evde bir neşe var; adı Alis.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanır, patilerini yere vurur,
Her sabah doğar kelimeler seninle.
Kahve kokusu, uykunun kenarında unutulmuş bir rüya gibi dolandırır odayı.
Kalem ucu yıpranır düşlerinden,
Her harf, senden kalan bir nefesle yazılmak ister,
Her kelime, senin kalbinden süzülür gibi doğar.
Evlilik, iki kalbin omuz omuza taşıdığı en ağır sorumluluktur.
Hayatını dışarıdan gelecek beğeni ve yorumlara göre biçimlendirmek, evliliğe ihanettir.
Bir insan “Eşim ne hisseder?” sorusunu bir kenara atıp, “Takipçilerim ne der?” diye düşünmeye başladıysa, sadakatin yönü çoktan kaymıştır.
Gerçek bağlılık, ekran ışığına değil; yastığını paylaştığın, kalbini açtığın kişinin ışığına yönelmektir.
Şairin kocası olmak zordur siz bilmezsiniz…
Kadının kalbi derindir çünkü,
suskunluğunda bile fırtınalar saklar;
bir kelimeyle umut olur,
bir nefesle bütün acılarını yeniden yazar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!